Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ sıradan bir devlet ilişkisi değildir. Bu bağ, tarihin derinliklerinden gelen ortak bir hafızanın, aynı dilin ve aynı gönül ikliminin eseridir. Bu yüzden ”iki devlet bir millet” sözü yalnızca siyasi bir ifade değildir. Bu söz, yüzyılların içinden süzülerek gelen bir kardeşlik hakikatidir. Anadolu ile Türkistan coğrafyası arasında kurulan bu gönül köprüsü, aynı ezanın çağrısında, aynı türkünün nağmesinde ve aynı duanın sıcaklığında yaşamaktadır.
Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda verdiği mücadele yalnızca bir milletin istiklal mücadelesi değildir. Bu mücadelede Anadolu’nun evlatları da omuz omuza yer almıştır. Bakü’deki Şehitler Hıyabanı’nda yatan Anadolu yiğitleri bu kardeşliğin tarihe düşülmüş en ağır ve en şerefli emanetidir. O abideler bize kardeşliğin sözle değil fedakârlıkla kurulduğunu hatırlatmaktadır. Aynı kaderin ve aynı idealin yol arkadaşları olduğumuzu gösteren zamanın en aziz şahitleridir.
Sovyetler Birliği’nin uzun ve ağır yıllarında Azerbaycan’da nice insanın gönlünde tek bir cümle dolaşırdı. ‘’Bir kere İstanbul’u göreydik!’’ Bu cümle bir şehir özleminden çok daha derin bir duygunun ifadesidir. O söz, özgürlüğe, kardeşliğe ve aynı medeniyetin kalbine duyulan hasretin ifadesidir. Yıllar geçti, sınırlar açıldı, yollar çoğaldı. Pek çok Azerbaycanlı kardeşimiz o hayalini gerçekleştirdi. İstanbul’u gördü, Anadolu’nun şehirlerini gezdi ve bu topraklarda kendisini yabancı hissetmedi. Çünkü bu coğrafya onun da gönül coğrafyasıdır.
Bugün Türkiye’de yaşayan Azerbaycanlı kardeşlerimiz yalnız misafir değildir. Birçoğu burada ev kurmuş, iş kurmuş, çocuklarını okutmuş ve hayatını Türkiye ile birleştirmiştir. Bu durum iki millet arasındaki kardeşliğin canlı bir tezahürüdür. Azerbaycanlı bir kardeşimiz Türkiye’de yaşarken kendisini gurbette hissetmez. Aynı şekilde Türkiye’deki insanlar da Azerbaycan söz konusu olduğunda kalplerinin başka türlü attığını hisseder.
Her dünya meselesinde Azerbaycan’da gözler Türkiye’ye döner. Millet katında da devlet katında da Türkiye bir umut ve dayanışma kapısıdır. Azerbaycan’ın en samimi dualarından biri şu sözde hayat bulur. Allah Türkiye’ye zeval vermesin. Bu dua aslında iki milletin kaderini nasıl ortak gördüğünün en içten ifadesidir.
Yakın zamanda yaşanan Maraş depremleri bu kardeşliğin nasıl diri olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Azerbaycan’dan gelen yardım ekipleri, gönüllüler ve destek konvoyları yalnız bir yardım hareketi değildir. Bu tablo, kalpten kalbe kurulan gönülden gönüle bağın en güzel tezahürüdür. Evindeki yatağı ve yorganı eski Sovyet döneminden kalma kırmızı arabasına yükleyip Türkiye’ye doğru yola çıkan Azerbaycanlı bir kardeşimizin hikâyesi bütün bir milletin vicdanını anlatmaya yeter. O manzara kardeşliğin kitaplarda değil hayatın içinde yaşadığını gösterir.
Bu kardeşliğin bir başka güçlü cephesi eğitim ve sivil toplum faaliyetleridir. Azerbaycan’da faaliyet gösteren Türkiye merkezli vakıflar, kültür kuruluşları ve eğitim kurumları iki ülke arasındaki gönül bağını kuvvetlendirmektedir. Türkiye Diyanet Vakfı’nın eğitim faaliyetleri, Bakü’deki Türk okulları ve Türk liseleri, genç kuşakların aynı medeniyet tasavvurunu paylaşmasına vesile olmaktadır. Bu kurumlar yalnız eğitim veren mekânlar değildir. Aynı zamanda ortak tarihimizin ve ortak kültürümüzün taşıyıcılarıdır. Bu okullarda yetişen gençler Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin yarınlara uzanan köprüleri olacaktır.
Böylesine köklü ve derin bir kardeşliğin bulunduğu yerde sözün de bir emaneti vardır. Son zamanlarda ekranlarda ve sosyal medya mecralarında Azerbaycan hakkında bilgiye dayanmayan, yüzeysel ve kırıcı ifadeler duyulabilmektedir. Kardeşlik hukukunu inciten sözler kalplerde iz bırakır. Bu yüzden söz söyleyen herkesin kelimelerini bir gönül terazisinde tartması gerekir. Çünkü kardeşlik yalnız tarih ile değil dil ile de korunur.
Azerbaycan bu millet için uzak bir ülke değildir. Azerbaycan bir kardeş yurdudur. Yunus’un şiirinde anlam bulan içeri ülkedir. Kardeş coğrafyanın kapısıdır. Türkistan coğrafyasından yükselen bir selam Anadolu’da karşılık bulur. Anadolu’da edilen bir dua Bakü’nün semalarında yankı bulur. Bu birliktelik aynı kökten beslenen iki büyük çınarın kardeşliğidir.
Bugün yapılması gereken şey bu kardeşliği büyütmek ve muhafaza etmektir. Sözün inceliğini gözetmek, gönlün hukukunu korumak ve kardeşliğin hatırını her şeyin üstünde tutmak gerekir. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ yalnız bugünün meselesi değildir. Bu bağ geçmişin emaneti ve geleceğin umududur.
Bu yüzden kalplerimiz aynı temennide birleşir.
Türkiye de Azerbaycan da güçlü olsun.
Kardeşliğimiz daim, muhabbetimiz kaim olsun.