Yazdığı bir kaside vesilesiyle Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa tarafından keşfedilerek kırklı yaşlarında Tokat’tan İstanbul’a getirilip Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’nde görev verilen Kânî[1] (1712-1792), Ali Paşa’nın sadrazamlıktan ayrılması üzerine yine kâtip olarak Silistre’ye gönderilir. Bir süre sonra da kendisi hakkında Bâb-ı Âli’de “Gayrimüslim bir kıza gönlünü kaptırdığı ve Hristiyan olduğu” dedikodusu yayılır.
Bâb-ı Âli’de dolaşan bu dedikodu, Mevlevî dergâhından yetişme Kânî’nin kulağına gittiğinde o meşhur sözünü söyler: Kırk yıllık Kânî, olur mu Yani.[2]
“Fark etmeyen insân ne demek olduğun eyvâh / Hayvân gelecektir, yine hayvân gidecektir.” (Eyvah! İnsanın ve insanlığın ne demek olduğunu bilmeyenler [dünyaya] hayvan gibi gelip yine hayvan gibi gidecektir.) beyiti ile “Sen elem çekme gönül, Hazret-i Allah yapar.” (Şu dünya sıkıntılarından dolayı boşuna kederlenip durma, Yüce Allah her türlü sıkıntının çaresini verir.) ve özellikle insan ilişkileri konusunda uyarı niteliğindeki “Gâfil olma, herkesin gönlünde bir arslan yatar.” (İnsanların hâllerinden gafil olma, herkesin gönlünde yatan bir aslan [hesap] vardır. / Bu yüzden kimin ne yapacağı belli olmaz.) mısraları meşhurudur.
Serbest ve rahat bir kişiliğe sahip olan; cezalar, sürgünler ve aflarla çalkantılı bir ömür geçiren Kânî’nin şiirlerinde “Ârif edeb-âmûz olur revişinde / Âkil, hikem-i Hazret-i Hakk’a nazar eder.” (Arif kimseler, yürüyüşlerinde bile edepli olurlar; akıllı kimseler ise [her fırsatta] Allah’ın hikmetlerine nazar ederek düşünürler.) ve “Cüst ü cû eyler felek tâ iğneden ipliğe dek / İster isen Hazret-i İsa misâli göğe ağ.” (İstersen Hz. İsa gibi gökyüzüne çık, felek seni iğneden ipliğe kadar sorup araştırarak bulur, yani mukadderat hiçbir zaman değişmez.) gibi günümüz şiirinin yitik hazinelerinden hikmetler de mevcuttur.
Kânî’nin gayrimüslim bir güzele gönlünü kaptırıp kaptırmadığı bir tarafa, onun bu güzel uğruna dinini değiştirdiği dedikoduları üzerine söylediği “Kırk yıllık Kânî, olur mu Yani” sözü, meselenin aslını bilmeden konuşan ön yargılı insanlara verilmiş edebi bir cevaptır.
Bu uzun girizgâhtan sonra sözü “Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı; peşin yargı, peşin fikir, peşin hüküm.” anlamlarına gelen ve günümüzde insan ilişkilerini içten içe çürüten en önemli etkenlerden birisi olan “ön yargı” meselesine getirmek istiyorum.
Kânî’nin başına gelen türden olmasa da suizan niteliğindeki ön yargıdan kaynaklanan dedikodu ve muameleyle karşılaşmayan, olumsuz sonuçlarından az veya çok nasiplenip mağduriyet yaşamayan kimse var mıdır bilmiyorum ama ön yargının her türlü çalışma ortamında, sosyal hayatta, siyasette, ticarette ve bürokraside; hatta dostlar, arkadaşlar, komşular, kardeşler -laf aramızda- eşler arasında yaygın olduğunun cümle âlem farkındadır.
Maalesef günümüzde de -cinsiyet, makam, mevki, öğrenim durumu, ünvan, sosyal statü, inanç ve ideoloji fark etmeksizin- bu anlayış hâlâ var. Amaç, ön yargı gözlüğü sayesinde üretilen dedikodularla başkalarını değersizleştirerek kendilerine alan açıp menfaat sağlamaktan başka bir şey değil.
Yok edilmesi “atomu parçalamaktan daha zor olan” ön yargı, yani suizan; yalandan, dedikodudan, gıybetten, bayağılıktan, cehaletten beslenir.
Özü göremeyenlerin ön yargı gözlüğüyle bakarak verdiği hükümlerin, çıkarılan dedikoduların pek çok hususta muhatabı yaftalayıp karalamaya kadar varan sonuçlarının bir yangın gibi ne kadar zarar vereceğini kestirmek mümkün değildir.
İnsan ve toplum huzurunun en büyük düşmanlarından olan ön yargı hakkında Muallim Naci, “Bir insanı bizzat dinlemeden hüküm vermekten sakın ve her şeyin aslına, esasına ve hakikatine varmadan karar verme.” sözleriyle tavsiyede bulunur. Thomas Carlyle ise, “Bir kimseyi eleştirmeden önce o işin aslını anlamalıdır.” der.
Özellikle günlük hayatta veya sosyal medyada herhangi bir kişi veya konu hakkında araştırmadan, sağlam bilgi sahibi olmadan ileri geri konuşmak, dedikodu yapmak sağlıklı bir ruh hâli değildir. Zira Kur’an-ı Kerim’de “getirilen bir haberin doğruluğunun araştırılması” (Hucurât, 6) ve “zannın (suizan) günah olduğu, zandan kaçınılması gerektiği” (Hucurât, 17) açıkça bildiriliyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.” buyuruyor.
Mustafa USLU
[1] Osmanlı dönemi şair ve yazarlarından.
[2] Bir rivayet de sevdiği kızın kendisinden Hristiyan olmasını istediği şeklindedir.
Yüreğinize sağlık üstadım. Okurken hem ibret hem keyif aldım. Şiirlerle süslenmiş bir yazının ayetler ve hadislerle anlam kazanması çok harika. Anlayan için hem bir şiir, hem bir ders, hem bir öğüt hem de bir İrşad. Emeğinize sağlık.
Elinize kolunuza sağlık Mustafa Hocam. ‘Ön yargı’ diye ifadelendirdiğiniz, dikkat çektiğiniz; toplumu adeta için için kemirip çürüten ve kanayan en mühim yarasına parmak basmışsınız. Ve bunu edebî bir lisanla, tarihten örneklerle de izah etmişsiniz.
Duyduğu, gördüğü ya da karşılaştığı bir sözü, bir olguyu, bir yaşanmışlığı tetkik etmeden, incelemeden, üzerinde kafa yormadan karşıdakinin hakkına hukukuna giriyor muyum diye düşünmeden hüküm veriyor, yargılıyor insanlarımız artık.
Hâlbuki eskiden aklı erenler, 1970’li yıllarda daha ortaokulda iken hocalarımız bizlere “en az üç muhalif gazete okuyacaksınız” derlerdi. Meğer bir ömrü kapsayacak ilkeli bir bakış ve her türlü tartışmanın dışında prensipli bir duruş kazandırmakmış bundan amaçlanan.
Bu bakış açısı ve dik duruş sizi Kur’ânî ifade ile tatfiften, günümüz lisanı ile manipülasyondan uzak tutuyormuş. Şayet zihni böylesi bir gayret ve çalışma ile açık, berrak, uyanık bir şekilde tutmazsanız dijital bir ortamda, yapay zekânın hâkim olduğu bu çağda kişi kendisini tatfiften ve hileli yönlendirmelerden nasıl muhafaza edecek? Hâsılı hapimiz saldırı altındayız. Maalesef hiç kimse günevcede değil.
Yazdıkların, bin yılların problemi! Dünya yaşadıkça da var olacak!
Kıymetli hocam kaleminize sağlık bir yudum su gibi bir nefeste okuduk .Belki de sosyal medyada bu gün yaptığımız en güzel şey bu yazıyı okumak oldu .
Sayın hocam.Kaleminize ,yüreğinize sağlık…Bu güzel yazınınızın süreklilik arz etmesi dileğiyle…
Değerli hocam emeğinize yüreğinize sağlık.Yaşantıda en çok yapılan dediko’nun ne kadar yanlış olduğunu kaleminize güzel örneklerle tarih bilgisi de vererek ele almışsınız.
“Yanni”dir o…