eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Doç. Dr. Ali Faruk YAYLACI

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Eğitim Bilimler Enstitüsünde, Eğitim Yönetimi, Planlaması ve Teftişi alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. 1995-2005 döneminde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmenlik yaptı. 2005-2010 döneminde Belçika’da Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmenliğinde bulundu. 2013 yılında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde akademisyen olarak görev yapmaya başladı. Halen Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde göreve devam etmektedir. Çalışma alanları, eğitim yönetimi, eğitim felsefesi ve eğitim politikasıdır.

    Test Şöleni ya da Elekten Geçirme

    Merkezi testler yapılır ardından sonuçlar açıklanır. Kimileri sevinir, okulumuzun öğrencileri şu puanları aldılar, sıralamalarda şu sıralarda yer aldılar diye reklam yapma ihtiyacı duyarlar. Kimileri üzülür öğrencileri elenmiştir, beklendiği gibi performans(!) sergileyememişlerdir.

    Öğrencilerin de bir kısmı sevinir, gece gündüz test çözerek hazırlandığı sınavda çok fazla soru çözerek binlerce arkadaşını geride bıraktığı ve hedeflediği okula kavuştuğu için. Çoğu öğrenci ise üzgündür. Yeterince soru cevaplayamadığı ya da başakaları daha fazla soru cevapladığı için gerilerde kalmıştır. Ya tamamen elenmiştir ya da istediği yeri kazanamamıştır puanı yetmediği için. Sınavların yapıldığı okul bahçelerinde dua eden anne babalar için de durum benzerdir. Kimisi duaları kabul edildi diye sevinir sonuçlar açıklandığında çoğu ise bir hayır vardır der üzülür.

    Hasıl-ı kelam ya sorular çok zordur ya beklenmedik konulardan daha çok soru gelmiştir. Test yapıcıların o zalim çabası ile soruların ayrıştırıcı gücü keskinleştirilmiş belki de o sene, zorluk ondandır.

    Sonra eğitimciler, eğitimbilimciler, araştırmacılar bu testlerin sonuçları üzerinde hızlıca araştırmalar yaparlar. Hangi okuldan gelen ya da hangi sosyo-ekonomik arkaplandan gelen öğrenciler hangi puanı almıştır diye. Yıllara göre öğrencilerin net puanları karşılaştırılır. İstatistiğin zalim metotları ile çok güzel bir perde çekilir olmakta olanın önüne.

    Bu test şölenleri ile olmakta olan nedir sorusunun cevabına işaret etmeye çalışmadan önce adlandırmaya değinmek gerek. Bu yapılanlara sınav demek anlamsızdır, imtihan demek ise trajedi. Kimse bu kelimelerin dağarcığındaki “zahmet” ile şu testlerin çocuklara, gençlere ve ailelere yaşattığı zorlukları karıştırmasın lütfen. O yüzden sadece ve sadece çoktan seçmeli test denilmeyi hakediyor bu süreç. Yapılan şey eğitim sisteminin amaçları ve hedeflerine muhalif bir yönelimle ve okullarda tecrübe edilen eğitim öğretim sürecinin kendine özgü hemen hemen bütün niteliklerinin görmezden gelindiği bir elemeden başka bir şey değildir. Gerek ortaöğretime geçişte gerek yükseköğretime geçişte yapılan şey, bir test marifetiyle öğrencilerin tecribe ettikleri eğitim öğretim sürecinde edindikleri bilgi, beceri ve tutumları belirleyerek öğrencilerin ilgili ve yetenekli oldukları alanlardaki okullara gitmelerini temin etmek değildir. Çok sayıdaki öğrenciyi az sayıdaki okullara dağıtmak için sözde anlamlı bir puanlama ve sıralama eliyle elekten geçirmektir yapılan şey.

    Sorun elektedir. Fakat kimse eleği görmek ya da tartışmak, araştırmak istememektedir. Elekten geçeni zaferi için tebrik, elekten geçemeyeni daha iyi çalışması için teşvik, elden gelen budur sadece. Eğitim araştırmacıları da eleğin yapısını inclemekten öteye geçmeyi hiç düşünmemekte, eleğin varlığını sorgulamayı tahayyül bile edememektedir.

    Bütün eğitim sistemi daha okul öncesi kurumlarından ve ilkokul birinci sınıflardan başlamak üzere bu test şölenine hazırlanma kaygısıyla zehirlenmektedir. Sınav ve imtihanın hakikati bu test anlayışıyla çarpıtılmaktadır. Bugünkü haliyle testlerin olmadığı bir eğitim düzeni kurmak en öncelikli görevimiz olmalıdır. Bu mümkündür.

    Eğitimin amaçlarından başlamak üzere okul yapıları, müfredat ve değerlendirme süreçleri yeni baştan bir temel ilkeye göre inşa edilmelidir. Kimi zaman töreli eğitim diye ifade etmiş olduğumuz anlayışın temel esaslarından biri de budur. Değerlendirmenin dayanacağı temel ilke yine eğitimin bütün olarak dayanacağı temel ilkelerle yakından ilgilidir. Gerek eğitim süreci gerek bireylerin bu eğitimle nasıl bir insana dönüştükleri konusu, elbette bir değerlendirmeye konu olacaktır.

    Değerlendirme, imtihan ya da sınav, eğitimle amaçladığımız yerlere ulaşıp ulşamadığımızı sorgulayabilmeyi hedeflemelidir. Bu sorgulamanın halihazırdaki test çılgınlığıyla yapılamayacağı açıktır. Töreli eğitimde test yoktur ve olamaz. Buna mukabil eğitimin doğası ve amaçlarıyla uyumlu bir değerlendirme süreci vardır. Burada imtihan ya da sınav öğrencinin eğitimle amaçladığımız niteliklere kavuşma durumunu anlayamaya ve sorgulamaya dönüktür. Aynı zamanda eğitim öğretim süreci de yine kendine özgü yollarla öğrencinin ilgi ve yeteneklerini keşfetmeye yöneliktir ve öğrencinin bu doğrultuda eğitimine devam etmesinin temini için değerlendirme yapılır.

    Eğri oturup doğru konuşalım, günümüzde eğitim öğretim süreci, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini keşfetmeyi beceremediği ve bu doğrultuda onların üst kademe eğitim almalarını temin edemediği için eleme yapma zorunluluğu hissetmektedir. Bu faicanın gözden kaçırılması için de testler bir yarışmacı anlayışla performans göstererek zafer kazanma ve öne geçme mücadelesi olarak sunulmaktadır. Eğitim araştırmacıları da çabalarıyla tüm bu olanların bilimsel olarak aklanmasına katkı sağlamaktadır.

    Binlerce adayın içinden, testlere çılgınca hazırlanarak sıyrılmayı başkalarını geride bırakarak öne geçmeyi teşvik eden bu sistemde öğrencilerden “insan insanın kurdudur” ilkesine inanmamasını bunun medeniyet tasavvurumuza aykırı olduğunu düşünmesini ve dahası özgeci olmasını bekliyoruz bir de.

    Test çılgınlığının zehirlediği eğitimi tedavi etmek ve hakiki anlamıyla bir sınavın ve değerlendirmenin söz konusu olacağı bir yapı kurmak mümkündür. Tedavinin ilk adımı ise sadece bunu düşünmeye başlamaktır…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.