(Onüçüncü bölüm) Öğretmen, sabırlıdır.
Öğretmenlik, ne ziraata, ne de ticarete benzer. “Şu kadar günde şu kadar ürün alırsın” diye bir takvimi yoktur. Şairin dediği gibi öğretmen, tohum saçmakla sorumludur. Tohum filizlenir veya filizlenmez, meyve verir veya vermez, az verir veya çok verir, onu zaman gösterir. Öyle olunca öğretmenin, çok sabırlı olması gerekir.
Yirmi yıl, otuz yıl sonra bir öğrenciniz karşınıza çıkıp emekleriniz için size teşekkür edebilir. Siz ürününüzü görmeden ölüp gidebilirsiniz, meyveleri yüz yıl sonra da görülebilir. Üstat Necip Fazıl Kısakürek, “Utansın” adlı şiirinde ne güzel ifade etmiş:
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
…
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey bin bir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
Öğretmen, ödev verir ve kontrol eder.
Öğretmen, elbette ödev verir. Ödev, dersler kadar önemlidir. Ancak “Şu kadar sayfa kitabı yazın!” demek ödev olmaz. Araştırmaya yönelik, öğrencinin yorum katabileceği, özgün, analiz, sentez ve değerlendirme yapabileceği ödevler verir.
Öğretmen, ödev kontrolünü bir öğrenciye havale etmez, bizzat kendisi kontrol eder. Ödevlere anlamlı işaretler koyarak notlar düşer. “Aferin!”, “Çok güzel!”, “Beş yıldız!” yazar, imza veya paraf atar. Ödev yapanlar ve ödevi güzel olanları ayrıca över, bazen de ödüllendirir.
Kontrol edilmeyen ödevler öğrencinin gözünde işini ciddiye almamak veya değer verilmemek olarak algılanır. Kontrol edilmeyecek ise kesinlikle ödev verilmemelidir. Kontrol edilip hele hele övülen ödevler öğrencinin sorumluluk ve görev bilincini geliştirir.
Öğretmen, müsamahalı olur, her hatayı görmez.
Öğretmen, müsamaha konusunda anne gibidir. Hataları öğrenciyi kırmadan düzeltir. Her hataya tepki vermez. Öğretmen bazen sağır ve kör rolü yapar. Buna sınıf yönetiminde “görmezden gelme” denir. Fakat bu “görmezden gelme” hali “zaten ortada bir yanlış yok” şeklinde düşünülmemelidir. Zira böyle bir bakış açısı sağlıklı olmayacağı gibi başka potansiyel problemlerin ortaya çıkmasına da zemin oluşturabilir. Bir farkındalık içinde ve dozu ayarlanmış “görmezden gelme” doğru davranışın ortaya çıkması adına muhataba bir fırsat sunma imkânı tanımaktır, ona karşı müsamahalı olmaktır.
Öğretmen, ders içi molalar verir.
Ders saatinin süresi ilk ve ortaokullarda aynı fakat yaş aralığı çok farklı. Öğretmen, öğrencinin yaş seviyesine göre dersi monotonluktan kurtarır. Öğretmen, yeri geldikçe, “hadi oğlum Ali, bir şarkı söyle!” veya dikkatlerin dağıldığı bir sırada “hadi, deve cüce oynuyoruz!” der. Bazen de çantasından şeker çıkartıp dağıtır, “şeker molası arkadaşlar!” der. Rutinin dışına çıkar.
Dersin sahibi, sınıfın komutanı öğretmendir. Suç olmayan, yasaklanmayan şeyleri yapmaktan korkmaz. Her şeyi idareciye sormaması gerektiğini bilir. “Müdür Bey, sınıfta şeker yiyebilir miyiz?” diye sorarsa, “hayır yiyemezsiniz, burası şekerci dükkânı mı, Fatma Hanım!” cevabını alabilir.
Öğretmen, ergenlik psikolojisini bilir.
Öğretmen, her yaşın bir psikolojisinin olduğunu bilir. Öğrencinin, nelerden hoşnut olup nelerden rahatsızlık duyacağını, hangi konuların konuşulması gerektiğini, ne tür soruların sorulmaması gerektiğini bilir.
Öğrencinin; “Öğretmenimiz şimdi gelir, selam verir, ‘oturun’ der, ‘başkan gelmeyen var mı?’ der, sonra ‘Nerede kalmıştık arkadaşlar?’ der” gibi tahminlerini bozar.
Öğretmen, taklit ve oyunlardan yararlanır.
Öğretmen, oyunların çocuklar için bir lüks değil, ihtiyaç olduğunu bilir. Her yaşa uygun geleneksel oyunlar var, onlardan yararlanır. Geleneksel olsun, modern olsun veya kendi icat edeceği yeni oyunlar olsun hepsini yeri geldiğinde eğitimde kullanır. Ferdî oynanan oyunlar olabileceği gibi grup oyunları da olabilir.
Öğretmen, yeteneği ölçüsünde taklitler yaparak da konuyu pekiştirir.
Taklit yaparak aktarılan konular daha kalıcı davranışlar sağlayabilir. Öğrenci taklit ile süslenerek anlatılan bir konuyu normal anlatılandan daha iyi hatırlar.
Öğretmen, hikâye ve masallardan yararlanır.
Öğretmen, vermek istediği bazı değerleri, hikâye ve masallarla verir. Her yaşa uygun masallar vardır. Beydaba’nın “Kelile ve Dimne”si güzel bir örnektir. Yine “Bin bir gece masalları” ve “Dede Korkut Hikâyeleri” de eğitimde önemli yer tutar. “Küçük Prens” ve benzeri masallardan yararlanılabilir. Hatta öğretmen, kendisi masal yazar. Masallarla verilen mesajlar uzun süre zihinden kaybolmaz. Mealen söylenen “Anlat kıssayı ki belki anlarlar”[1] ifadesi de konumuzu destekler niteliktedir.
Öğretmen, dersi eğlenceli hale getirir.
Okullaşmanın bilhassa kız çocuklarında okullaşma oranlarının artırılması çalışmalarının sürdüğü bir dönemde, Bakanlıkça tertip edilen bir toplantıda söz alarak; “Çocuklarımız için okullar cazibe merkezi olmalı, çocuk okulu özlemeli. Şayet bizim çocuklarımız için çobanlık yapmak, hayvan otlatmak, tarlada çalışmak, sanayide çıraklık yapmak okula gitmekten daha cazip geliyorsa veya bazı ihtiyaç durumları sebebiyle okula tercih ediliyorsa burada bir yanlış var demektir” demiştim. Günde altı saat nutuk dinlemek, fırça yemek, hata yapıp, cezalandırılmaktan korkmak, sürekli sınav korkusuyla yaşamak hiçbir yaş grubu için istenilen bir durum değildir.
Öğretmen, elinden geldiğince okulu, sınıfı, dersi öyle cazip hale getirir ki öğrencisi okulu özler. Bir sonraki günü ve dersi iple çeker.
Öğretmen, zamanı iyi yorumlar.
Öğretmen, konulara çağdaş yorumlar katar, onları güncelle irtibatlandırır. Öğrencinin dikkatini çekecek, monotonluktan uzak, yaşanan hayattan örneklerle konuyu işler.
Hatıra paylaşımları öğrencilerin zihninde daha iyi yer eder. Aynı zamanda hatıra paylaşımı, öğrencinin kendisine değer verildiğini hissetmesine de vesile olur.(Devam edecek)
[1] A’râf Suresi 176. ayet meali.
Yıldırım Alkış