Henüz ilk okulda idim. Okul dönüşü evimizin bulunduğu sokakta oyalanıyordum. Karşı apartmanda olduğunu tahmin ettiğim şık giyimli elinde siyah evrak çantası olan bir amca beni çağırdı. Koşar adım fırına gittim. Ekmeği aldım, getirdim. Amcaya verdim. Tam uzaklaşıyordum ki Amca: “dur uzaklaşma sana bir şey vereceğim”, dedi. Amca çantasını açtı içinden...
“Dokunma kalbime zira çok incedir kırılır.O tıpkı mabede benzer ki orda hıçkırılır.Gülersen aşkıma gönlüm harap olur yıkılır.” Güfte ve bestesi Gavsi Baykara’ya ait suzinak şarkı, “Altın Üçgen” gezimde yine yoldaşım oldu. Kalbimi kırılıverecek gibi ince ve hassas hissettiren, hıçkıra hıçkıra ağlanılacak harap bir mabete benzeten şarkı, Altın Üçgen’e adım attığım...
(Sükût suretinde yaşayan bir yiğidin (Akif Emre’nin) anısına) Kadim dünyada kâinatta aslî olanın sükût olduğu; yaşamın yerini ölüme bıraktığı gibi, kelâmın da eninde sonunda yerini sükûta bırakacağı kabul edilirdi. Dahası nasıl yaşam ölümle sarılı ise kelâmın da sükût ile çevrelenmesi gerektiğine inanılırdı. Bu yüzden sükût suretinde hayatlar, susarak konuşmanın göstergeleri;...