
İstikbale akıp giden zamanda, maarif davamıza ait hususlar, yarınları inşa, maziyi ihya bakımından dikkatlerin bahse konu mevzua yoğunlaşmasına zemin hazırlıyor.Bilgi toplumuna giden yolda ,enformasyonun baş döndürücü bir hızla gelişme kaydettiği günümüz dünyasında, kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü bilinen bir gerçektir.Bilgiyi hikmet ve irfan temelinde yerli ve milli bir bakış açısıyla nesillerimizin ruhuna nakşetme, “akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim” sahibi fertler yetiştirmek hayati bir önem arz etmektedir. Bu yolda, öğretmenin rolü/fonksiyonu müstesna bir yere sahiptir.
Kadim medeniyetimizin vücut bulmasında rol oynayan, “bilgi, hikmet ve irfanın” imbiğinden süzülerek rafine hale gelen maarifimizde, ilim, irfan belleten atabek-hoca-muallimden öğretmene evrilen süreçte, ilmiyle amil olmuş öğretmenler, çağ açıp çağ kapatan kudretli devlet adamı, komutan,alim ve sanatçıların yetişmesine vesile olmuşlardır. Altı asır boyunca üç kıtada yüz dört milleti “bilgi, hikmet, adalet ve merhamet”le yöneten iradenin çok sağlam temeller üzerine inşa ettiği medeniyetin özünde “ilimle, irfanla ve hikmetle” yoğrulmuş bir maarif sisteminin teşekkül ettirilmiş olması vardır. Kurulan sistemin merkezinde “insan, insanın gölgesinde yetişir” kuralı gereği, muallim/öğretmen çok özel bir yere sahiptir. Bilgi çağında, bilgi teknolojisinin sunduğu imkânlar bu gerçeği değiştiremeyecektir. Öğrencinin mizacını, yapısını, ruh dünyasını ve fıtratını tanımak/bilmek, her birini sahip olduğu meziyetleri istikametinde bilgi ve beceri ile donatmak, öğretmenin asli görevleri arasında yer alır.
Asrımızda ve gelecekte ihtiyaç duyulan insan tipinin yetiştirilmesinde ve istikbal tasavvurunda öğretmen başat rol oynayacaktır. Büyük düşünen, güçlü moral değerlere sahip ve özgüven sahibi nesiller yetiştirme hedefi, bu coğrafyada bekamızı tahkim edecektir.
Eğitim-öğretimde öğretmen/öğrenci kavramları, birbirinin tamamlayıcısı mesabesinde olan öğrenme yolculuğunun kutlu yolcularını ifade eder.Bilgi birikimi ve hayat tecrübesi itibariyle hale ve istikbale ışık tutan öğretmen, sadece bilgi aktaran olmaktan ziyade “yetenekleri keşfetme,vizyon kazandırma, öğrenme yolculuğunda yüreklendirme, cesaretlendirme, teşvik etme, heyecan ve şevk uyandırmanın mimarı “olarak hayati öneme sahip bir fonksiyon icra etmektedir. Maarif literatürümüzde bu hakikatin en müşahhas misali olan çok sayıda anekdot vardır. İşte onlardan biri…
Yıl 1936… Denizli’nin Acıpayam ilçesi. Bir gurup öğretmen , ilçenin mesire alanlarından birine pikniğe gider. Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar. Küçük çoban ürkek bir sesle cevap verir:Hüseyin… Hüseyin’e öğretmenler yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler.O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı azdır…Okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanır. Hüseyin, okuma yazma bilmediği için gazeteyi eline almayı kabul etmez. Öğretmenler bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sorar…12 diye cevap verir ve ekler; 3 yaşımda annemi kaybettim, 11’imde de babamı… Hüseyin ile bir süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler. Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin verdiği destek ve heyecanla Denizli’de parasız yatılı bir okulda okumaya başlar. Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin’e bir kitap hediye edilir. Hüseyin, kitabı bir gecede bitirir. Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider,”Bu kitapta eksiklik var der.”…Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin’in bahsettiği eksiklik ,”Görecelilik Teorisi” hakkındadır. Söz konusu teorinin önemli bir parçasının kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin… Fen Bilgisi öğretmeni konuyu İstanbul Teknik Üniversitesinde hocası olan rahmetli Fizik Profesörü Nusret Kürkçüoğluna yazdığı mektupla iletir. Nusret Hocadan şu cevap gelir;”Hüseyin liseyi bitirince İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gelsin. Hüseyin liseden mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğine gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da bir takım çalışmalar yapar ve çalışmalarını hocaları anlayamaz. Hocalarından biri “Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston’daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) görevli Prof.Dr. Morse bilir deyip “mektupla ona gönderir. Prof.Dr.Morse’den de şöyle bir cevap gelir:”Hüseyin’in bu yaptığını beş sene önce bir grup buldu ama Hüseyin’in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin’in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika’ya gelsin.” Yıl 1952 Hüseyin Elektrik Yüksek Mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla Hüseyin Amerika’ya giden bir gemiye bindirilir. Hüseyin, MIT’te Prof. Dr. Morse’un karşısına geçer. Morse ,Hüseyin’in tez hocası olacak ama Hüseyin’in İngilizcesi de iyi değil. Morse’nin dediklerini pek anlayamıyor. Hocasına “söylediklerini tahtaya yazmasını ”ister. Prof. Dr. Morse’de tez konusunu tahtaya yazar ve Hüseyin de bunu defterine yazar ve üniversiteden ayrılır. MIT de tez konuları beş senede, dokuz senede bitirilebiliyor olmasına rağmen Hüseyin çalışmasını üç ay sonra bitirip hocasının karşısına çıkar. Morse , birkaç gün sonra tezi inceleyip Hüseyin’i çağırır.”Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, iki sene sonra gel.” der. Hüseyin iki sene sonra doktorasını alıp bu kez Princeton Üniversitesi’ne gider. Orada ünlü Fizikçi Albert Einstein ile birlikte çalışır. Bir kaç yıl sonra Boston’a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başlar. Burada bilgisayarlar ile konuşma ve onlara talimat verme konusunda projeler yürütür. Sesle kumanda edilen bilgisayarı ilk defa 1960’ların başında Hüseyin Yılmaz yapar. 1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein ‘in kendisi kadar ünlü fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür. Yılmaz bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca akademik dünyada adeta kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölünür ve Einstein kuramına karşı Yılmaz’ın “kütle çekim kuramı” da literatüre girer. 27 Ocak 2013’te ise ABD’de vefat eder. Bugün dünyada pek çok popüler olarak kullanılan “siri, google now, cortana gibi bütün programlardaki sesli komut sisteminin mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’dır.
Diploma, eğitimin nihai hedeflerinden sadece birini ifade eder. Diploma ambalajdır, pusula olmaya yetmez. Pusula, kadim medeniyet değerlerimizdir.
“Kökü mazide olan ati” olabilmenin sırrı, yetenekleri keşfederek hayatlara dokunmaktan geçmektedir.Bu uğurda bir öğretmen bütün dünyayı değiştirebilir.
Konuralp USTA