eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Çok Bulutlu
Pazar Açık
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Yağmurlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C

Mehmet Nuri Yardım: Okumak zihni, kalbi ve aklı inci mercan değerinde cevherle ve saf duygularla donatmaktır.

Mehmet Nuri Yardım: Okumak zihni, kalbi ve  aklı inci mercan değerinde cevherle ve saf duygularla donatmaktır.
18.06.2021 00:38
0
A+
A-

SUNUŞ:

Haftanın röportajını Mehmet Nuri Yardım ile yaptık. Kendisi, son kırk yılı aşan bir süreden beri Türkiye’de fikir, kültür ve edebiyat hareketlerinin içinde bulunmuş bir isimdir. Yazdıkları ve yaşadıklarıyla Türkiye’nin ana fikir hareketlerinin içinde faaliyet yürütmüş. Zihin ve tefekkürüyle Türkiye de toplumsal inşaaya katkıda bulunmuş. Kuruculuklarının yanında kültür kuruluşlarının fikir cephesinde fikir imal ederek uzun bir kültürel geçmiş oluşturmuştur. Bizim açımızdan bu faaliyet geçmişinin, cemiyet eğitimi gibi bir anlamı da olmaktadır. Kendisiyle genç nesle de örneklik teşkil edeceğini umduğumuz zevkli bir röportaj gerçekleştirdik.

Maarifin Sesi: Okuma nedir? Kaliteli bir okuma nasıl yapılmalıdır?

YARDIM: Okumanın tam tarifi yapılabilir mi, doğrusu bilmem. Bizim seleflerimiz bu tanımı tam yapmış mıdır, belki. Ama her okuyan, yazan ve düşünen insanın kendince bir okuma serüveni ve elbette kavlince bir tarifi vardır. Öyleyse ben de kendime göre okumanın ne olduğuna dair naçizane kendi fikrimi beyan eyleyeyim.

        Okumak kanaatimce zihni, kalbi, akli ve kalbi inci mercan değerindeki bilgi cevheriyle ve saf duygularla doldurmak, daha doğrusu donatmaktır. Okuyunca kendimizi daha iyi, daha cesaretli, daha bilgili ve toplumda söz söyleme hakkını kendimizde daha fazla bulabilmişsek demek ki okuduklarımız işe yaramış, bir bakıma sadrımıza şifa, derdimize deva olmuştur. Dolayısıyla kesinkes bir tarif yapmanın ötesinde bu okuma eylemi bize ne kazandırmıştır, tefekkür heybemize ne katmıştır, yüreğimize hangi iyilikleri, güzellikleri katmıştır bunun peşine düşüp muhasebesini yaparsak bence daha doğru hareket etmiş oluruz. Yoksa her okunan kitap faydalı olmayabilir, hatta aksine insanın zihnini bulandıran, kalbini bozan, fikrini altüst eden kitaplar da vardır. Dolayısıyla ben bütün kitapların yararlı olduğu düşüncesine asla katılmıyorum. Nasıl bütün insanlar iyidir diyemiyorsak… Zira zulmeden, kötülük eden, cinayet işleyen, hatta katliam yapan ve menfi davranışlarıyla öne çıkan insanları görüyoruz. Öyle kitaplar, satırlar, hatta mısralar da olabilir. Zulmü, alçaklığı, ihaneti ve terörü destekleyen kitaplar, yazılar ve mısralar dün de vardı bugün de ne yazık bulunuyor. Allah bizi iyi kitapları okuyanlardan ve iyi eserleri kaleme alanlardan eylesin, âmin.

        Gelelim kaliteli kitap okumanın nasıl yapılacağı hususuna… Doğrusu bu konuda da her okur-yazarın kendince bir hareket tarzı vardır. Öncelikle hangi kitaplar okunacak ve ne şekilde okunacak? Bazı eserler vardır ki okumaya doyamazsınız. Hatta kitabı bitirdikten sonra yeniden okuma iştahınızı ve iştiyakınızı fark edersiniz. Zira o eserden bir hayli istifade etmişsinizdir. Ruhen kanatlanmış, kalben tatmin olmuş, lisanca zenginleşmişsinizdir. Büyük yazarların eserleri böyledir. Kitaplarını birkaç sefer bile okusanız asla yorulmaz, usanmaz, sıkılmazsınız. Ama bir de vasat altı veya vasat kitaplar vardır. Bitirmek için zor tahammül edersiniz ama tamamlarsınız. En kötüsü ise daha başlangıçta sizi iten, sizi yoran kitaplar… Bence onları başlamadan bitirebiliriz. Yani ilk bölümleri bizi sarmadıysa bir kenara koyalım. Her kitabı okumak zorunda değiliz. Üstelik her kitap da okunmaya lâyık değildir, niçin zamanımızı çalmasına izin verelim ki… Bırakalım onu da başkası okusun. Nasıl yemek yerken lezzete önem veriyorsak, sıradan lokantalar yerine tanınmış ve yemekleri lezzetli yapan lokantaları seçiyorsak kitapta da aynı seçiciliğe dikkat etmemizde fayda var. Zira ömür, zannedildiği gibi çok uzun değildir. Çabucak geçiveriyor. Dolayısıyla bütün kitapları okumaya ömrümüz yetmediği gibi aslında buna lüzum da yoktur. Eseri seçelim, yazarına dikkat edelim, hakikaten okunmaya değiyorsa okuyalım. Nitekim külliyatı olan bazı yazarlar vardır. Bir kitabını okursunuz, sonra tiryakisi olursunuz ve diğer kitaplarına yönelirsiniz. Yani o yazar size bütün eserlerini okutur. Böyle güçlü, verimli, faydalı, hayırlı ve hakikaten okuyucuya değer katan yazarları tercih etmek bizim için iyi olur. Aksi takdirde bazı dostlarımdan şunu sık sık duyuyorum: “Medyada tanıtımı çok yapılıyordu, ben de o yazarın kitabını aldım ama daha beş on sayfa okumadan sıkıldım, kitabı bıraktım.” Bu tür şikâyette bulunan okuyucuya rastlıyorum. Benim kütüphanemde de binlerce kitap var. Hiç okumadığım kitaplar da var. Henüz beni harekete geçirmeyen kitaplar bunlar… Bir sefer okuyup bıraktığım kitaplar da var. Daha önce okuduğum hâlde yeniden okuma isteği duyduğum kitaplar da rafları dolduruyor. Demek ki kitapların da farklı tezahürleri, tesirleri ve kaderleri vardır. Bence okuyucu kendisini asla zorlamamalı, kendisini gönül rüzgârının akışına bırakmalı. Ruhuna hitap ettiğine inandığı kitapları alıp okumalı ve onlardan istifade etme yoluna gitmelidir.

Maarifin Sesi: Türkiye’de okuma alışkanlığını yeterli buluyor musunuz? Geliştirmek için sizce neler yapılmalıdır?

YARDIM: Okuma alışkanlığının geçmişte, mesela bundan 20-30 yıl önce çok az olduğunu kabul ediyorum. Oran olarak da pek azdı, keyfiyet olarak da… Ama bugün bu söylenemez. Aksine bilhassa son 15-20 yılda okuma oranında büyük bir patlama oldu. Biliyorsunuz ben de yayıncılık yaptım, kitap fuarlarına katıldım. Fuarlarda hakikaten izdiham oluyordu. İnsanlar neredeyse fuar alanına giremiyordu, stantların önüne adım atamıyordunuz. Bir ana baba günü, bir şölen gibiydi her fuar. Şüphesiz bu çok sevindirici bir gelişmedir. Bundan kırk yıl önce sadece İstanbul ve Ankara’da kitap fuarı düzenlenirken şimdi neredeyse Türkiye’nin bütün illerinde ve büyük ilçelerinde kitap fuarları tertip ediliyor. Dünya istatistikleri arasında da çok iyi noktaya geldiğimizi biliyorum. Yayın kuruluşlarımızın yöneticileri, son dönemde Türkiye’nin “dünyada en çok kitap okuyan 11. Ülke” olduğunu açıklamışlardı. Tabii bu rakamlar salgından önceydi. Şimdi durum nedir bilmiyorum ama koronavirüs’ün insanlarımızı evlere hapsettiği zamanlarda da çok kitap okundu. Bunu yayıncılar da açıkladı. Yalnız bazı yazarlarımız ve kültür adamlarımız bu sonuçları takip etmiyor, eski ezberlerle düşünmeye devam ediyor. Bundan beş altı sene önceydi. Görüştüğüm ünlü bir şair ve hatip bir sohbet meclisinde, “Türkiye, dünyada en az kitap okunan ülkelerden biri….” diye söze başlarken hemen hemen müdahale ettim: “Ağabey bu bilgi çok yanlış. Eskiden evet dünyada belki az okuyan ülkeler arasındaydık. Ama şimdi şükürler olsun ki başa güreşiyoruz. İlk onun arasına girmek üzereyiz.” Söylediklerime önce şaşırmış, sonra da çok sevinmişti. Bu anlattıklarım gerçek. Zira istatistik bilgilerinden de bu olumlu gelişme zaten anlaşılıyor. Yayıncılarımız artık sadece Türkiye’deki il ve ilçelerde değil yurtdışında da birçok ülkede kitap fuarlarına katılıyor. Farklı ülkelerdeki yayıncılarla çeviri anlaşmaları yapılıyor. Hamdolsun, bu şüphesiz çok sevindirici bir gelişme. Yani çocuklarımız da artık çok okuyor, gençlerimiz de… Yetişkinler de keza… Peki yeterli mi? Hayır! Nüfusumuzun yüzde yüzü okuyana kadar mücadeleye devam etmeliyiz. Zira biz “İlk kelimesi ‘Oku!’ olan ve bu buyruğa muhatap olan kutsal bir kitaba bağlıyız, İslam dinine inanan Müslümanlarız. Öyle ise, Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi “beşikten mezara kadar” ilim tahsil etmeliyiz, yani okumalıyız. Son yıllarda bilhassa belediyelerin, valiliklerin, kaymakamlıkların büyük hizmetleri, kültürel faaliyetleri oldu. Kültür sanat çalışmaları çoğaldı. Okumalar arttı, konferanslar, sohbetler ziyadeleşti. Elbette bu güzel tekâmülün okuma alışkanlığını artırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama dediğim gibi ülkemizde herkes okuyana kadar bu seferberliğe, kültür mücadelesine devam etmeliyiz. Zira okuyan insan aydınlanır, içi iyilikle dolar ve kötülüğe meyletmez. Öyle ise insanlığın hayrı için, yeryüzünün refah ve huzuru için dahi olsa okuyanlarımızı çoğaltmalıyız. İnşallah gün gelecek, Türkiye “Dünyada en çok kitap okunan ülke” ilan edilecektir. Buna can-ü gönülden inanıyorum. Cenabı Allah o kutlu günleri bize de göstersin.

Maarifin Sesi: Okuma eğitimi için önerileriniz nelerdir?

YARDIM: Çocuklara evde okuma eğitimini yetişkinler, yani anne, baba, ağabey ve abla verecektir. Bence çocuklara sürekli olarak “kitap oku, kitap oku” demektense onlara örnek olmalı büyükler. Yani önce onlar okumalı ki, çocuklar da kendilerini örnek alabilsin. Bilindiği gibi çocuklar taklit etmeyi severler, büyükler ne yapıyorsa aynısını yaparlar, yapmak isterler. Dolayısıyla bu konuda görev, evde büyüklere düşüyor. Konuyla ilgili bir hatıramı paylaşayım. Birkaç yıl önce Sultanahmet’teki kitap fuarında kitaplarımı imzalıyordum. Biliyorsunuz benim çocuk kitaplarım da var: Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları, Yazar Olacak Çocuklar, Şair Olacak Çocuklar, Romancı Olacak Çocuklar, Yıldızlarla Uyumak gibi… Bunlar Nar Yayınları’nda çıkıyor. Bir de yetişkinler için yazdığım kitaplar mevcut. Çağrı ve Akıl Fikir Yayınları’nın okuyucuya ulaştırdığı kitaplar… Tabii imza günümde bütün bu kitaplar tezgâha konulmuştu. Bir baba ve oğlu geldi. Baba oğluna biraz sitemkâr biraz da kızgın vaziyette onu bana şikâyet etti: “Benim oğlum ne yazık ki kitap okumuyor, lütfen ona tavsiyelerde bulunur musunuz?” Çocuk masum masum söyleyeceklerimi bekliyor. Söze şöyle başladım: “Elbette bütün çocuklar kitap okumanın önemini, faydasını ve güzelliğini bilir. Bugün okumazsa yarın muhakkak okur. Bence önce büyükler okumalı, onlara yol açmalı. Size soruyorum, samimi olarak cevap vereceğinizi de biliyorum. Siz kitap okuyor musunuz?” Adam biraz düşündü, sonra hafifçe güldü ve cevap verdi: “Yalanım yok, doğrusu ben de hiç kitap okumuyorum.” Bunun üzerine hemen ekledim: “Tamam işte, açıkça itiraf ettiniz. Siz okumadığınız için çocuğunuz da okumuyor. Siz sürekli olarak televizyon seyrediyor, bilgisayar ve cep telefonu ile ilgileniyorsanız hâliyle çocuk da sizin yolunuzdan gidecektir. Ama arada bir sizin de elinizde kitap görseydi mutlaka heveslenir ve sizden kitap isterdi, kendi çapında kütüphane bile kurardı.” Adam insaflıydı, dinledi, sözlerime hak verdi ve anlattıklarımı onayladı. Dedi ki: “Haklısınız. Aslında biz büyüklerin de çocuklara örnek olması lazım. Öyle ise bu akşamdan tezi yok ben de oğlum da kitap okumaya başlayacağız inşallah. Gördüğüm kadarıyla hem bana, hem de oğluma hitap eden kitaplarınız var. Hangilerini tavsiye edersiniz? Alalım ve bu akşam şeytanın bacağını kırıp kitap okumaya başlayalım.” Ben de onlara bazı kitapları tavsiye ettim, aldılar, imzalattılar, sonra da sevinçle standın önünden ayrıldılar. Babanın mutluluğu yüzünden okunurken çocuk da etrafındaki kitap sergilerine daha bir ilgiyle bakmaya başlamıştı.  

        Bu evdeki hâl. Gelelim okula… Okulda da öğretmenler öğrencilere örnek olmalı, onlar da sürekli kitap okumalı. Beni okumaya, edebiyata ve yazar olmaya teşvik eden ilkokul öğretmenim Tevfik Yargıcı olmuştur. Onu her zaman rahmetle, minnetle anıyorum. Zira hem sınıfta bize kitabı, okumayı, şiiri, tarihi, edebiyatı sevdirdi hem de “Çocuklar halk kütüphanesine gitmeyi aman ihmal etmeyin. Orada çok güzel kitaplar var, alıp okuyun.” derdi. Bir edebiyat öğretmeni arkadaşım vardı. Sormuştum, “Öğrencilerin kitap okuyor mu?” diye. “Evet demişti. Çünkü ben de okuyorum. Sınıfa her girişimde mutlaka koltuğumun altında bir kitap vardır. Öğrenciler de ‘Madem o kadar bilgili olmasına rağmen öğretmenimiz kitap okuyor. Öyle ise biz de okumalıyız.’ diye düşünüyor ve okuyorlar. Evet bu çok mantıklı bir davranış şekli. Bence bütün öğretmenler de sınıfa girerken herhangi bir kitapla girmeli ve lisan-ı hâlleriyle kitap okumanın önemini öğrencilerine anlatmalıdırlar. Gerisi çorap söküğü gibi, çok kolay. Zaten eğitimci bunun yolu yordamını çok iyi bilir.

Maarifin Sesi: Kendi okuma yöntem ve zamanlarınızı anlatabilir misiniz?

YARDIM: Ben okumak için zaman kollamam, yöntemim de kendiliğinden oluşmuştur. Hani birçok kişi kendilerine sorulduğunda “Boş zamanımda kitap okurum.” der ya. Çok yanlış. Ne demek “boş zaman?” İnsanoğlunun hiç boş zamanı olur mu? İnsanın bütün zamanları ağzına kadar dolu olmalıdır. Hiç kimsenin, hiçbir vakit boş zamanı olmamalıdır. Oluyorsa, demek ki o kişi hayatın anlamını henüz kavramamış demektir. O soru, yani meşhur ‘Kitap okur musunuz?’ suali bana yöneltilse ben nasıl cevap veririm: “Elbette, muhakkak, mutlaka. Her fırsatta, her hâlükârda, her şartta kitap okurum, okumaya çalışırım. Okumadığım zaman kendimi eksik hissederim. Okumamaya hiç dayanamam.” Peki okumanın belli bir vakti var mı? Kişiye göre değişir. Gündüz de okunur, gece de. Evde de okunur, işyerinde de. Yazlıkta da okunur, yolculukta da… Yani kişi, nasıl nefes alıyorsa, nasıl devamlı ibadet ediyorsa aynı şekilde sürekli okumak zorundadır, okumalıdır. Elbette ki bunun bir mecburiyeti yoktur. Lâkin okuyan kazanır, kazançlı çıkar, fikir ve görgü heybesini ağzına kadar doldurur. Toplumda itibar gören bir insan olur. Sözü dinlenir, sohbetine kulak verilir. Bu bakımdan okumak için zaman veya ortam beklenmemeli. Aksine bulunduğumuz her vakti, uygun düşen her ortamı değerlendirmeli, hayatımızı okuma eylemiyle zenginleştirmeli ve bereketlendirmeliyiz. Zira en büyük kazancımız, şüphesiz bu davranışımız, bu güzel huyumuz olacaktır.

Maarifin Sesi: Teşekkür ediyoruz.

YARDIM: Ben teşekkür ederim.

ETİKETLER: , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.