eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C

Geleceğin Öğretmeni

Geleceğin Öğretmeni

         İstikbale akıp giden zamanda, maarif davamıza  ait hususlar, yarınları inşa, maziyi ihya bakımından   dikkatlerin bahse konu mevzua yoğunlaşmasına zemin hazırlıyor.Bilgi toplumuna giden yolda ,enformasyonun   baş döndürücü bir hızla   gelişme kaydettiği günümüz dünyasında, kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü bilinen bir gerçektir.Bilgiyi hikmet ve irfan temelinde  yerli ve milli  bir bakış açısıyla nesillerimizin ruhuna nakşetme, “akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim” sahibi fertler yetiştirmek  hayati bir önem arz etmektedir. Bu yolda, öğretmenin rolü/fonksiyonu  müstesna bir yere sahiptir.

       Kadim medeniyetimizin vücut bulmasında rol oynayan, “bilgi, hikmet ve irfanın” imbiğinden süzülerek rafine hale gelen maarifimizde, ilim, irfan belleten atabek-hoca-muallimden öğretmene evrilen süreçte, ilmiyle amil olmuş öğretmenler, çağ açıp çağ kapatan kudretli devlet adamı, komutan,alim ve sanatçıların yetişmesine vesile olmuşlardır. Altı asır boyunca üç kıtada yüz dört milleti “bilgi, hikmet, adalet ve merhamet”le yöneten iradenin çok sağlam temeller üzerine inşa ettiği medeniyetin özünde “ilimle, irfanla ve hikmetle” yoğrulmuş bir  maarif sisteminin teşekkül ettirilmiş olması vardır. Kurulan sistemin merkezinde “insan, insanın gölgesinde yetişir” kuralı gereği, muallim/öğretmen çok özel bir yere sahiptir. Bilgi çağında, bilgi teknolojisinin sunduğu imkânlar bu gerçeği değiştiremeyecektir. Öğrencinin mizacını, yapısını, ruh dünyasını ve fıtratını tanımak/bilmek, her birini sahip olduğu meziyetleri istikametinde bilgi ve beceri ile donatmak, öğretmenin asli görevleri arasında yer alır.

     Asrımızda ve gelecekte ihtiyaç duyulan insan tipinin yetiştirilmesinde  ve istikbal tasavvurunda öğretmen başat rol oynayacaktır. Büyük düşünen, güçlü moral değerlere sahip ve özgüven sahibi nesiller yetiştirme hedefi, bu coğrafyada bekamızı tahkim edecektir.  

      Eğitim-öğretimde öğretmen/öğrenci  kavramları, birbirinin tamamlayıcısı mesabesinde olan öğrenme yolculuğunun  kutlu yolcularını ifade eder.Bilgi birikimi ve  hayat tecrübesi itibariyle hale ve istikbale ışık tutan öğretmen, sadece  bilgi aktaran olmaktan ziyade “yetenekleri keşfetme,vizyon kazandırma, öğrenme yolculuğunda yüreklendirme, cesaretlendirme, teşvik etme, heyecan ve şevk uyandırmanın  mimarı “olarak hayati öneme sahip bir fonksiyon icra etmektedir. Maarif literatürümüzde  bu hakikatin en müşahhas  misali olan çok sayıda anekdot vardır. İşte onlardan biri…

Yıl 1936… Denizli’nin Acıpayam  ilçesi. Bir gurup öğretmen , ilçenin  mesire alanlarından birine   pikniğe gider. Öğretmenler piknik  yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla  karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip  çay ikram ederler ve ismini sorarlar. Küçük çoban ürkek bir  sesle cevap verir:Hüseyin… Hüseyin’e öğretmenler  yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler.O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı azdır…Okuma öğrenenlerin diplomaları  bizzat valiler tarafından imzalanır. Hüseyin, okuma yazma bilmediği için  gazeteyi eline almayı kabul etmez. Öğretmenler bu kez  yaşını ve  neden okula  gitmediğini  sorar…12 diye cevap verir ve ekler; 3 yaşımda  annemi kaybettim, 11’imde de  babamı… Hüseyin ile bir süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında  çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler. Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin  verdiği destek ve heyecanla  Denizli’de parasız yatılı bir okulda okumaya başlar. Bir süre sonra  katıldığı bir matematik yarışmasında  Hüseyin’e  bir kitap hediye edilir. Hüseyin, kitabı bir gecede bitirir. Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider,”Bu kitapta  eksiklik var der.”…Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin’in bahsettiği eksiklik ,”Görecelilik Teorisi” hakkındadır. Söz konusu teorinin  önemli bir parçasının  kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin… Fen Bilgisi öğretmeni  konuyu  İstanbul Teknik Üniversitesinde  hocası olan rahmetli Fizik Profesörü Nusret Kürkçüoğluna  yazdığı mektupla iletir. Nusret Hocadan şu cevap gelir;”Hüseyin liseyi bitirince  İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gelsin. Hüseyin liseden mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da bir takım  çalışmalar yapar ve çalışmalarını  hocaları anlayamaz. Hocalarından biri “Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston’daki  Massachusetts Teknoloji  Enstitüsü’nde (MIT)  görevli  Prof.Dr. Morse bilir deyip “mektupla ona  gönderir. Prof.Dr.Morse’den de şöyle bir cevap gelir:”Hüseyin’in bu yaptığını  beş sene önce  bir grup buldu ama Hüseyin’in  tek başına bulması  olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin’in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika’ya gelsin.” Yıl 1952 Hüseyin Elektrik Yüksek Mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla   Hüseyin  Amerika’ya giden bir gemiye bindirilir. Hüseyin, MIT’te Prof. Dr. Morse’un karşısına geçer. Morse ,Hüseyin’in tez hocası olacak ama Hüseyin’in İngilizcesi de  iyi değil. Morse’nin dediklerini pek anlayamıyor. Hocasına  “söylediklerini tahtaya yazmasını ”ister. Prof. Dr. Morse’de  tez konusunu  tahtaya yazar  ve Hüseyin de bunu  defterine  yazar ve  üniversiteden ayrılır. MIT de tez konuları  beş senede, dokuz senede  bitirilebiliyor olmasına rağmen  Hüseyin çalışmasını  üç ay sonra bitirip hocasının  karşısına çıkar. Morse , birkaç gün sonra  tezi inceleyip Hüseyin’i çağırır.”Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada  böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, iki sene sonra gel.” der. Hüseyin iki sene sonra  doktorasını alıp  bu kez Princeton  Üniversitesi’ne  gider. Orada ünlü Fizikçi Albert Einstein  ile birlikte  çalışır. Bir kaç yıl sonra Boston’a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada  çalışmaya başlar. Burada  bilgisayarlar ile  konuşma ve onlara talimat verme  konusunda projeler yürütür.  Sesle kumanda edilen  bilgisayarı ilk defa 1960’ların başında Hüseyin Yılmaz yapar. 1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein ‘in  kendisi kadar ünlü  fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve  bunu bir mektupla  kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür. Yılmaz bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde  yayımlayınca   akademik dünyada adeta  kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölünür ve Einstein  kuramına karşı  Yılmaz’ın “kütle çekim kuramı” da literatüre girer. 27 Ocak 2013’te ise ABD’de vefat eder. Bugün  dünyada pek çok popüler  olarak kullanılan “siri, google now, cortana  gibi  bütün programlardaki  sesli komut sisteminin  mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’dır.

           Diploma, eğitimin nihai hedeflerinden sadece  birini ifade eder. Diploma ambalajdır, pusula olmaya yetmez. Pusula, kadim medeniyet değerlerimizdir.

          “Kökü mazide olan ati” olabilmenin sırrı, yetenekleri keşfederek hayatlara dokunmaktan geçmektedir.Bu uğurda  bir öğretmen  bütün dünyayı değiştirebilir.

                                                             Konuralp USTA

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.