Üsame Rifai Suriye baş müftü seçildikten sonra ekolleri veya izledikleri yöntem hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Böylece dayanaklarını ve gerekçelerini de izah etmiştir. Medresetü’s Şam’a tabi olduklarını söylemiştir. Vaddah Hanfer’in ifade ettiği gibi Şam İslam’ın küreselleşmeye açıldığı kapısıdır. Bu çığırı günümüze kadar getirmiştir. Şam ekolünü geçen yüz yılın başlarında ve Osmanlı’nın son döneminde muhaddis Bedreddin Haseni temsil etmiştir. Üsame Rifai onu bu ekolün çıkış noktası olarak göstermiştir. Onu Şam alimi hatta cihan alimi olarak tanımlamış ve tebcil etmiştir. Bedreddin Haseni’den Bedreddin Hassun’a; bu gelenek körelmiştir. 1960’lı yıllara kadar ulema geleneği inişli çıkışlı olarak devam etmiştir. Bu dönemde ideolojik kamplaşmalara girilmiştir. Ulema da ulema-ı su olarak tanımlanan saltanat vaizlerinin istilasına uğramıştır. Müstakil alimler ve şahsiyetler köşelerine ve geri çekilmişler ya da soluğu Suriye dışında almışlardır. Bedreddin Haseni’den sonra insanlar Şam uleması etrafında kenetlenmektedir. Ali Dakr bunlardan birisidir. En son bu safha Hasan Habenneke ile birlikte kapanmıştır. Habenneke 1978 yılına kadar Şam ulemasının liderliğini yapmıştır. Sonra ulema kuşağının yerini kimi ilmi hanedanlıklar almıştır. Salih Ferfur ailesi Keftaro ailesi bunlardan bazılarıdır. Bunlar da eteklerini rejime kaptırmışlardır. Şam devrimi rüzgarıyla birlikte sökülmüşlerdir. Bunlar fitne döneminde genellikle rejimin aleti olmuşlardır.
Hamalı Muhammed el Hamid genellikle geçişli ulemayı temsil etmektedir. Iraklı Emced Zehavi gibi bir ayağı ilmiye sınıfı içinde diğeri de İhvan içindedir. 1960’lı yıllardan sonra ulema geleneğinin yerini özellikle 1970 ve 1980’li yıllarda Müslüman Kardeşler hareketi almıştır. Suriye Müslüman Kardeşler hareketi genellikle ulemaya mensuptur. Aralarında ulema oranı fazladır. İran ve Şiilik noktasında baştan beri müteyakkız olmuştur. Bu yönüyle diğer İhvan kollarından ayrılmıştır.
Ümmeti bir kalıpta ve çerçevede toplamak gayesiyle Şia gibi ehli bidat fırkalara açılan Hasan el Benna’yı bu yönde ilk uyaranlardan birisi ve başı Şamlı ve çağdaş selefi ekolün kurucularından sayılan Muhibbiddin Hatip olmuştur. Hasan el Benna’nın hilafına Şia’ya karşı sert bir tutum sergilemiştir ve hiç esnememiştir. Şam İhvan hareketi özünde bir ulema hareketidir. Abdulfetth Ebu Gudde gibi alimler tarafından yönetilmiştir. Hatip’ten sonra Suriye ekolü murakıbı Mustafa Sıbai kitapları ve eserleri üzerinden Şii dalgasıyla mücadele etmiştir. Aynı dönemlerde Hama mücahidi ve alimi olan Muhammed el Hamid de Şia’ya karşı uyarıcı bir tutum takınmış ve Müt’a nikahıyla alakalı olarak bir risale yazmıştır. Mukteda Sadr’ın babası Muhammed Sadık es-Sadr (1943-1999) ona cevap mahiyetinde bir risale kaleme almıştır. Humeyni devriminden sonra bu muhacece (cevaplaşma) hali sicale (atışmalara) dönüşmüştür. Said Havva devrimden hemen sonra etkili bir karsı risale kaleme almıştır ve bu risale İran devrimi hakkında pusula hükmüne geçmiştir. Hatip’in El Hutut el Arida risalesinin adeta güncellenmiş halidir. Şam uleması hem ulema geleneği içinde hem de İhvan ekolü içinde Şia ile canla başla mücadele etmiştir. Kimi Kuzey Afrika, Irak, Mısır ile Filistin uleması gibi Şia eksenine meyletmemiş ve aldanmamıştır. Şia ve eksenine tav olanlar hala bu etkiden kurtulabilmiş değiller. İran ve eksenine değil de bu ekseni Suriye’de yıkanlara kabahat buluyorlar. İnsanların çoğu bilmese de hak daima galiptir.
1970 ile 1980’li yıllarda İhvan bu ülkede yaygın bir durumdadır. Lakin daha sonra baskılar ve seri idamlar karsısında yılan İhvan hareketi geri çekilmiştir. Esat Suriye’yi dikensiz gül bahçesine çevirmiştir. 2011 yılında patlayana kadar. İhvan Hareketi yeraltına çekilmiş ve neredeyse izleri silinmiştir. Bir dönem Şam eksenini ayakta tutan İhvan hareketi eski literatürlerini yenileyememişlerdir. İhvan’ın yokluğunda Mısır’da olduğu gibi yerlerini 1990’lı yıllarda Selefi akımlar almıştır. Ortaçağ’da bir zamanlar Harici-Şii ittifakının Kuzey Afrika boylarında Sünni ekseni zayıflatması gibi bugün de nevzuhur ve gelenekten yoksun Selefiler öfkelerini geri dönen ulemadan almaya çalışıyor. Eş’arilik ve Sufilikten çıkarmaya çalışıyorlar. Suriye devrimiyle birlikte İhvan’ın eski gücünün kalmadığı görülüyor. Onlar da ulema ekseni içinde kaybolmuş görünüyorlar. Devrimi genelde selefi eksen yapsa da sadarete ulema ve sufiler geçmiştir. Bu rol kapma değil hak sahibinin hakkını geri almasıdır. Bu Moğolların bölgeyi işgal ettikten bir süre sonra İslamlaşmasına benziyor. Zira Moğollar sadece vahşet ve savaşmasına bilen bir güruhtur ve medeniyet sahasında vuruşmayı becerememişler ve İslam’a teslim olmuşlardır. Selefilik de tarih içinde birbirine bağlanan sağlam bir anane ve silsileye sahip değildir. Buti’nin öngördüğü gibi nevzuhur bir harekettir. Sağlam bir referansı yoktur.
Dolayısıyla Şam devrimi ulemanın geri dönmesine vesile olmuştur. İmam Rabbani’nin dediği gibi yolların sonu başa dönmektedir. Şam’da Şia’nın bir dönem kararttığı eksenine geri dönüyor. Bu suretle eksen kayması da tamir edilmiş oldu.
Yeni Suriye Müftüsü Üsame Rifai tarzlarını anlatırken siyasetle ilişkilerini şöyle özetlemiştir: Biz ulema olarak siyasete karışmıyoruz. Bu İslam’da siyaset olmadığı anlamına gelmez. Bilakis din her alanı kapsar ve siyaset de dinin bir rüknüdür (https://x.com/Mustafaozcanhur/status/1907658527809704294 ). İnkarı kabil değildir. Lakin biz yöntem olarak günlük siyasetin dışındayız ve bütün ümmeti kucaklamak durumundayız.
Mustafa Özcan