Öksürdükçe öksürüyorsunuz. Haftalar geçiyor, öksürük geçmiyor. İnadı tuttu bir kere. Doktora görünmek lazım diyorlar. Tıpış tıpış gidiyorsunuz. Sorulduğunda şikâyetlerinizi sıralıyorsunuz. Şikâyetleri dinleyerek “Haklısınız, söyledikleriniz insanın yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.” diyen doktorun gösterdiği yere geçip oturuyorsunuz. “Ağzınızı açın.” diyor, açıyorsunuz. “A de, boğazınıza bakayım.” diyor. Ağzınızı kocaman açıp en az üç...
Geçenlerde Yeşilay’ın sosyal medya hesabındaki paylaşımların arasında “13. Sağlıklı Nesil, Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması” ve “Liseler Arası Münazara Turnuvası” duyurularını görünce tarifsiz bir sevinç yaşadım. Nasıl sevinmeyeyim ki! Çünkü gördüğüm paylaşım; yıllar evvel sadece emek vermekle kalmayıp bizzat adını da koyduğumuz (isim babası olduğumuz), protokol ve proje metni ile yarışma...
Yazdığı bir kaside vesilesiyle Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa tarafından keşfedilerek kırklı yaşlarında Tokat’tan İstanbul’a getirilip Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’nde görev verilen Kânî (1712-1792), Ali Paşa’nın sadrazamlıktan ayrılması üzerine yine kâtip olarak Silistre’ye gönderilir. Bir süre sonra da kendisi hakkında Bâb-ı Âli’de “Gayrimüslim bir kıza gönlünü kaptırdığı ve Hristiyan olduğu” dedikodusu yayılır....
“Çocukluk ve gençlik yıllarımda köyümüzdeki beş metrelik kuyularda bol su olurdu. Dereler, pınarlar, çeşmeler gürül gürül akardı. Sondaj yoluyla kuyular açılmaya başlandıktan sonra on beş, yirmi beş, elli, yüz derken şimdilerde yüz elli metreden ancak su çıkarılabiliyor. Dereler, çeşmeler çoktan kurudu.” dedi emekli olduktan sonra köyündeki baba evini ve zerzevat...
“Hadi gel köyümüze geri dönelim / Fadime’nin düğününde halay çekelim…” sözleriyle başlayan meşhur bir şarkısı vardı Ferdi Tayfur’un. Doksanlı yıllarda otobüslerde, minibüslerde, kahvehanelerde ve neredeyse her köşe başında bu özlem yüklü şarkıyı duymak mümkündü. Özellikle çocukluğunu veya hayatının belli bir dönemini köyünde geçirdikten sonra envaiçeşit gerekçelerle göçünü sarıp yolunu tuttuğu...
Fransa ile İngiltere-Prusya ittifakı arasında geçen ve tarihte Waterloo Savaşı veya Muharebesi olarak bilinen (16-18 Haziran 1815) savaş sırasında İmparator Napolyon, savaşın kaybedilmek üzere olduğunu anlayınca cephe komutanı generali huzuruna çağırır ve sorar; “General! Söyler misin, savaşı neden kaybediyoruz?” General, bu soruya “Onlarca neden var efendim!” diye cevap vererek saymaya...
Okullar açılıyor. Bu demektir ki okula yeni başlayan öğrencilerin okuyup yazmayı öğrenme, diğerlerinin kendilerini geliştirme ve yetiştirme mücadelesi başlıyor. Anneler, babalar, öğrenciler, öğretmenler, okul yöneticileri ve eğitim öğretim sürecinde yer alan herkes heyecanlı ve telaşlı bir koşuşturmaca içerisinde. Bu süreçte velileri, öğrencileri, öğretmenleri, okul yöneticilerini, çevreyi ve tüm paydaşları her...
Gençlik heyecanı ve türlü hayallerle, üstelik kaçak yollardan Avrupa’ya giden arkadaş, bir ülkeye kapağı attıktan sonra gerekli şartları sağlayarak sığınmacı sıfatıyla oturum izni almak için göçmenlik bürosuna başvurmuş. Başvurunun ardından büroya davet edilen arkadaşa kendisinde gözlemlenen bazı olumlu davranışlar sayılmış. Yapılan gözetim ve değerlendirmeler sonunda sorumlu bir kişiliğe sahip olduğunun...
Eğitim yöneticisi; görev yaptığı teşkilat veya kurumda, belirlenmiş olan hedefler doğrultusunda eğitimin niteliğini ve niceliğini artırmaya yönelik çalışmaları sevk ve idare eden kimsedir. Merkezden taşraya farklı ünvanlara sahip olan eğitim yöneticilerinin görev ve sorumlulukları bulundukları konuma göre yasal çerçevede belirlenmiştir. İyi bir eğitim yöneticisi olmak için öncelikle iyi bir birikim...
Bir şiirin temeli mısralar, -namıdiğer- dizelerdir. Bazen şiirin özü sayılabilecek bir mısra ile mısralardan oluşan beyit ya da dörtlüğe veya şiir parçasına tutunan okuyucu; şiirin anlamına, tamamına veya şaire doğru yolculuğa çıkar. Şaire ulaşıp tanışmasının ardından şairin diğer şiirlerine ve eserlerine yelken açar. İşte bu yolculuk, okuyucuyu bambaşka âlemlere götürür;...
Kendi şehrinde görev yapan bir akademisyen arkadaş, yaz tatilinde öğrencilerini köyüne davet etmiş. İki elin parmaklarının toplam sayısından birkaç fazla öğrenci bu davete katılmış. Arkadaşımız onları güzelce karşılamış, ağırlamış ve uğurlamış. Buraya kadar her şey normal. “İnanır mısın, bu öğrencilerimden pek çoğu hayatlarında ilk defa bahçeden domates, biber topladı; dalından...