
SUNUŞ:
Bayram Bilge TOKEL, 1957 Yozgat Boğazlıyan Müftükışla doğumlu. Ömrünü türkülere adayan bir isim. O bir ‘türkü adamı.’ Türkünün hem seslendirmesini yapan, hem edebiyatını ve morfolojisi ile alakadar olan, hem de ilimini/bilimini yapan bir sanatçı. Türkünün hem sesi, hem tedrisi, hem de teorisi ile iştigal etmekte. Hatta bu üç farklı icra alanını birleştiren tek isim diyebiliriz. Aynı zamanda o bir kültür adamı. Bozkırın tezenesini o kitap haline getirdi. Türkiye Yazarlar Birliğinde üye ve yönetici sıfatlarıyla görev yaptı. Aynı zamanda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu. Uzun yıllar televizyonlarda türkü programları yaptı ve sundu. Özellikle TRT’de yapılan türkü programlarının sahne sunumlarına metin yazarlığı gibi; morfoloji, etnoğrafya ve folklör bilgisi gerektiren geniş bir türkü kültürünü içine alan nitelikli bir görevi yıllarca başarı ile gerçekleştirdi. Veyseller, Neşet Ertaşların bu topraklarda tekrar yetişmesi için çaba harcayan Tokel, onları semamızda parlayan birer kutup yıldızı olarak görmekte.
Ona bir türkü intelijansiyası da diyebiliriz. Türkülerin ve türkü kültürünün devamı için irfani geleneğin devamını şart olarak görmekte. Ona göre ‘türküler bu yurdun kanla ve gözyaşıyla yazılmış tapusudur.’
Kendisiyle, türkünün kültürü, folklorü ve türküleri yaşatanların sosyal iklimini de içine alan istifadeli bir röportaj gerçekleştirdik. Alakanıza sunuyoruz.
‘ Bayram Bilge TOKEL ile TÜRKÜLER ÜZERİNE Röportaj
Maarifin Sesi: Türküyü bizim kültürümüzün neresinde görmektesiniz? Türküyü milli kültürümüzde nasıl bir yere koyuyorsunuz?
TOKEL: En başlara koymak gerekir. Kültürümüzün en temel unsurlarından biri musikimiz, musıkimizin ana sütunu da türkülerimizdir. Türkü, evet öncelikle ve elbette “müzik”tir ama onu sadece müzik olarak görmemek gerekir. Türkü’yü hem içeriği/anlamı, hem de etimolojisi yönünden Türk’ten ve Türkçe’den bağımsız düşünemeyiz. Böyle olunca “türkü”, musıki olmasının yanında aynı zamanda lisandır, şiirdir, tarihtir, kültürdür, sanattır, gelenektir, töredir, inançtır. Milli kültür dediğimiz şey de bunlardan başka bir şey değildir zaten. Biz, bugün saz ya da bağlama olarak adlandırdığımız en eski çalgımız olan kopuzun telleriyle Anadolu’ya zengin bir saz ve söz kültürü taşıdık. Başta bozlak, barak, hoyrat, maya, aydost, Türkmeni, kayabaşı vb. uzun hava formları olmak üzere, sayısız halay ve oyun ezgileri, bar ve zeybek havaları, samahlar, deyişler ve nefesler, bu taşınan musıki hazinemizin belki de en değerli bölümünü oluşturmaktadır.
Maarifin Sesi: Yeni çağda milli hafızayı inşa ederken türkünün rolünu anlatabilir misiniz?
İrfani geleneğimizin yeni nesillere kazandırılmasında türkünün rolünü anlatabilir misiniz?
TOKEL: Milli hafıza, irfani gelenek vb. kavram ve değerlerin en eski ve en sağlam referans noktalarının yine türküler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Türkçe’nin en temel ve kadim metinleri olan destanlarımız, masallarımız, hikayelerimiz, koşmalarımız, ağıtlarımız, şiirlerimiz ve bütün bir halk kültürü değerlerimiz saz ve türkü ile ifade edilir, yaşatılır ve aktarılır. Dede Korkut’u Kolca Kopuz’dan, Yunus Emre’yi Çeşte Kopuz’dan, Kaygusuz Abdal’ı Telli Kur’an’dan, Fuzili’yi Şeştar’dan, Şah Hatayi’yi Dütar’dan, Köroğlu’nu Çöğür’den, Karacoğlan’ı Cura Saz’dan, Dertli’yi Telli Saz’dan, Aşık Veysel’i Dede Sazı’ndan, Neşet Ertaş’ı Abdal Sazı’ndan ayırırsak geriye ne kalır ki… Bütün mesele bu birikim ve değerlerimizi en yeni teknik ve teknolojilerle harmanlayarak, eğitim sistemimizi ve kültür politikalarımızı besleyen kaynaklar olarak sahiplenmek. Ama bunu kesinlikle bağırmadan, kavga etmeden, hamasete boğmadan, suçlamadan, edep ve erkân üzre yapmak…
Maarifin Sesi: Genç nesillere türküyü sevdirmek için neler yapmalı? Eğitim sisteminde türküye hangi çağlarda, hangi aşamalarda yer verilmeli?
TOKEL: Eğitimin her aşamasında türküye yer verilebilir. Önce mandolin ve flütün yerine “saz”ı ikame ederek başlanabilir. “Resmi” Türk Halk Müziği repertuarımızda bulunan en az on bin civarındaki ezginin ciddi bir taramadan geçirilip tahlil ve analizi yapıldıktan sonra söz, müzik, form, dil ve üslup yönünden tasnif edilerek gruplara ayrılması halinde, her çağa, yaşa ve seviyeye uygun bir türkü repertuarı oluşturmak kolaylaşacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilkokullarda, hatta ortaokul ve düz liselerde bile müzik eğitimi müfredatının temeli, birlikte türkü söylemeyi, birlikte şarkı söylemeyi öğretmek esasına dayanmalı. (Bundan ötesi meslek liselerinin, yani güzel sanatlar lisesinin işlevi olmalı.) Liseyi bitiren bir gencin mesela en az elli türküyü doğru ve güzel bir şekilde okuması demek, aynı zamanda en temiz Türkçe ile ifade edilmiş elli tane türkü metnini ve en rafine müzik cümlelerinden oluşan elli tane ezgi kalıbını ruhuna, gönlüne ve beynine nakşetmesi demektir. Bu türkülerin içeriklerinden öğreneceği tarih, kültür, inanç, gelenek, töre, insani haller ve hayata dair değerler de hediyesi… Bunun bir genç için ne büyük bir zenginlik olduğu bir tarafa, bunlarla donatılmış bir beyin, ruh ve gönüle sahip birinin hayatta başarılı olması hiç de zor olmayacaktır. Çocuklarımıza birlikte türkü söylemeyi öğretelim, aynı türküleri söyleyenlerden âlâ kardeş mi olur!
Maarifin Sesi: Sizce yeni Aşık Veysellerin, Neşet Ertaşların yetişmesi için nasıl bir iklim gereklidir? Hangi ortam ya da hangi eğitimler gerekiyor?
TOKEL: Aşık Veysel ve Neşet Ertaş’ı okul binalarının içine hapsedilen eğitim sistemimiz değil, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilen ârif insanların besledikleri irfâni sistem yetiştirmiştir. Bu ve benzeri isimler medeniyetimizin ve kültürümüzün ortak değerleri olarak, kutup yıldızı gibi semamızda hep parlayacaklardır. Yeni Veysellerin, yeni Neşetlerin hiç birinin ne altı yaşında gözlerini kaybetmesi, ne de Muharrem Ertaş gibi bir babasının olması asla mümkün olmayacağına göre, biz başka Veyseller, başka Neşetler bekleyebiliriz ancak. Bu da belki Aşık Veysel’deki tasavvufi derinliği ve irfâni kültürü, Neşet Ertaş’taki Yunusca edayı ve ârifane terbiyeyi eski tabirle temellük etmiş, yani sahiplenerek içselleştirmiş bir toplumsal iklim ya da eğitim sistemiyle mümkün olabilir. Fakat endişeye gerek yok: Yeryüzünde Türkler ve Türkçe olduğu sürece hem türküler var olacak, hem de bu türküleri bağlayan, yakan, havalandıran ozanlar, âşıklar…
Maarifin Sesi: Bu röportaj için çok teşekkür ediyoruz.
TOKEL: Ben teşekkür ederim.