İsrail saldırıları karşısında İran tutunamadı, kof çıktı. İvedilikle bunun muhasebesi yapılmalıdır. İsmail Heniye örneği bir kez daha başını uzattı ve tekerrür etti. İran adına üzülmemek mümkün değil. Lakin üzülmek kayıpları geri getirmez. Sadece yanlışlardan ders çıkarmak yeni kayıpların verilmesini engelleyebilir. En üst düzey iki askeri yetkilinin bir biçimde öldürülmesi skandal mesabesindedir. Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami ile İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri İsrail saldırılarında öldürüldüler. Bu da iran’ın kof çıktığını ve kağıttan kaplan olduğunu göstermektedir. Misilleme yapılırsa bu kayıpları telafi edecek midir? İran hala geride kaybedeceği bir şeyler varsa; yapılanları sineye çekmeye devam edecektir. Ancak gemilerini yakarsa bu ukdeden kurtulabilir. Üst düzey komutanların yağdan kıl çekercesine öldürülmesi güvenlik zafiyetine bağlanıyor. Güvenlik zafiyetinin nedeni nedir? Ya da İsrail’de niye yok da sadece İran da var?
Bu güvenlik zafiyetini iki menkul vecize ışığında izah edebiliriz. Bunlardan birisi Kamran İnan’ın bir tespiti ve bu tespitin yaşadığımız ortama yansımasıdır. Şöyle demiştir: “Yeryüzünde kendi ülkesinde hain yetiştiren Türkiye gibi başka bir ülke bulamazsınız!” Dünyada en bol haini olan millet biziz demişti veya ona benzer ifadeler kullanmıştı. Buradaki biziz ifadesini genelleştirmek lazım. Eski ifadesiyle umumiyattandır. Tamim etmek pek sıhhatli bir tutum olmasa da bazı süreçlerde muvakkaten geçerli olabilir. Bu ifade Erkin Koray’a da atfedilmekte veya mal edilmektedir… Hadislerde İslam diyarlarında ve Arap ülkelerinde de bir akımın yayılacağından söz edilmektedir. Ruveybida modeli. Değersiz insanların değerli makamları işgal etmesi! Bir başka ifadesiyle İslam alemi Ebrehe’nin yol göstericisi, rehberi ‘Ebu Rigaller’ diyarı olmaya adaydır. Yani sadece Türkiye’ye mahsus bir durum değil.
Kur’an birçok ayette gelmiş geçmiş çoğunluğu fasıklar zümresi ve güruhu olarak takbih eder. Bunlar peygamberleri uğraştırırlar. Yorarlar ve zora sokarlar, İslam dünyasında gerçekten de şahsiyetini bulamama ve şahsiyet aşınması vardır. Bu aşınma da ihaneti kolaylaştırmaktadır. Bu şahsiyet açığı İslami değerleri içselleştirememekten kaynaklanmaktadır. İran’ın İslami ve imanı zemini oldukça çürüktür. Dini anlayışı, dini değerleri doğru anlamaya ve yaşamaya elverişli değildir. Aksine propaganda veya kandırmaca amaçlı ve odaklıdır. Hadiste bu zümre şöyle anlatılmaktadır: ‘Ahir zamanda yaşları küçük, akılları kıt bir zümre türeyecektir. Yaratılmışların en hayırlısının (S.A.V.) sözünü söylerler ve Kur’an okurlar, ama okun yaydan çıkıp fırladığı gibi dinden çıkarlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez.’ Bu ortam da kof zeminde çürük bir dindarlık üretir. Bu da sert rüzgarlar karşısında tutunamaz ve hemen çözülür. Çünkü tutunmaya değil böbürlenmeye matuftur.
Ortamı izah eden cümle ve tespitlerden birisi de merhum Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğluna aittir. Veciz ifadesi şudur: Önceden tarlamızı sürmüşler! Sürenler kimler? Derin yapılanmalar ya da derin devlet ve uzantılarıdır! Nedeni, çevirdikleri dolapları içeriye sızan adamları vasıtasıyla muayyen kesimlere mal etmektir. Nitekim Hirant Dink cinayetinde bu tespit ispatlanmıştır.
İran’ın da yaşadığı bir dizi suikastlar sonucu, yabancı ajanlar tarafından kevgire döndürüldüğü anlaşılmıştır. Bunun temel nedeni şahsiyet aşınması ve İslami şahsiyetin oturmamasıdır. Demek ki yanlış giden bir şey var. Bu da İslami anlayıştaki tarihi kırılmadır. İran’da deistlerin ve ateistlerin oranı bir hayli yüksektir ve laik ülkeleri ve kesimleri de geride bırakmaktadır. İran yol çatındadır. Öncelikle yapılması gereken, İsrail’e ders vermeden önce olaylardan ders çıkarmak, yanlışlarla yüzleşmek ve kendini düzeltmektir. Doğru bir noktadan başlamaktır.
İran yanlış temelde propaganda yapmak yerine İslam’ın gerçeğiyle yüzleşmelidir.
Mustafa Özcan