Kimileri Ebu Hanife’yi günahlar hakkında hüküm vermeyi öteye erteleyen ve pasifler zümresi olarak anılan Mürcie anlayışına mal etse de onun siyasi tutumu tamamen bunun hilafınadır. Siyasi tutumu Mürcie anlayışına yabancı olduğunu ortaya koymaktadır. Siyasette aktiftir. Bu aktif tutumu onunla ilgili Mürcie ekolünden olduğuna dair değerlendirmeleri fiili olarak tekzip etmektedir. Ahmet Bin Hanbel halku’l Kur’an meselesinden dolayı mihneye yani çileye düçar tutulmuştur. Ebu Hanife de siyasi tutumu nedeniyle dönemin muktedir güçleri tarafından cezalandırılmıştır. İmam-ı A’zam hem Emevilere hem de Abbasilere mesafeli bir tutum takınmıştır. Onların meşruiyetlerini ve İslami rejimi kaçırmalarını onaylamamıştır. Bu yüzden de resmi görevlerden uzak durmuştur. Baş kadılık teklif edildiyse de kabul etmemiştir. Halbuki akranlarından Abdurrahman Bin Ebi Leyla gibi kimileri bu teklifi kabul etmişlerdir. Keza Ebu Hanife İmam-ı Malik ve benzerleri gibi iktidar sahipleri karşısında pasif değil aktif bir tutum sergilemiş, takınmıştır. Bunun bedelini de hapisle ya da kırbaçlanarak ödemiştir. Bu arada gerçekten de hem Emevilerin hem de Abbasilerin yönetim tarzına bakıldığında bunların Asr-ı saadetten bir sapma hareketi içinde oldukları ve rejimi değiştirdikleri görülecektir. Temsiliyet meselesinde Ehl_i beyt konunun içinde olsa bile umumen mesele Ehl-i beyt ile değil ümmetin yetkilerinin müsadere edilmesiyle alakalıdır. İşte müteakip asırlarda siyaset kurumuna çöreklenen istibdat ve müstebit rejimlerin varlığı siyasette ümmetin dışlanmışlığından ve şura yetkilerine erişememelerinden kaynaklanmıştır. Siyasi erkler ümmetin sırtından hile sistemi kurmuşlardır.
Ebu Hanife’nin iki yıl Cafer-i Sadık’a talebelik ettiği ve ondan tasavvuf dersleri aldığı söylenir. Bu kimi tasavvuf erbabının görmek istedikleri tablodur. Cafer-i Sadık Ebu Hanife’nin kıyas anlayışına karşı çıkar. Bunun ötesinde Ehl_i beyt imamları arasında kabul edilen Musa Kazım ile Cafer-i Sadık siyasi noktada İmam-ı Azam’ın mesleğinden ayrışır. İmam Zeyd Bin Ali 122/740 tarihlerinde Emevilere karşı huruç hareketinde bulunur. Babası Zeynelabidin bu gibi tablolardan uzak durmuştur. Munis kalmıştır. Kendisini siyasi hizmetler yerine sosyal hizmetlere adamıştır. İmam-ı Zeyd ise Mutezile anlayışı paralelinde olan emri bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker anlayışı gereği Emevi idaresine başkaldırır. Lakin Sünni ekollerden İmam-ı Malik gibi hareket eden Musa Kazım ve Cafer-i Sadık, bendelerini İmam Zeyd hareketine katılmaktan men eder, uzak tutar. Buna mukabil Ebu Hanife’nin hem edebi ve hem de mali olarak İmam Zeyd hareketine arka çıkar. Diğer imamlardan farklı davranır. Diğerleri zamanın yönetimlerini meşru saymasalar da İmam-ı A’zam gibi fiili olarak harekete geçmezler ve eylemden uzak dururlar. Onların nokta-i nazarı da fitneden uzak kalmak ve şer-i maslahatla hareket etmektir. Ebu Hanife ise prensiplerine sadık kalmış ve ilkeli tutumunu bozmamıştır. Emeviler bir isyanla yıkılmamış ama isyanlar bütünüyle devrilmiştir.
Abbasiler döneminde de retçi yaklaşımını sürdürmüştür. Zira hem Emeviler hem de Abbasiler meşruiyetleri kamil olmayan rejimlerdir. Onlara meşruiyet sağlamaktan, tanımaktan kaçınmıştır. Ebû Cafer Mansur bir bahaneyle Bağdat’a celp ettiği Ebû Hanîfe’ye baş kadılık görevini teklif etmiş, Ebû Hanîfe ise bu göreve layık olmadığını söyleyerek görev almaktan kaçınmıştır.
Büyük İmam daima kendisine yakışan büyüklüğü göstermiştir. Fıkıhta, siyasette ve akait alanında büyük bir çığır açmıştır. Onu karalamak isteyenler her zaman olmuş ve boş durmamış lakin ulemanın kanı zehirlidir hükmünce etine fazla ilişememiş, ulaşamamışlardır. Daima hakperest bir çizgide kalmış ve döneminde müstebit yöneticilere direndiği gibi yılmayan mücadelesiyle geleceğe de ışık tutmuş ve gelecek nesillerin yollarını aydınlatmıştır.
Mustafa Özcan