İnsanın; iyi günde, kötü günde yanında olacağı; birlikte gülüp birlikte ağlayacağı dostu olmalı. İnsanın; gerektiğinde dağ gibi sırtına yaslanacağı, gerektiğinde gönlüne taht kuracağı dostu olmalı. İnsanın; sımsıcak varlığıyla yıldız gibi yol göstereceği, ay gibi parlayıp güneş gibi üstüne doğacağı dostu olmalı. İnsanın; Faruk Nafiz Çamlıbel’in diliyle, “Bekleyenim olsa da razıyım...
İnsan, hatıralarıyla yaşar derler ya, gerçekten öyle. Hele de bunlar insanın ruhunu kanatlandıran güzelliklerle doluysa değmeyin keyiflere. “Çok güzel bir çocukluk dönemi geçirdim.” diyenlere her zaman gıpta ile bakmışımdır. Keşke, demişimdir; bütün çocuklar, ileride hatırlamak için böyle güzel hatıralar biriktirse. Maalesef bu dediğim her zaman mümkün olmuyor. İnsan ruhunda acı...
Hayat, her döneminde ayrı bir güzelliğe sahip. Yine de kimi insan çocukluk, kimi de gençlik dönemine toz kondurmaz. Eh, orta yaşlılık da kimilerinin vaz geçemediği bir dönem olurken yaşlılık öyle mi ya? Oysaki onun daha büyük bir ilgiye hatta hürmete layık olduğunu bilmeyen yoktur. Hâl böyleyken “ömrümüzün bu son demi,...
Hayal kurmak, insanı insan yapan unsurlardan biri. Ne yazık ki her hayal, gerçek olmuyor. Buna rağmen insanlar, bu güzel duygudan asla vaz geçmiyor. Neden derseniz, hayal kurmaktan vaz geçen birinin yaşama sevinci bitiyor da ondan. Yazdığı 72 eserinin çoğunu seksen yaşından sonra veren Halil İnalcık, bu başarısını biraz da yeni...
“Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.” demiş eskiler. Gerçekten de öyle. Sebebi ne olursa olsun mekân değişikliği insanı ferahlatır. Yeni yerler, yeni yüzler görmek az şey mi? Hele de yeni dostluklara kapı aralamak… Aslında insanoğlu, mekân değişikliğini çoğu zaman ferahlamak için yapmaz, bu duygu sonradan yerleşir insanın ruhuna. Bir de bakar ki...
İnsanoğlu en olmayacak hayallere inanır da ölüm gibi basit bir gerçeği kabullenmekte zorlanır. Bunda, ölümle arasındaki mesafenin ne kadar olduğunu bilemeyişinin etkisi olsa gerek. Oysa bu mesafe o kadar kısa ki. Ne zaman doğacağından haberi olmayan insan ne zaman öleceğini de bilemez. Varsın bilmesin bu durum ölüm gerçeğini değiştirmiyor. Evet,...
Ah gülüm, ne planlarımız vardı seninle. Daha dün konuşmuştuk hani. Hele bir bayram gelsin ondan sonrası kolay demiştik. Gelinliğini bile seçmiştin. Bembeyaz tüllerle, toz pembe güllerle süslü bir gelinlik… Tıpkı senin gibi. -Ne zorluklarla gelmiştik bugüne. Aşılmaz denilen dağları aşmış, geçilmez denilen yolları geçmiştik. En zoru da neydi biliyor musun?...
Bayram hüznünü yaşayanlara… Her bayram bir sevinçtir fakat her bayram da bir hüzün kaplar içimi… Bu bayramda bir içli hüzün var bende… Tarifsiz bir hüzün bu… Kelimelere sığmayan ve kelimelerle anlatamadığım bir hüzün… Bayramda yaşadığım hüznün derecesini tarif edemem… Esenlik, sevgi ve mutluluk yüklü olacağımız bu günde, duygularımın bana yaşattığı hicranı kelimelerle anlatamam… Göğsümü...
Bize bir hâller oluyor dostlar, bir hâller oluyor bize. Dal bir yana gidiyor, kol bir yana. Saz ayrı telden çalıyor söz ayrı makamdan. Akılla gönül, birbirini tamamlayacağı yerde didişip duruyor. Kimi insanlar, “Benim özgürlüğüm, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter.” sözünü bilmiyor ya da anlamak istemiyor. “Fıtrat” kelimesi bir anlam ifade...
NEDEN BARBAROS HAYREDDİN PAŞA? Bir otun bile yaşayabilmek için köke ihtiyacı vardır. Bu bakımdan bir insanın tarihini öğrenmesi ve ondan ilham alması kadar tabii bir şey olamaz. Tarihimiz, gençliğe yol gösterecek kahramanlarla doludur. Bunlardan biri de Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’dır. Hızır iken Barbaros, Barbaros iken Hayreddin Paşa, Hayreddin Paşa...
Bazı dramatik anlar vardır, insan ne söyleyeceğini bilemez, ne yapacağına karar veremez; bilir ki ne söylese eksik kalacak, ne yapsa derde derman olamayacaktır. Deprem de böyle anlardan biri. Saniyelerin yıl gibi geldiği deprem anını, ancak yaşayanlar bilir. Dünya onların başına yıkılmıştır çünkü. Moloz yığınlarının altında onlar kalmıştır. Türkiye’miz, 06 Şubat...