Bizim gibi imam-cemaat ilişkisinin çok güçlü olduğu Doğu toplumlarında “imam”a biçilen rol kıymetlidir. Fakat atalardan rafine olarak bize ulaşan “papaza kızıp orucu terketme” veya “imama kızıp namazı terketme” ikazı her türlü kıymetin üzerindedir. Zira namaz, oruç gibi temel ibadetler yara alırsa her alanda çöküş kaçınılmazdır. Bugün yaşadığımız buhranların sebebini de bu temelde aramak gerekir. Bu yüzden Hz. Peygamberimiz (s.a.s) namaz, “dinin direği”, “mü’minin miracı” ve “cennetin anahtarı” buyurur ki bu ikaz ferdî olduğu kadar içtimaî bir niteliğe de haizdir. Zira direk çökerse, altında sadece ferd kalmaz. Fakat her hâlükârda bizim için Allah’a yaklaşmak esastır. Yüce rabbimiz bize “Secde et ve yaklaş” (Alak/19) buyurur. Hülasa, “Pireye kızıp yorganı yakmak” hiç doğru değildir. Yorgan ve din… İkisi de sarar, kuşatır, örter aslında.
Orijinali “Papaza kızıp oruç bozmak” olan deyimin “İmama kızıp oruç bozmak”, “İmama kızıp abdest bozmak”, “İmama kızıp cami yakmak”, “İmama kızıp camiye gitmemek” şeklindeki çeşitlemelerine bakılırsa “imam”lara karşı bir serzenişin olduğu da açıktır. Fakat bunlar arasında “imama kızıp namazı terketmemek” deyimi oldukça farklı bir özellik arzeder. Bir kerre diğerleri gibi sebep-sonuç ilgisi taşımaz. Yani imama kızsan da namazı terk etmemenin gereği vurgulanır. Bu yüzden deyim, artık bir atasözüne dönüşerek genel-geçerlilik kazanmıştır. Şüphesiz bunda atalarımızın uzun yüzyıllar yaşadığı tecrübenin katkısı büyüktür. Kısacası atasözü, böyle imamlar her yerde ve her devirde vardı; sen kendine ve kendi ameline bak, der. Fakat bu atasözünün her devirde hükmünü icra edip etmediği tartışılır. Zira topu taca atıp suçu elbette imama bağlamak nefsimiz için en kolay olanıdır.
Elbette bu anlayışın sadece imamlara bağlanması insafsızlık olur. Atasözlerinde aslolan temsil olduğu için buradan başka manalar çıkarmak da elzemdir. Atasözlerinin asıl gücü de burada gizlidir. Lâkin insanların çok işine veya hoşuna gitmese gerek atasözlerinden yeterince misal çıkarılamaz. Bu yüzden biz de uygun bağlamı geldiğinde aynı deyim veya atasözünü tekrar eder, dururuz.
Hâlbuki âdemoğlu için maksad hâlis olmalıdır. Bakınız bir başka deyim de atasözü kimliğine bürünerek “üzümü ye, bağcıyı dövme” deyiverir. Zira bağcıyı dövmek, bağın asıl sahibinin sinirlendirir. Asıl gerçek “İntikam sahibi” (Âli İmrân/4) ise O’dur. Bunun bilincinde olan her kul, O’nun gazabından rızasına sığınır. Yegâne sığınağımız O’dur (C.C). Atasözleri bu yönüyle doğrudan töreye, törenin asıl sahibine (Allâh) bağlıdır. Dolayısıyla da bunlar Töreli Türk Edebiyatı’nın temelini teşkil eder. Bundan bîhaber olan “töreciler” ise hakikatı ve kerameti başka yerlerde arar. Hak gelende bâtılın zayi olacağını bir türlü idraka yeltenmezler!
Bunlar için ne diyelim de ne söyleyelim…
Ne dikene dokun ne gülü incit…
Ne imama kız ne namazı terket…
Töreli kalınız efendim…
Bu yazılar kanaatimce çok kıymetlidir. Çünkü biz yıllarca hocalarımız ne düşünür ne hisseder ne söyler bilemedik. Kütüphane raflarinda tozlanan tezlerden ve makalelerden bir şeyler çıkaramadık. Yine suçu kendimizde aradık. Kabul edelim zordu işimiz. Aydın kişi aydan arı sözler söyler ise toplum aydınlanır. Kalemini kalbine batıran yazarlar var olsun.