Mevlana dil probleminden dolayı anlaşamayan ve kavga eden dört kişinin hikâyesini anlatır. Bu hikaye ile birlikte özde buluşmanın önemine dikkat çeker. “Bir adam dört kişiye bir miktar para verdi. “Bu para ile işinize yarayanı alın!” dedi. Dört kişiden biri; “Bu parayla engür alalım” dedi. Öbür arkadaşı Arap idi. “Aksilik etme!” dedi. “Ben engür istemem, ineb isterim.” Onlardan birisi Türk idi. “Ben ineb istemem, üzüm isterim.” dedi. Rum olan bir başkası: “Bırakın bu lafları! Bu para ile istafil alalım.” dedi. (İstafil Rumca, ineb Arapça, engür de Farsça üzüm demektir). Derken dört kişi birbirleri ile çekişmeye, dövüşmeye başladılar. Çünkü adların anlamından haberleri yoktu. Onlar ahmaklıklarından, birbirlerine yumruk atıyorlardı. Çünkü bilgiden bomboş, bilgisizlikle dolu idiler. Orada çeşitli dil bilir, sır sahibi üstün bir er bulunsa idi onları uzlaştırır, barıştırırdı. Onlara derdi ki: “Ben bu para ile hepinizin istediğini alırım. Hiç bir ard düşünceye kapılmadan, hile yoluna sapmadan gönlünüzü bana verirseniz, bu paranız istediğiniz şeylerin hepsini yapar. Bu paranızla dördünüz de murâdınıza erersiniz. Dört düşman uzlaşır, birleşir. Sizin her birinizin sözü ayrılık belirtir, savaş doğurur; fakat benim sözüm uzlaştırır, birleştirir.” Yazık ki; Türk, Rum ve Arap’ın kavgasından engür ve ineb şüphesi çözülemedi. Mânâ dillerini bilen bir Süleyman gelmedikçe, bu ikilik ortadan kalkmaz.”
Zaman zaman değişik surette Süleymanlar da gelmiştir. Bunlardan birisi Ömer Bin Abdulaziz’dir. Mesaisine iç çekişmeleri halletmeye adamıştır. İç diyalog ile iç çekişmeleri yoluna koymak istemiştir. Ülkenin uç bölümlerine sinmiş olan Hariciler ve çeşitli İslami fırkalarla diyalog içine girmiştir. Görüşmeler yapmıştır. Onların da haklarını tanıyarak ikna cihetine gitmiştir. Onları ümmet ile yeniden kucaklaşma ve buluşturma aşamasına getirmiştir lakin murad-ı ilahi buna izin vermemiştir. Muhtemelen zehirlenerek 2 yıllık iktidarını kapamıştır. Ama giderayak yöntemin doğrusunu yeniden ortaya koymuştur. Bu yöntemi tarihe miras olarak bırakmıştır.
Şiilerle Sünniler arasındaki ihtilafı körüklemek yerine diyalog ve münazara yoluyla ittifaka çevirmek isteyen Nadir Şah da çabalarının meyvesini görememiştir. O da suikastla birlikte ortadan kaldırılmıştır. Yine ihtilaf taraftarları kazanmıştır. Bu yaranın iltiyamına, kabuk bağlamasına izin vermemişlerdir. Ümmetin iki yakasının bir araya gelmesini istememişlerdir.
Mevlana’nın üzüm metaforuna benzeyen bir yaklaşımı 13 yıl Emevi Camii kürsüsünden men edilen Abdulkadir el Cezairi’nin Şam’da yaşayan torunlarından Muhammed Ziyad El Haseni el Cezairi dile getirmiştir. Devrimden sonra Şam’da Selefi-Sufi çekişmesini öngören çok sayıda uzman var. İki hat arasında devinim halinde olan ve orta yolu bulmaya çalışanlar da bulunuyor. Devrim öncesi Esat rejimi de bu zıtlaşma iklimini körüklemiştir. Şam rejimi meşhur Elbani ile Buti’nin münazarasını ve benzerlerini de bu amaç doğrultusunda kullanmıştır. Arayı açmaya yönelik vesile olarak görmüştür. Bazen insana veya nefs-i emareye ihtilaf baldan tatlı gelse de neticesi vahimdir. Bu ehva ehli ümmetin yaralarının açık kalması ve kapanmaması yönünde çaba harcamışlardır.
Muhammed Ziyad el Haseni el Cezairi de bizi ihtilafın kaynağını yeniden keşfetmeye ve okumaya davet ediyor. Yaklaşımına göre sahabeler hem selefi hem de sufi idiler. Alperen terkibi misali çifte kanatlı idiler. Bu bizim tanımımıza bağlı. Selefilikten ne anlıyoruz? Gaye kitabullah veya Hazreti Peygamberin buyruklarına bağlılık ise bütün sahabeler selefi idi. Sufilik kalp yumuşaklığı ise yine bütün sahabeler de sufi idiler. Bu tanım üzerinden gittiğimizde ihtilafı ittifaka çevirmemiz mümkün. İhtilafın kimyasını aşmamız mümkün. Bunun için kapsayıcı ve ortak bir dilde buluşmamız gerekir ( https://www.youtube. com/watch?v=0-urQiC52mE&t=1710s ). Yeniden kurucu dilde buluşmamız iktiza ediyor.
Sufilerin ifadesiyle kabukta kalmamalı öze inmeliyiz. Özü küllemiş olan tarihi ihtilaf birikimleri bizi yolumuzdan alıkoyabilir. Külleri izale edersek hakikate ulaşacağız, o da bizi birleştirecektir.
Şam’ın fethi de sufi selefi kavgası yerine inşaallah bize bu yolu da açar. Mevlana’nın deyimiyle hikmet ile bezeli zamanın Süleyman’ına da ihtiyacımız var. Kimileri de ‘bu gordiyon düğümünü ancak İskender’in kılıcı çözer’ diyenlerde çıkabilir. . Eskiler ‘ibaratuna şetta hüsnüke vahidun’ demişlerdir.
Sözlerimiz farklı olsa da, senin güzelliğin yektir-tektir.
Kaleminize,yüreğinize sağlık kıymetli Hocam