eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Dr. Mahmut Esad DURMUŞ

Kocaeli’de dünyaya geldi. İlk, orta eğitimini Ağrı’da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İç Hastalıkları alanında ihtisasını tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren edebiyat, kültür, sanat ve düşünce alanlarında çalışmalar yaptı, çeşitli edebiyat dergilerinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Şiirleri ve denemeleri çeşitli dergilerde yayınlandı.

    Hastalar da İyileştirir

    Dr. Mahmut Esad Durmuş

    Beyaz önlüğün ardında yalnızca bilgi birikimiyle donanmış bir zihin değil, her seferinde yeniden sınanan bir kalp vardır. Hekim, yalnızca tanı koyan, tedavi eden ya da iyileştiren kişi değildir; o, aynı zamanda insan ruhunun derin ve esrarengiz dehlizlerine yol alan bir seyyahtır. Bu seyahatte hekim dönüştürürken dönüşen bir hâlete bürünmüştür. Hekim; insanın korkusunun, sabrının, hayal kırıklığının, ümidinin hikâyesine her seferinde tanıklık eder ve bu hikâye hep yenilenir. Maria Rilke Genç Şaire Mektuplar kitabında “Hayat, her zaman bizimle konuşur. Ama biz çoğu zaman kulak vermeyiz.” der. Hekim, hayata kulak vermeyi öğrenen insandır. Baktığı her hastada tıbbi pratiğini ve mesleki deneyimini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda insanı ve hayatı tanıma yolculuğunda bir adım daha ilerler. 

    Hekimlik kavramının medeniyetimizde çok derin bir tarihsel, kültürel ve sosyolojik tedaisi vardır. “Hekim”, aynı zamanda “hikmet sahibi” demektir. Hikmet, hakikatin sırrına vakıf olabilmektir. Kadim medeniyetimizin hekimlik kavramını hikmete dayandırması ve hekimliği peygamberlerin üstün vasıflarından birisi olan hikmetle özdeşleştirmesi; hekimin bizim medeniyetimizde nasıl müstesna bir yere sahip olduğunu gösterdiği gibi, medeniyetimizin insana ve insanı yaşatmaya verdiği değeri de gözler önüne sermektedir. Hekimin şifa, ölüm, kader gibi gaybî meselelere olan ünsiyeti onu hikmet sahibi yapar. İşte tam bu noktada hekimlikle doktorluk arasındaki fark derinleşir. İbn Atâullah el-İskenderîHikem-i Ataiyye’de “Sana acı veren her şey, aslında seni terbiye etmek için gönderilmiştir.” der. Hekim bu terbiye edilme sürecini her hastasıyla birlikte yeniden yaşar; ruhen ve bedenen terbiye edilmeye, hikmet deryasında daha derinlereaçılmaya devam eder.

    İbn Sînâ, tıbbı yalnızca bedenin değil, ruhun da ilmi olarak tanımlar. Hastalık, fizyolojik bir aksaklıktan ibaret değildir; beraberinde hüznü, âcizliği ve bilinmezliği getirir. Hastalık varoluşun kıyısında beklemektir. Bu kıyıda hekim ve hasta beraber beklerler. Hekim bu bekleyişte hastasının varoluşuna ayna tutarken kendi varoluşuna da ayna tutar. Onun içindir ki hastalar hekim için yalnızca bir vaka değildir, hekimin hikmet penceresinden baktığında gördüğü derin ve karmaşık insan hikayesinin kahramanlarıdır. Hastalar hekime yaratılışın meçhul, mükemmel ve büyüleyici senfonisini dinleme imkânı veren Tanrı misafirleridir. Bu senfoni sessizliğin ardında çalan bir senfonidir…

    Modern tıpta hasta merkezli yaklaşımın önemi her geçen gündaha fazla vurgulanmaktadır. Tıpta klişeleşmiş olan ve Hipokrat’a atfedilen “Hastalık yoktur, hasta vardır.” sözü; yalnızca hastalıkların her bireyde farklı seyredeceğini değil, aynı zamanda hastanın bedensel varlığının ruhsal, sosyal ve kültürel yönleriyle birlikte bir bütün olarak görülmesi gerektiğini de hatırlatan bir boyut kazanmıştır. Eğer hekim hastalıkla birlikte hastanın duygusunu, inancını, kültürünü ve varoluşsal derinliğini okuyamazsa, sunduğu tedavi doğru olsa bile eksik kalır. Tıp dünyasında yapılan güncel bilimsel çalışmalarda hekimin hastanın kültür, inanç ve duygularını dikkate almasının hasta memnuniyetini arttırdığı, tedavi uyumunu güçlendirdiği ve kan basıncı, kan şekeri, kolesterol gibi birçok hayati unsuru olumlu etkilediği görülmektedir.

    Hekimlik mesleği zor, zahmetli, yorucu ve yıpratıcı bir zanaat olduğu gibi ilim, hikmet, bilgelik, feraset ve merhamet üzerine kurulu ulvi bir makamdır. Hekimlik, yalnızca bilginin değil, görmenin ve hissetmenin; yalnızca müdahalenin değil, eşlik etmenin ve anlamanın sanatıdır. Hasta, hekimin karşısına bir semptomlar bütünü olarak değil, bir “hikâye” olarak çıkar. Bu hikâyede acı vardır, umut vardır, teslimiyet vardır ve bazen de isyan vardır. Hekim, bu hikâyeye eğildikçe kendine eğilir; kendini, insanı ve toplumu daha yakından tanır. İnsan ruhunun kırılgan coğrafyasında yol alan hekim, bir iyileştirici olduğu kadar, iyileşmeye muhtaç bir yolcudur. Hastasına şifa ararken kendine, topluma ve insanlığa da şifa aramaya koyulur. İyileştirirken iyileşir, iyileşirken iyileştirir. Zira insan, insana aynadır…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.