eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ahmet TEK

Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi mezunu. Hürriyet Gazetesi’nde mesleğe başladı. Muhabir, Yurt Haberleri Müdürlüğü ve idarecilik yaptı. Anadolu Ajansı’nda muhabir, editör, Yurt Haberler Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı ve Haber Akademisi Koordinatörü olarak hizmet verdi. Sürekli Basın Kartı sahibi. Milli Güvenlik Akademisi, basın kuruluşlarının düzenlediği çalıştaylar ve Anadolu Ajansı’nın muhabir yetiştirme programında habercilikle ilgili dersler verdi. Uluslararası medya eğitim programlarına katıldı. Baykuş koleksiyoneri, bibliyofil ve seyahat tutkunu.

    Evimdeki Japon ve İnsanlığımızı Ararken

    Evinde büyük bir onarıma başlayan bir Japon, duvarlardan birini yıktı ve ilginç bir görüntüyle karşılaştı. Duvarı oluşturan iki tahta arasında sıkışıp kalmış bir kertenkele vardı. Dikkatle baktığında, daha ilginç bir durumla karşılaştı; kertenkele canlıydı. Bir çiviyle ayağından duvar tahtasına çakılmış ve canlı bir kertenkele…Mucizevi bir olayla karşı karşıyaydı.

    Japon, olayın gizini çözmekte gecikmedi. On yıl önce ev yapılırken çakılan bir çivi, o an tahta duvarın iç bölümündeki kertenkelenin ayağına rastlamış ve ayağını delip onu tahta duvarın iç bölümüne tutsak etmişti.

    Peki, kertenkele çivilendiği duvar boşluğunda bir santim bile kıpırdayamadan on yıl nasıl canlı kalabilmişti? Dünyada sadece havayla beslenen canlı yoktu. Japon, kertenkelenin bir şeyler yemesi gerektiğini ve böylece hayatta kalmasının mümkün olacağını düşündü.

    Japon, onarım işini bıraktı, kertenkeleyi izlemeye başladı. Bir süre sonra duvar boşluğunda bir hareket oldu. Japon’un, nereden çıktığını göremediği bir kertenkele geldi. Ağzında yiyecek vardı. Bunu duvar boşluğunda çivili duran kertenkeleye verdi.

    Japon kertenkelenin yaşamasındaki sırrı çözmüştü. Bir canlının hayatta kalması mutlaka bir nedene bağlıydı. Kertenkeleyi yaşatan da belki eşi olan bir başka kertenkelenin fedakârlığı ve sevgisiydi.

    Ankara’daki evimi 15 yıl kadar önce adeta yıktırıp kendime göre yeniden yaptırdım. Bir Japon, o günden beri evimin bir köşesinde sessiz sedasız yaşamış. Yeni haberim oldu. Gerçek adı Şuji Tsuşima imiş ama o kendini Osamu Dazai olarak tanıttı. Takma isim kullanıyormuş.

    Türkiye göçmenler ülkesi oldu diye şikayet edenleri duyuyorsunuz. Belki siz de onlardansınız. Sığınmacılara diş bileyenler bile var. Benim evimi bir görseniz; Her milletten, her düşünceden binlerce yabancı var. Ev değil, mülteci kampı.

    Hepsini ben davet etmişim. Bazen tek tek, bazen 15-20’sini bir arada tutup getirmişim. Herbirinden bir beklentim olmalı ki yıllardır evimde ağırlanıyorlar. Onları kütüphane dediğim bir odaya yerleştiriyorum. Bir bölümü hâlâ evsizler gibi, sağda soldalar. Raflardaki yerlerini alıp, yan gelip yatacakları günleri bekliyorlar.

    Osamu Dazai de onlardan biri. Japonya’da, 1909’da Tsugaru Yarımadası’nın küçük bir kasabası olan Kanagi’de dünyaya gelmiş. Erken yaşta yazar olmaya karar vermiş. Her Japon gibi idealini gerçekleştirmiş. Tokyo Üniversitesi Fransız Edebiyatı Bölümü’ne kaydını yaptırmış. Sonrası karışık. Japonların uzun ömürlü olduklarını duymuşsunuzdur. Osamu 115 yaşında.

    Osamu Dazai’nin son eseri “İnsanlığımı Yitirirken”, Japonya’da en çok satan ikinci romanmış. Son yıllarda dilimize çevrilen Uzak Doğu edebiyatı eserlerinin sayısında önemli bir artış var. Bunların bazıları çok satanlar listelerinde. Osamu Dazai’nin eserleri de öyle. Baskı üstüne baskı yapıyor. Telif hakkı olmadığı için farklı yayınevleri tarafından yayımlanıyor. Japon yazarlar bizde çok sevildi. Ben de Japon yazarlarının eserlerinin büyük bölümünü okudum. Okunmak üzere sırada bekleyenler de var.

    “İnsanlığımı Yitirirken”, kitaplarımın arasından çıktı. “Evimde yaşıyormuş, haberim yokmuş” dediğim, Osamu Dazai’nin kitabı. Ne zaman aldığımı bile hatırlayamadım. Üzerindeki tarih, Aralık, 2006. Karakutu’dan çıkmış. Bir solukta okudum. Yüz yirmi sayfa.

    Yazar, kitabın başında “Yaşamım utançlarla doludur. Hatta insan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.” diyor.

    “Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor.” sözü de ona ait. Bizim geleneğimizdeki sabır ve dua olarak kullandığımız ve gönlümüze ferahlık veren “Bu da geçer yahu!” sözünü farklı ifade eden biri. Ama bu güzel sözü içselleştirememiş.

    Kitabın bir başka çevirmeni Peren Ercan, “Kayıp Rıhtım” dergisine verdiği röportajda, Japon edebiyatının muğlaklıkla dolu olduğunu söylemiş. Edebiyat biraz da anlaşılmazlık, gizem değil mi?

    İyi okur, çoğu kez okuduğu kitap için “anladım” yerine “anlamaya çalıştığını belirtir. Her kitap bir yolculuk. Yolcunun hedefi yolda olmak, yürümekse, iyi okur için hedef okumak, okumak, okumak…

    “İnsanlığımı Yitirirken” depresif bir bedenin devinimleri, karamsar bir zihnin yansıması. Bir bireyin insanlığını yitirişinin öyküsü. İç karartıcı satırlar çok. Roman mı, otobiyografik bir eser mi, karar veremedim. Japon kültürüne ve coğrafyasına uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

    Osamu, iç dünyamızın tıka basa dolu olduğunu ve taşıdığımız bu yükü başkalarına göstermekten kaçındığımızı söylüyor. O kendini yazıyla rahatlatımak istemiş. Yazarak yaşamın ağırlığını sayfalara akıtmış, kelimelere dökmüş. Yükünü hafifleteceğini sanmış. Oysa öyle olmamış, 1948’de intihar etmiş.

    Evimin bir köşesinde sessizce sıranın kendisine gelmesini bekleyen sığınmacı konuğum Osamu Dazai’nin, Hüseyin Can Erkin’in Japonca aslından çevirdiği “İnsanlığımı Yitirirken” adlı kitabından altını çizdiğim cümlelerden bazıları:

    “Acaba, güven dolu saf bir yürek, suç mudur?”

    “Amatörlerde korkusuzca bir cüretkârlık vardır, benim baş edebilmem imkânsız.”

    “İnsan asla insana boyun eğmez. Köleler bile, köle gibi davranırlar.”

    “Cezanın olmadığı yerde suç hareket halindedir.”

    “İnsanlar karşılıklı olarak birbirlerini anlamıyor. Tamamen yanlış baktıkları için, eşsiz dost oldukları fikrine kapılıyor, ömür boyunca bunun farkına varamayıp, karşılarındaki öldüğünde ağlayarak, dua okumuyorlar mı?”

    “Zayıf insanlar mutluluktan bile korkarlar. İplikle bile yaralanırlar. Bazen, mutluluk da insanları yaralayabilir.”

    “Bu dünyada farklı farklı mutsuz insanlar var, hayır, her yer mutsuz insanlarla dolu desem abartmış olmam.”

    “Dışarıya karşı durmaksızın gülen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü.”

    İç dünyamızı ve dışarıdan bizi gördükleri kalıbımızı diri tutmanın ilahi sorumluluk olduğuna inananlardanım. Bu can ve bu ten bizim değil, bize emanet.

    Kertenkeleyi diri tutan bir başka kertenkelenin sevgisi ve fedakârlığıydı. Bir canlının hayatta kalması bir nedene bağlıysa, bu neden sevgi ve fedakârlık olabilir. Olmalı. İnsanlar birbirini anlamalı.

    Kapıların ve duvarların ardına bakmayı unutmayın. İnsanlığımızı ararken, evimdeki Japon’dan çok şey öğrendim. Minnet ve şükran borçluyum. Kitabı bitirirken adını zihnime “İnsanlığımı Ararken” diye kodladığımı fark ettim. “İnsanlık ehliyeti” hepimize lâzım.

    İnsanlığımızı yitirmek mi, insanlığımızı aramak mı? Karar sizin.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Murat Ay dedi ki:

      Gönlünüze sağlık üstadım. Çok değerli ve bilgi dolu bir yazı.