Salahaddin Hamavi ismiyle bilinen Tedmur Hapishanesi eski mahkumlarından Mahmut Aşur vaktiyle 1980’li yıllarda Tedmür ve Sednaya Hapishanelerine konuk oluyor. Buradaki hatıralarını el Hivar kanalından Azzam Temimi’ye anlatıyor. Müracaat veya gözden geçirmeler adlı programda hapishane ortamında nasıl hafız olduğunu anlatıyor. Hikayesinin birçok ilginç yönü varsa da en ilginci bu olmalı. İbretlerle dolu bu durum imkanlar arasında nasıl fırsatları kaçırdığımızı, çarçur ettiğimizi gözler önüne seriyor. İmkansızlıklar arasında da nasıl imkan bulunduğunu da öğretiyor. Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan! Salahaddin Hamevi veya hakiki ismiyle Mahmut Aşur, 1981 yılında hapishane ortamında hafızlığını ikmal ediyor. Onun bütün mahrumiyetler içinde hafız olması da hapishane ortamlarının değerlendirilmesi halinde nasıl birer medrese-i Yusufiye haline gelebileceğini ortaya koymaktadır. Bazen ‘ıslahhane’ de denilen hapishaneler müminler için birer medrese-i Yusufiye hükmündedir. Hapishanelerin medrese haline getirilmesi Yusuf Aleyhisselamın mirasıdır. Günümüzde birçok ülke hapishanelerde Kur’an tilavetini ve hıfzını teşvik etmektedir. Lakin eski Suriye’de bunun yasak olduğunu erbabından öğreniyoruz.
Hafız olmasının ilginç bir hikayesi var. Kötü şöhretiyle ünlü Tedmur Hapishanesinde tutuluyor. Haftalık olarak idam istihkakı ya da öğünü 150 kişiden az değil. Dönemin Savunma Bakanı Mustafa Tlass haftalık 150 kişinin idamına imza attığını övünerek anlatmıştır. Bu gibi ortamda Kur’an-ı Kerim bulundurmak suç ve yasak. Bu nedenle hıfız ortamı sayfadan değil dudaktan takip edilmektedir. Yani şifahi bir yöntemle yapılıyor. Zaten mukaddesatı tahkir ettiklerinden bu gibi ortamlarda Kur’an nüshalarının bulundurulması sakıncalı olmalı. Hürmetsizliğe neden olabilir. Gardiyanların eline geçmesi halinde kötü muamele görebilir ve bu açıdan da doğru olmaz. Mahkumlar gündüzleri sürekli hareket halinde tutuluyor ve yürütülüyorlar. Boş bırakılmıyorlar. Geceleyin de bir kaç saat ayakta tutuluyorlar. Bazen iki ayak üzerinde bazen de tek ayak üzerinde saatler geçiriyorlar. Hatta daha sonra Sednaya Hapishanesine nakli yapıldığında buna oranın gardiyanlarının bile bir anlam veremiyor. Onlar bile bu muameleyi çok görüyorlar. 71 yaşındaki mahkumların ayakta tutulmasına bir anlam veremiyorlar. Bazen de bir iki saat yere yatırılıyorlar. Mahmut Aşur o tabloyu şöyle anlatıyor: “Ayakta olduğumuz sırada yüzümüzü gardiyan görmüyor. Yüzümüz yukarıda kalıyor. Biz de yüzümüzü mümkün mertebe saklayarak mahkumlar arası Kur’an çalışması yapıyoruz. Aramızda Kur’an-ı Kerim’i bilen ve hıfzeden kişi diliyle ayetleri mırıldanıyor. Hafızlık adayı da bunları tekrarlıyor. Birisi okuyor diğeri de mukabele ediyor.” Bu suretle hafızlığını ikmal ettiğini anlatıyor ( https:// www. instagram. com/ syriapodcast/ reel/DC2BjPPKLlt/Al Hiwar TV ).
Bazen içinde bulunduğumuz nimeti tepiyoruz. Cennet zorluklarla, cehennem ise nimetlerle bezenmiştir. Yani cennetin yolu zorluklardan cehennemin yolu da kolaylıklardan geçmektedir.
Allah yine de zulüm etmekten de zulme maruz kalmaktan korusun.
Mustafa Özcan