Arefe günü akşamı hayat dolu, şen, şakrak, yürürken kendisiyle barışık; kalender meşrep , ağa ruhlu , güzel insan, Bingöl dağlarının karekteristik özelliklerini sinesinde barındıran, sireti suratına akseden; çocukla çocuk, gençle genç, ihtiyarla ihtiyar olan, kibir ve gururun yanına uğramadığı, tavazu sahibi, cömert insan, kadim dostum Kazım ATAOĞLU da göçtü öte aleme.
Diri bir şuuru ve hayata dair çok emelleri vardı . O, şimdi defin edildiği yere bakan tepeye güzel bir konak yapacaktı. Güya hayatının güzel demlerini orada dostları ve akrabaları arasında geçirecekti ! Yapacağı konağın maliyetini bile hesaplamıştı. Bilmiyordu ki, kabri; konağından önce hazır olacaktı! Hiç ölmeyecek gibi dünyaya, yarın ölecekmişiz gibi ahirete hazır olmaktı bizim işimiz. Ama, ölüm bu? Ölüm; bazen insanoğlunun arka ayağını ön ayağına ulaştırmazmış. İşte Kazım’ın ölümü de böyle oldu. Ah Ölüm ah! Ölüm; yaratılmışların Yaradanına kavuşma anı değil mi? Bu da herkes için beklenen mukadder bir düğün gecesidir. Ölüm insanların gerçek hayata gidişine ilk pasaport vizesidir.
Önden gidenlere bizden de selam söyle. Kazım Ataoğlu ila 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinden bugüne devam eden kavi dostluğumuz hep diri kalmıştı. Kazım’ın dayısı oğlu ve ileride kayınbiraderi olacak Hamid Asutay’la biz 1970’lı yıllar da Urfa da İmam Hatip Okulunda öğretmenlik yaptığımız demlerden vefatına hep dava arkadaşı ve dost kaldık. Hamid Asutay ile gönüldaş ve fikri hayatın atmosferi içinde Urfa’da kültürel, sosyal ve fikri çalışmaları birlikte yapıyorduk. O zaman İmam Hatip Okulu Müdürü Mehmet Zeki Soyak ile Hamid Asutay, Mehmet Zirek, Saffet Saygın , Mehmet Oymak, Abdülkadir Subaşı, Salih Beşkardeş, Ömer Saatçı, Halil Soran , Mahmut Karakaş ve Adil Saraç gibi değerli öğretmenler ile kader birliği yapmıştık. Urfa’da bu öğretmen arkadaşlarla hummalı bir çalışmanın içindeydik. Hamid otuz yaşında 1979 yılında hayata veda etti tüm dostlarını yasa boğarak. İşte bizim dostluğumuz Kazım ATAOĞLU‘yla onun hem Refah’tan adayımız olması hem de Hamid rahmetlinin hısımı olması bu dostluğumuzu daha da pekişmişti. Hamid bizim için büyük bir kıymetti. Allah rahmet eylesin. Kazım ile Milli Görüşün ilkeleri ışığında Türkiye büyük millet meclis çatısı altında aynı Komisyonlarda görev aldık. Kültür ve Sanat Komisyonun iki namdar üyesi idik . Meclis Başkan yardımcısı , Meclis Kültür ve Sanat Komisyonu Başkanı Hasan Korkmazcan’nın başkanlığındaki Türki Cumhuriyetlere yaptığımız seyahatte Kazım Ataoğlu’yla birlikte gitmiştik. O seyahatte çok güzel anılarımız olmuştu Kazım’la . Hele Kırgızistan Devletindeki karşılamada; heyetin Başkanı bizlere kımız ikram ederken: “ Sevgili Konuklar ; Türk olan kımız içer!” demiş ve ilk defa kımız kasesini bana ikram etmişti. Ben de anında heyet başkanına: “ Ben , Kürdüm!” demiş ve kâseyi almamıştım. Heyet başkanı şaşkınlık içinde kaseyi yanımda duran Kazım’a uzatmıştı. Kazım da rahatlıkla: “ Ben de Zaza’yım ! “ demiş ve o da , kaseyi almamıştı. Biz iki Refahlı Milletvekili olarak bunları söyleyince de herkes hayretler içinde kalmıştı. Ama, güzel insan İbrahim Yavuz Bildik; yekten: “ Ben bu arkadaşların yerine de içerim kırmızı !”demişti gülerek . Ve ikram edilen kımız kasesini başkanın elinden alıp birden kafasına dikmişti. Bu olay şimdi olmuş gibi gözlerimin önündedir. Heyetle yaptığımız bu ‘ Isık Gölü ‘ gezisi çok güzel geçmişti. Kırgızistan’ın akan dereleri insanları mest ediyordu. Fransa’dan sonra tabiattaki su zengini ülke Kazakistan ülkesi olduğu söylenir. Kars’tan Rusya Sibirya ‘ya sürgün edilen Ahıska Türklerinin seçkin temsilcileri bize unutmadıkları oyunlarını sergiliyorlardı. O gün içimizde aslen Karslı , Adana Milletvekili olan İbrahim Yavuz Bildik onlarla oynayarak bizim göğsümüzü kabartmıştı. Ahıska Türklerinin dert ve isteklerini hep birlikte dinlemiş ve yurda döndükten sonra da Türkiye Büyük Meclisinde dile getirmiştik. O seyahate iştirak eden her partiden tüm arkadaşlarımızla heyet başkanı dahil bu seyahati yıllarca asla unutamayıp birbirimize anlatıp durmuştuk. Bu seyahat dillere destan olmuş Mecliste. Zira sırf kültürel ve sosyal faaliyetler için bir gezi olmuştu. Kazım bu seyahatta hoş bir sada ve de babacan tavırlarıyla herkesi kendine hayran bırakmıştı.
Yıllarca Mecliste Plan ve Bütçe görüşmelerinde bilhassa Kültür Bakanlığı Bütçesi üzerinde Refah Partisi adına yapılacak konuşmaları ikimiz bölüşerek konuşurduk . İşte bu konuşmaların birinde Kazım’ın Meclis kürsüsünde öyle bir Bingöl güzellemesi yapmıştı ki, tüm üyeler onu huşu içinde dinlemişlerdi. Bir güzelleme ancak bu kadar mı güzel bir şekilde anlatılabilinirdi? Bingöl Bölgesinde yüzen adaların olduğunu ilk kez ondan dilemiştim. Hayretler içinde kalmıştım doğrusu. Bingöl çobanlarının sanki kaval seslerini Kazım , Millet Meclisinin kürsüsünden adeta bir virtüöz gibi kelimelerle terennüm etmişti. Bu konuşmayı senelerce hep hatırlayıp konuşurduk . Daha ne güzel anılarımız vardır onunla. Ancak bu acı gün için bunları yazabildim. Onun bu beklenmedik ani vefatı beni çok sarstı. Kazım’ ın vefat haberini Nedim İlci’den doyunca şok olmuştum. Ellerim yanıma düşmüştü. Bayram bize zehir oldu. Bir dostumuz daha gitti bugün elimizden dedim kendime. Nedim İlci : ” Cenazeyi morga kaldırmışlar ve O’nu Ramazan Bayramın ikinci günü uçakla götürecekler Bingöl’e. Genç İlçesine bağlı eskiden Bucak olan doğduğu Çaytepe köyüne defnedecele ! “ dedi üzülerek. Nedim İlci , Bingöl uçağında yer olmadığının ve Muş’a giden uçaktan ikimiz için yer ayırdığını söyledi. Sabahleyin Nedim İlci’nin ofisine gittim. Vakti geçirmeden Esenboga havaalanına Nedim İlci ile hareket ettik. Havaalanına gidene kadar onun insanlığını ve güzelliklerini zikrettik durduk . Esenboğa Havaalanına girince salonda Muş eski Milletvekili Kazım’ın dostu Zeki Eker ile Bitlis eski Milletvekili Cemal Taşer’i gördük. Onlarda cenazeyi defin için Muş uçağını bekliyorlardı. Dostlarımızla bayramlaşıp, üzüntülerimizi paylaştık. Yazık oldu Kazım kardeşimize dedik. Kazım erken gitti bu dönülmez yolculuğa. Kazım’ın güzelliklerini yad ettik birbirimize. Kalkış saatimiz geldi ve bizi uçağa aldılar. Uçak havalanmadan teknik bir arıza olduğu ve uçuşacağımızın biraz geç kalkacağını pilot anons etti. Teknik arızanın uzun süreceğinden mi, yoksa başka şeylerden mi, uçağımızı değiştirdiklerini öğrenemedik . Bizi yeni uçağa iki buçuk saat rötarla aldılar. Ve Muş’a uçtuk. Tabii bu tehirden dolayı rahmetlinin cenazesinin defnine de yetişemedik. Muş havaalanın da saatlerce Nedim İlci ile bizleri bekleyen güzide bir dost heyeti karşıladı. Bizleri karşılamaya gelen bu dostlarla kısa bir bayramlaşmadan sonra hemen Bingöl’e hareket ettik. Ancak akşam ezanında kazasız belasız Bingöl’e vardık. Bingöl merkezdeki TOKİ evleri semtinde; Hazreti Ali Camiinin Taziye Evine vardık. Taziye evi ağzına kadar kederli dost ve akrabalarıyla dolu idi. Bizim gelişimizi bildikleri için hasseten beklemişlerdi o yorgun ve üzgün halleriyle. Hazreti Ali Camii’nin avlusunda da bir o kadar hüzünlü insanlar vardı. Bingöl sanki yasta idi. Seneler seneler evveldi. Çiğnenen Anadolu’yu, dinimizi ve tüm değerlerimizi hain düşman işgalinden kurtaran bu coğrafyanın yiğit insanları bu kez değerleri içerden ayaklar altına alındığından Şeyh Said’la kıyama kalkmışlardı. Bu kıyama kalkanlardan ve Şeyh Said ile idam edilenlerden biri de Zıkte aşiret beyi Valer’li Hacı Sadık Beydi. Bu Valer’li Hacı Sadık bey Kazım Ataoğlu’nun öz dedesi idi . Hacı Sadık beyin diğer bir torunu Muhyettin Aydar ise, dedesinin durumunu yazdığı notlarında: “ Tutuklu bulundukları Diyarbakır, Hasan Paşa Hanın da Hacı Sadık Bey’e; Şeyh Said aleyhine ifade verirse kurtulacağını teklif eden komutana dedesi: “Dün çiğnenen Anadolu’yu, dinimizi ve değerlerimizi kurtarırken kahramandık. Şimdi, tarafınızdan ayaklar altına alınan inançlarımızı savunurken hain olduk, öyle mi? “ diye Hacı Sadık bey haykırıyor. Ve devam eder:? “ Şerefsizce yaşamaktansa benden gidecek bir avuç kandır. Tükürürüm ben o kanın içine! “ Ve ekliyor: “ Biz, Şeyh Said’le el ele verdik, sözleştik. Hiç bir güç bizi sözümüzden döndüremez!” diye haykırdığını şahitleriyle anlatır. Sonları malum! Diğer dostlarıyla birlikte idam sehpasıdır Hacı Sadık bey. Evet! Diz çökerek yaşamaktansa; o gün ayakta ölmeyi tercih etmişti Hacı Sadık Bey ve diğer arkadaşları. Bugün sanki dünün bu yaşanmışlığıyla; Kazım’ın da vefatı birleşmiş ve bu ağır hava bu yüzden Bingöl’ün üzerine çökmüştü! Taziyede bitik bir halde başta kederli evlatları İbrahim ve Mustafa’yla, Kazım’ın kardeşleri Hasan, Faruk, Fuat’la, Diyarbakır eski Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş, Bingöl eski Milletvekili Abdurrahman Anık ve Bingöl eski Milletvekili Eşref Taş’la, Bingöl eski Belediye Başkanı Serdar Atalay, Enver Fehmioğlu, Adnan Çoşkun ve A. Samet Korkmaz’la Vahdettin Aydar, Doç. Dr. Fatih Asutay’la değerli hemşeri ve kıymetli dostlarına ayrı ayrı taziyelerimizi sunduk. Acılarına ortak olduk. Onu hayırla yâd ettik. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Taziye Evinde acı , hüzün ,ağır bir hava vardı. Hüzün ve keder her tarafa sinmişti. Şehre girerken his ettiğimiz havanın devamı gibi idi. Taziye Evinde İlahi Kelamın o eskimez ayetleri, yetkin hocalar tarafından okununca bu ağır yas ve keder havası biraz dağılır gibi oldu. Okunan İlahi Kelam da her şeyin fani olduğunu ve ancak yüce Yaradan’ın Baki olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı. Böylece İnsanoğlunun kendi ardından bırakacağı güzel eserleriyle yaşayacağını da hatırlamış olduk . Ölüm bir hiçlik değil; bir vuslattır.
Ölüm, sevdiklerine kavuşma anıdır! Ölenler için ölüm bir bayramdır. Ama, geride kalan aile efradı ve biz dostları için ise bir matemdir. Velhasıl ölüm; insanoğlunun ağzının tadını kaçıran vakadır. O, eskiden Genç ilçesine bağlı Bucak olan Çaytepe Köyü mezarlığına çağlayan insan selinin elleri üzerinde kara toprağa defnedilmişti.
Mahşeri insan seli onu kara toprağa değil de sanki kalplerine gömüşlerdi. O, Şahin görünümlü ama bölgenin barış güvercini idi. Birçok kan davasını barışla bitiren insandı O. Muş’tan taziyeye gelen heyetimiz de ise, Kazım’ın dostu Muş eski Milletvekili Nedim İlci, Kazım’ın vazgeçilmez dostu Muş eski Milletvekili Zeki Eker, Urfa eski Belediye Başkanı ve Milletvekili İbrahim Halil Çelik, Muş eski Belediye Başkanı Feyad Asya, Selahattin Gürtürk, Düzkışla eski Belediye Başkanı Hüseyin Kasak, Sungu eski Belediye Başkanı Salih Gürtürk, Cüneyt Toplu, Sadrettin Gürtürk, Suphi Özbayan , Cuma Er, Yunus Samuk ve Aydın Korkmaz’la çok sayıda gençler vardı.
Bizler cemaatı daha fazla yormamak için taziyeden erken ayrılacaktık . Yorgun olan kederli aile bireyleriyle , değerli dostlarından okunan aşırı şeriflerden sonra hatır isteyip ayrıldık taziye evinden. Bizleri evlatları , kardeşleri ve dostları uğurladılar. Muş ‘tan gelen bizleri , değerli alim, iyi bir siyasetçi, kerim bir dost ve iyi bir yazar olan Abdülbaki Erdoğmuş hoca ; Bingöl ‘ün meşhur Soğuk Çeşme Kavurmacısına yemeğe davet ettiler. Meşhur Kavurmacı da Bingöl’ün dağlarında yayılan kuzuların güzel etlerinden harika pirzola ve tavasından yedik. Çaylarımızı da içtikten sonra hatır isteyip Muş’a acılarımızı içimize gömerek döndük .
Allah rahmet eylesin önden giden tüm yiğitlere .
Dostlarımız bizi yetim bırakarak bir bir gidiyorlar o asli vatanlarına. Baba evlerine! Urfalı şair Nabi diyor ki :” Cennet babamızdan kalan mirasımızdır. Kim bizi bundan men eder! “ Ne kadar doğru değil mi?
İnşaAllah tüm dostlarla orada buluşmak üzere. Vesselam. Başta kederli ailesine, acılı evlatlarına, aziz dost ve akrabalarına , onu seven tüm siyaset camiasının yiğit insanlarına, onun yetiştirdiği vefalı öğrencilerine Yüce Allah’tan sabırlar diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.
İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun.
İbrahim Halil ÇELİK