Varlığın esası “söz”e dayanır. Zira tüm mevcudat, “Kün” emri ile vücud bulmuştur. Folklorbilimin (=tabir, İrvin Cemil Schick’e ait.) temel niteliği de söze dayanmasıdır. Söze dayanan ürünler ise geleneğe bağlıdır. Gelenek içinde ortaya çıkan metin de sözlüdür. Sözlü metin ise anonimleşir. Aslında anonimleşen ise kalıp sözlerdir. Zira söz, kalıplara dökülmeden aktarıl/a/maz....
Önce, söz yaratıldı, “ol” sözü… Sonra, kalem oldu, içi söz ile doldu… Sözden sözler türedi… Söz uçtu, yazıya kondu… Söz ete kemiğe, söz yazıya büründü… Yazı söze ayna kılındı, söz yazıda göründü… Ve iki harf olduruldu “kün (ol)” denir denmez; “kâf” ile “nûn” iki harf… Kaleme yol yol, satır satır...
Her söz herkeste aynı durmuyor. Her şiir de öyle. Kiminin ağzından alıntı bir beyit dökülüyor, dize ya da… Diyorsun bu beytin bu arkadaşta ne işi var? Kimisi de yaşamış dibine kadar acıyı, sessizce geçiştiriyor yaşanılanları. Kimisi de lüksün içinde, israfın tam ortasında, etrafında sözümona kalburüstü insanlar… Zannedersin ki her gün...
Bir kitap mı iyi veya azizdir, yoksa o kitabı okuyan veya başkalarına aktaran mı? İşte bu soruya en iyi cevabı, Töreli edebiyatımızın kadim kurucu eseri Kutadgu Bilig’de buluruz. Yusuf Has Hacib, daha eserinin başında bize “bu kitabı okuyan, beyitleri herkese bildiren, bu kitaptan daha iyi, daha azizdir” der. Dolayısıyla da...
”Körün gözü açıldığında yapacağı ilk şey bastonunu kırmaktır!” cümlesi vefayı anlatmak için kurulmuş fiyakalı bir cümledir. Herkeste de karşılığı vardır bu cümlenin. Peki, kör gözü açıldığı zaman ne yapacak? Bastonunu duvara asıp her Allah’ın günü eskiyi mi yâd edecek? Bastonun iyiliğini unutmamak için onu duvara asması mı gerekiyor? Bastonunu kırarak...
Araya üç gün girdi, bir önceki yazımızda Fuat Köprülü’nün ilim adamlığından ve siyasete geçiş serüveninden söz etmiştik. Yıl 1932, Dolmabahçe’de 1. Türk Dil Kurultayı yapılmaktadır. Programda devrin üniversitedeki en yetkili ismi, dil ve edebiyat tarihi çalışmaları ile dünyaca kabul görmüş bir otoritesi, edebiyat fakültesi dekanı ve profesörü Fuat Köprülü yoktur…...
“Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet maarif demektir.” Büyük fikir adamımız, ruh cephemizin gösterişsiz ve nümayişsiz maden işçisi, isyan ahlâkçısı Nureddin Topçu’yu vefatının 47. Yıldönümünde rahmetle...
(Sükût suretinde yaşayan bir yiğidin (Akif Emre’nin) anısına) Kadim dünyada kâinatta aslî olanın sükût olduğu; yaşamın yerini ölüme bıraktığı gibi, kelâmın da eninde sonunda yerini sükûta bırakacağı kabul edilirdi. Dahası nasıl yaşam ölümle sarılı ise kelâmın da sükût ile çevrelenmesi gerektiğine inanılırdı. Bu yüzden sükût suretinde hayatlar, susarak konuşmanın göstergeleri;...
Evliya Çelebi dünya seyahatname tarihinin en başında gelir. Gezgin, seyyah, seyyah-ı alem ifadelerinden her birisini onun için kullanabiliriz. Dolaştığı coğrafyalardan naklettiği, insana, tabiata, cemiyetlere dair gözleme dayalı tahlil ve sentez yüklü yazıları asırları aştıkça değerini artıran türden. Her türlü zorlu şartları, güçlüklerle yüklü coğrafya ve her türden kavimlerle iletiş kurarken...
Aslında bu sorunun cevabını insanoğlu asırlardır arıyor. Her birimiz günlük hayatımızda defalarca bu çelişkiyi yaşıyor ve bunun muhasebesini yapıyoruz. Hani çok tekrarlanan bir atasözümüz vardır ya “söz gümüşse, sükût altındır” şeklinde, hep kafamı kurcalamıştır; söz ne zaman gümüş olur, sükût ne zaman altın olur diye. Susmak zamanı geldiğinde konuşmak, konuşmak...
Güzellik duygusu fıtridir. Ancak her insan, güzellik duygusunu, aldığı eğitim, çevre, din gibi faktörlerin etkisi altında geliştirir ya da kaybeder. Güzellik, güzel söz ve güzel söz söylemede de kendini gösterir. İnsan ilişkilerinde güzelliklerin hakim olabilmesi için güzel söz söylemenin bilincinde olmak gereklidir. Güzel söz bilgi, deneyim, kültür, kendine güven gerektirir....