Bilgi birikimi nesiller arasındaki iletişime ve nöbetleşmeye bağlı olduğu kadar ferdi zeminde ve seviyede de bilgiyi üst üste biriktirmeye bağlıdır. Medeniyet kurmada fertler ve nesiller ortak bir gayretin ve çabanın içindedir. Hepsi aynı istikamete doğru akar gider. Bilgi akışı hem nesiller arasında hem de bir nesil içinde dalgalanarak, birikerek devam eder. Kısaca insan oğlu açısından bilgi birikimi terakümi ve kümülatiftir. Hem ferdi hem de sosyal düzeyde gelişir ve üst üste yığılır. Medeniyet yargılanıyor ve Hilafetin İlgası gibi kitapların yazarı Arnold Joseph Toynbee ile Taha Hüseyin gibiler nazarında medeniyet bir bütün olarak kopyalanır ama seçici olarak kullanılamaz. Bu temelsiz bir davadır. Bunlar medeniyetler arası geçişi izdırari olarak görür seçerek değil seçmeden bir bütün olarak alınması gerektiğine inanır. Bu inançları temelsizdir. Toynbee ayrıca Osmanlı veya İslam medeniyeti için ‘durdurulmuş bir medeniyet’ ifadesini kullanır. Günümüzde bu ifade Batı medeniyetine karşı direnen bir medeniyet şeklinde de algılanır. Bu daha sonraki medeniyetler çatışması tezinin veya tezlerinin de zeminini teşkil eder. Halbuki medeniyetlerin birbirlerine benzememeleri bu tezi çürütmektedir. Kopyala yapıştır formülüyle birlikte medeniyet kuramazsınız sadece muayyen medeniyetlerin etkisinde kalırsınız! Bu takdirde sadece taklit düzeyinde kalırsınız. Bu da eskilerin ifadesiyle mesh/memsuh olma hali yani mankurtlaşmadır. Kendi olmaktan çıkmak ve dönüşmektir. Hadisler bize ahir zamanda kertenkele deliğine girerek bile olsa eski medeniyetleri taklit edeceğimizi haber verir. Burada İslam’ın özgün duruşu tavsiye edilir. Medeniyetler kimsenin tekelinde değildir. Elbette her medeniyetin kendisine göre paradigması olabilir. Bununla birlikte medeniyetin kümülatif olarak yükselmesi nesillerin ortak gayreti ve farkında olmayarak işbirliğine dayanır.
İmam Rabbani ve Bediüzzaman dahil eskiler buna ‘telahuku efkar’ yani fikirlerin birbirine eklemlenmesi ve kümelenmesi ve gelişerek devam etmesi derler. İlmi ve fikri birikim, üst üste yığılmasıyla birlikte kimi ilmi dallarda inkişaf sağlar. Basitten mürekkebe ve ehemden mühime doğru bir seyir takip eder. İlim ve bilgi daima tekamül halindedir. Tartışmasız kabul edilemez. Dogma düzeyinde kapalı değildir aksine tenkide ve eleştiriye açıktır.
Hadis ilimlerinde temayüz eden Düzceli hemşerimiz Muhammed Zahid Kevseri ‘anlamadan bir meseleyi üstünkörü geçmeyin yoksa onun üzerine yükselecek diğer meseleleri de kavrayamazsınız’ demektedir. Tasrif ve sarf ilmini öğrenirken muallimlerinin kendilerine şu ibareyi telkin eder: Taallemtü’l ilme mes’eleten ba’de meseletin. İlmi, mesele mesele, tel tel yani sırayla ve bir düzen içinde tahsil ettim. Öğrenci önceki dersi tamamlamadan diğer derse geçmemelidir. Yoksa bina mail-i inhidam olur ve birisi yapıdan bir tuğla çektiğinde yapı çöker. Bununla birlikte beyin şiştiğinde dinlendirme kabilinden başka dallara geçilebilir. Bu ise başka bir konu ve baptır. Telahuku efkar yani fikirlerin birbirin üzerine binmesi, birikmesi tedriciliği de beraberinde getirmektedir. Kimin zihni muayyen bir branşa açık ise o yolda yürümeli ve her alanda derinleşme ve uzmanlık istememelidir. İnsan kabiliyetlerinin inkişafına göre bilim dallarına yönelmelidir. Birikimin genişlemesi nedeniyle zamanımız bir alanda, ilimde belki de dallarından birinde derinleşmeye imkan vermektedir. Zira tali alanlardaki birikim bile bir insanın boyunu aşacak düzeydedir. Bu nedenle de günümüzde mareşal veya ordinaryus gibi sanlar ve sıfatlar rafa kaldırılmıştır. Kullanılmamakta ya da nadiren kullanılmaktadır. Zira alimlerin bütün dallarda aynı seviyede başarı göstermesi çok nadir görülen bir haslettir. Ordinaryus sıfatı nesillerin hocası veya hocaların hocası demektir. Kısaca ilimler nesillerin marifetidir ve bunu kavramak ve hazmetmek bazen insanın boyunu aşar. Mustafa Özcan