Eğitim denilince ilk akla gelen şey çoğu zaman sınavlar oluyor: LGS, TYT, AYT… Çocuklarımızın hayatlarının en verimli çağları, test kitaplarının gölgesinde geçiyor. Oysa eğitim yalnızca doğru şıkkı bulmaktan ibaret değildir. Eğitim, insanın ruhunu, aklını, vicdanını ve kişiliğini yoğuran uzun bir yolculuktur. Bugün sistem bizi sınav odaklı bir yola zorunlu olarak...
Şiddet; (ş.d.d) kökünden türeyen; sertlik, kabalık, öfkelilik, tahammülsüzlük gibi anlamlara gelen Arapça bir kelimedir. Şiddet; genellikle güç kullanılarak, muhatabı darp etme, öldürme, yaralama gibi fiziksel eylemler olarak bilinse de; zarar vermek amacıyla; psikolojik, fiziksel, cinsel, sözel, ekonomik dijital gibi şiddet çeşitlerinden birini veya birkaçını kullanmak suretiyle; muhatabın bedensel ve ruhsal...
Her yıl haziran öncesi konuğum olur. Ekime kadar kalır. Sıcak yaz gecelerinde birlikte sabahlarız. Ben kitap okur, şarkı dinler, notlar alırım. Bazı geceler kalem veya klavyeye sarılır, gâh kâğıtlara gâh dizüstüne kelimeleri çağırırım. Kelimelerin gelişi bir cümbüştür. Kendini göstermek için takla atanı da olur, bir kenarda sessizce bekleyeni de. Çoğunluk...
Edirne, Sofya, Filibe ve Gelibolu 22-25 Ekim 2025 28. Kelam Anabilim Dalları Koordinasyon Toplantısı ve Selefî Anlayışlar Sempozyumu vesilesiyle Osmanlı’ya başkentlik yapmış serhat şehrimiz Edirne’de beş gün içinde oldukça yoğun ve kapsamlı bir sempozyum gerçekleştirmenin yanında Trakya bölgesi başta olmak üzere Bulgaristan’ın Sofya ve Filibe’yi içine alan bir gezi yapma imkânımız oldu. Bize bu imkânın oluşmasına vesile olan başta...
Gassal, “Ölünce Beni Kim Yıkayacak” fragmanıyla reklam panolarında yerini aldığında tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Din görevlileri ve cenaze hizmetleri sektöründe çalışanlar dışında neredeyse toplumun tamamının daha önce duymadığı bir meslek ismiyle karşılaşmanın şaşkınlığı yaşanıyordu. “Gassal” yani ölü yıkayıcı. Aslında gassal, Müslüman Türk toplumunun ergenlik öncesi çocukluk evresinden itibaren öğrendiği ve iyice bellediği “gusl/gusül” kelimesinden türetilmiş bir kavram. En azından yaz tatilinde mahalle...
Kitaplar, hayatın karmaşasında bizim ruhumuza yolculuk yapmamız için rehberlik eden pusuladır. Onları açtığımızda yalnızca kelimeleri değil, aynı zamanda yazarın düşüncelerini, ruhunu ve dünyaya bakışını görmeye başlarız. ASBÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire başkanı Osman KAYAER ile tanışmam benim kitaplarla ilişkimi bir adım daha ileri taşıdı; okumanın yanı sıra yazmaya başladığım bu...
Eğitim, bir zamanlar insanın ruhunu inceltmenin, dünyayı anlamlandırmanın ve güzelliği fark etmenin yoluydu. Bugün ise amiyane tabirle bir yarış pistine dönüşmüş durumdadır. Her adım, bir sınavın, bir testin, bir ölçmenin gölgesinde atılmakta, öğrencinin gözündeki merak ışıltısı, yerini kaygının mat rengine bırakmış durumdadır. Eğitim, esasen yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda...
Modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri, sınırsız bilgiye erişim imkânının bizleri daha özgür düşünen bireyler yaptığı zannıdır. Oysa zihinlerimize kurulan görünmez bir altyapı, hangi bilgiyi nasıl işleyeceğimizi, neye nasıl tepki vereceğimizi ve hatta neyi arzulayacağımızı önceden belirlemektedir. Düşüncelerimiz, duygularımız ve tepkilerimiz, bize ait olmaktan çok, küresel bir pazar için üretilmiş,...
Erzurum’da Alvarlı Muhammed Lütfi Efe’nin dergâhında, gazel ve türkü meclislerinde “tatyan” kıvamında söylenen “Vardım eşiğine yüzümü sürdüm!” türküsünün sözleri bir Bektaşî olan ve etrafında Feylesof Rıza Tevfik Baba olarak bilinen Rıza Tevfik Bölükbaşı’na aittir. Erzurum’un Türkü Paşası Raci Alkır’ın, daha çocukken babasının yanında devam ettiği Alvarlı Efe’nin zikir meclislerinde işitip...
Müellif, eseri beş ana başlık altında yazmıştır. Birinci bölüm “Bin yılın destanı” ikinci bölüm “Adım adım adım İstiklal Marşı’na” üçüncü bölüm “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” dördüncü bölüm “Mehmed Akif’ten sonra İstiklal Marşı” beşinci bölüm “İstiklal Marşı’nı Kurtarmak” başlığını taşıyor. Yazarımız bu eserinde İstiklal Marşı’nın anlamı, ortaya...
Zorunlu eğitimin süresine ilişkin bir tartışma yürütüyoruz. Tartışma yürütüyor dediğime bakmayın aslında. Lafın gelişi öyle diyorum. Çünkü tartışmanın hangi soru, sorun, sorunsal etrafında döndüğünü bilmiyoruz. İşleyişinden, sonuçlarından memnun olmadığımız bir düzenlemeyi masaya yatırıyormuş gibi yapıyoruz ancak sorulması gereken soruların hiçbirisini sormadan mevzuyu konuşuyormuş gibi yapıyoruz. Son derece önemli bir alan...