Ankara’da Hukukun Seyir Defterinden Bir Yaprak…
Mahkemeye düşen ‘’harb’’ mi olurmuş demeyin!. Hadise klasik tabirle aynıyla vaki… Konu tam da başlıktaki gibi gerçekleşmiş. Anlatacağımız ‘’harb’’in sonu gerçek anlamda mahkemede bitmiş.
Ankara hukuk çevreleri son yılların en entresan hukuk ‘’harbi’’ne dair dava ile çalkalanmakta.
Yazının başlığında okuduğunuz Ankara adliye muhitlerinin son senelerdeki bu entresan ‘’harb’’ davası şimdiden hukuk tarihine geçti!
Belki kulaklarınıza inanmayacaksınız ama kelimenin tam anlamıyla mahkemede biten bir ‘’harb’’ten söz ediyoruz.
Normalde hukukun, hâkimin, savunmanın ve mahkemenin olmadığı yerde ‘’harb’’ çıkar diye düşünebilirsiniz. Kısaca söz biterse harb başlar.
Bu anlatacağım hadisede ‘’harb’’in kendisi bizatihi mahkemeye düşmüş durumda. Türkçe’nin son yarım asırlık mücadeleci ismi merhum D. Mehmet Doğan yaşasaydı hukukun bu ‘’harbi’’ne ne derdi bilmiyoruz. Ancak sizler bu hukuk ‘’harbi’’nin teferruatını öğrenince çok şaşıracaksınız.
Efendim hadisenin özet ve öncesini anlatalım.
Adalet Bakanlığı zaman zaman Anadolu adliyelerine, ihtiyaçlarına göre muhtelif branşlarda kadro vermekte. İllerde oluşturulan sınav komisyonları gözetiminde, açılan kadrolara alım sınavı yaptırmaktadır. Bu sınav komisyonlarında da o ilin hâkim ve savcılarından oluşan üç isim görev yapmaktadır. İl komisyonları yaptıkları muhtelif branşlardaki adliye teşkilatı alım sonuçlarını, tutanakla tespit ederler. Sonuçları vize için Adalet Bakanlığına göndererek, hukuk tabiriyle işlemi sübuta erdirirler.
Geçtiğimiz yıl içerisinde Anadolu’da bir vilayette böyle bir zabıt katipliği sınavı yapılır. Bu sınavlarda adayların daktilografi becerileri en kritik bölümü teşkil etmektedir. Modern dönem mahkemelerindeki murâfaa/yargılamalarında daktilograflar hâkimin sesi ve kritik kişisidir. ‘’Yaz kızım’’ seslenişleriyle filmlere konu olmuş hâkimin sözlerini eksiksiz yazan sessiz mahkeme aktörüdür. Bu nedenle sınavlarda, zabıt kâtibinin alanla ilgili yetkinliğine özel olarak dikkat edilmektedir.
Daktilografi becerisinin ölçülmesinde de adliye muhitlerinin çok iyi bildiği bir altın kural vardır. O da sınava giren adayın üç dakikada ‘’doksan kelime’’ yazabilme yeterliliğidir. Sınava giren her aday doksan kelimeyi verilen sürede yazacak. Eksiksiz yazacak. Yanlışsız yazacak. Sınırları çok keskin bir alım silsilesidir. Yıllardan beri zabıt katipliği sınavı bu minval üzere adayların ‘’doksan kelime’’ yazabilme yeterliliği üzerinden yapılmaktadır.
Sonuçları mahkemeye taşınan o ilin alım komisyonu en son zabıt katipliği sınavında da değerlendirmeyi yapar. Sonuçları vize için tutanakla Adalet Bakanlığına gönderirler. Adalet Bakanlığı sınav tutanaklarını incelerken bu ilimizin sonuçlardaki bir husus dikkat çeker. Bu ilimizde bir kelimenin iki ayrı yazılışının doğru kabul edildiği hususu not edilir. Bu durum ‘’şüpheli’’ bulunur ve sonuçlara vize verilmez.
Adalet Bakanlığında tereddüte yol açan şüpheli kelime ‘’harp’tir. Sınav metninde ‘’harp’’ yazılı olduğu halde komisyon üyeleri bir adayın doksanıncı kelimesi olarak adayın yazdığı ‘’harb’’i doğru kabul edince bakanlık konuyu incelemeye alır. ‘’Harp’’ yerine ‘’harb’’ yazılışının da doğru kabul edilmesi bakanlıkta ‘’suç şühesi’’ doğurur. Konuyu Hakimler ve Savcılar Kuruluna taşır. Hakimler ve Savcılar Kurulu, Adalet Bakanlığının talebine uyarak ilgili hakimler hakkında soruşturma izni verir. Hakimler bu konudan ilgili derece mahkemesinde yargılanırlar.
Suçlu bulunurlar!
Konu Yargıtay’a taşınır. Yargıtay ilgili ceza dairesi konuyu inceler ve mütalasını oluşturur. Dosyayı esastan bozarak geldiği mahkemeye geri gönderir. Yargıtay’da yapılan incelemede sınavı yapan komisyon üyelerinin davaya konu ‘’harb’’ kelimesiyle ilgili kararlarında ‘’suç kastı’’ taşımadıkları kanaatine varılır. Çünkü Yargıtay’da, kelimenin orijinal kökünün ‘’harb’’ olduğu, ilgili komisyonun toplumda kelimenin yaygın şekilde kullanıldığı bilgisine dayanarak hareket ettikleri kanaati oluşur. Sınav kazanma tutanağında, adayların ‘’harp’’ ve ‘’harb’’ şeklindeki bütün cevapların doğru kabul edildiği tespiti yapılır.
Adayların yazdıklarında ‘’doksanın altında ve doksanın üzerinde’’ doğru kelime olanlar da sonuç değişmemektedir.
Adaylardan bir tanesi doksan kelime ile sınavı kazanmıştır.
O adayın sınavı ‘’harb’ ile ve ‘’doksan kelime’’ yeterliliği sınırında kazanmış olması ‘’hukuki şüphe’’ doğurur. Yargıtay sınav komisyonundaki hakimlerin bütün adaylar için ‘’harb’’ ve ‘’harp’’ yazılışlarının prensip kararı alınarak doğru kabul edilmesinde ‘’suç kastı olmadığı’’ sonucuna ulaşır. Yargıtay kararı esastan bozar ve kararını ilgili mahkemeye geri gönderir.
Bu davada görüldüğü üzere Türkçemizin bir kelimesindeki harf farklılığı ile ‘’harb’ mahkemeye düşerek hukuk tarihine geçmiştir. Bir sınav vesilesiyle ‘’harb’’ bir hukuk harbine neden olmuştur. Neyse ki ‘’harb’’ daha büyük bir harb çıkarmadan Yargıtay’da sonuçlandırılmış. Müzakere sonucu Yargıtay hakimlerinin ‘’suç kastı taşımadığı’’ kararı, zabıt katipliği sınavı komisyon üyesi hakimleri ipten almıştır.
Böylelikle mahkemeye düşen büyük ‘’harb’’ Yargıtay’dan dönmüştür.
‘’Harb olur, darb olur’’ sözünün hakikati mahkemelerimizce de tescil edilmiş oldu.
Sulh ve selamet dolu ‘’harb’’siz günler dileklerimizle…
Şehir ve Kültür Sayı: 131
Memiş OKUYUCU