eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Yağmurlu
20°C
Ankara
20°C
Yağmurlu
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Açık
26°C

Öncü Düşünür: Mehmet S. AYDIN

Öncü Düşünür: Mehmet S. AYDIN
23.05.2021 22:57
0
A+
A-

Mehmet S. Aydın, 1943 Elazığ merkeze bağlı Hankendi Beldesi  Gölköy’de dünyaya geldi. Babası Osman Efendi bir Sarıkamış gazisidir. Annesi Gülüş Hanım. Dördü kız, beş çocuklu bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi.

 Mehmet S. Aydın baba ve annesini, ‘’Müşfik yumuşak baba, hayatın her zorluğunu karşılamaya hazır anne’’ olarak anlatır. Dindar bir aile ortamında büyüdü. Ailesini, ‘’Haram lokmaya ve kul hakkına karşı bir hassasiyeti olan, şiddetin hiç bir türüne rastlanılmayan.’’ olarak tanıtır. Olgun birey kimliğinin teşekkülü için tüm şartları hazırlayan örnek bir ailede yetişmiştir kendisi. Hocanın aile konusunda tek üzüntüsü vardır. O da ablalarının, ‘’temel eğitimden mahrum kalmasıdır.’’

Hoca, doğup büyüdüğü Gölköy’ü  ‘’mü’min ve mütevekkil’’ bir köy olarak tarif eder. Kendisi böyle bir köy ortamında bir köy çocuğu olarak büyümüştür. Beş altı yaşlarından itibaren babasından Kur’an-ı Kerim ve temel dinî bilgileri öğrendi.  O yıllar, ezanın Türkçesi’nin  en yüksek perdeden, Arapçası’nın ise köy ahalisinin duyabileceği bir tonda okunduğu yıllarda geçen bir çocukluk devresine denk gelir. 

Altı yaşında başladığı ve birleştirilmiş sınıf şeklinde okuduğu ilkokulu köyünde bitirdi. Köylerinin imamı olan ve ‘gönlü ve kafası açık uyumlu bir insan’ diye nitelediği ve iyi bir medrese tahsili olan köylerindeki İmam Efendi   İbrahim Hoca’dan Arapça öğrendi. Sonrasında da tefsir, hadis, fıkıh, sarf ve nahiv(dilbilgisi) dersleri öğrendi. İbrahim Hoca ile yaptıkları medrese usulü derslere, ilkokulu bitirdikten sonra bir yıl daha devam etti. Böylelikle ömür boyu kendisine rehberlik edecek bir dini temel bilgi ve terbiyeye sahip oldu. Ağabeyinin de teşvik ve anlatımlarıyla okuma iştiyakı kamçılandı.

Günlerden, 1955 senesinin bir Ağustos günü. Aydın Hoca, o gün babasının huzuruna gelip, ‘’bende İmam Hatip Okuluna gidebilir miyim?’’ dedi. Babası Mehmet S. Aydın’ın talebine, ‘’Olur oğlum. Altımızdaki yatağı satmaya mecbur kalıncaya kadar dayanırız. Gerisi Allah kerim’’ diyerek,  olumlu cevaplar. Hikâye bu cevapla başlamıştır.  

Daha sonra babası ile kayıt için müracaat ettiği  Elazığ İmam Hatip Okulunda ‘’Geceleri bir ses böler uykumu’’ şiirini okutan müdürün, ‘yerimiz kalmadı, bu çocuğu ortaokula kaydet,’ uyarısı ile o gün eve elleri boş döner. Üzülür. Ancak işin peşini bırakmazlar. Bir kaç gün sonra babasının, şehre giden İbrahim Hoca ile gidip bir daha müracaatta bulunması isteği ile Elazığ’a gelir. İmam Hatip’e uğrarlar. Ancak müdür o gün okulda yoktur. İbrahim Hoca ile bir buluşma saati ayarlayıp, ayrılırlar. Ancak kendisi yalınız başına bir daha geriye, okula döner. Müdür yardımcısına yönlendirirler. Odasına girdiği müdür yardımcısına, talebini iletir. Kısa bir konuşmadan sonra elindeki kitabı okumasını isteyen müdür yardımcısına,  ‘felsefe-i ula’ cevabı verir

Müdür yardımcısı, ‘felsefe-i evvel’ diye mukabele eder. Bunun üzerine bir Arapça kaidesi açıklaması yapınca ikna olan Müdür Yardımcısı, ‘’Oğlum, belki senin dediğin doğrudur’ şimdi sen git evrakını ve veli olması için enişteni al,  gel’’, der. Denileni yapmak üzere heyecanla kendini dışarı atar. Adeta uçarak eniştesini alır gelir. Kaydını yaptırır.

İmam Hatip tahsil hayatı böylece başlar.

İmam Hatip Ortaokuluna kaydını şahsi gayretleri ile bizzat kendisi yaptırmış. Küçük yaşlarda mizacına olgunluk katan iyi bir ailede yetiş/tiril/miştir. Daha ortaokulda annesini kaybederek hayatının en derin iz bırakan acısını yaşamış. Acısını, yüreğindeki okuma aşkına bal eyleyerek geleceğin bilim adamı olmaya doğru emin adımlarla yürümüştür.  

Hoca,  yaşadığı devrin zorlu şartlarına rağmen, kendisini yetiştiren  öğretmenleri bakımından çok olumlu şahitliklere sahiptir.  

İmam Hatip hocaları için, ’Müdürümüz ve öğretmenlerimiz gerçekten  çok iyi insanlardı’ diyeceği nitelikli, idareci ve öğretmenler elinde yetişmiştir. 

Ve 1962 senesinde İmam Hatip Okulunu bitirir. Sıra yüksek tahsiline gelir. O yaz Ankara’daki bir arkadaşından aldığı telgrafla Ankara İlahiyat’a kayıt için Elazığ’dan otobüsle yola çıkar. 

Bir yandan da ‘Yardımın benimle olsun Allah’ım’ diye dua etmeye başlamıştır. Bunu fark eden yan koltuktaki orta yaşlı yol arkadaşının:’’Bir üzüntünüz var galiba’’ sualini: ‘’Aslında bir endişem var’’ diye cevaplar. Ve durumu açıklar. Bunun üzerine koltuk arkadaşı, ’’Çok bilgece’’ bulduğu ve bir ömür unutamayacağı şöyle bir mukabelede bulunur: ‘’Allah bu kadar gayretli, bu kadar hevesli bir kulunu yolda bırakmaz. Gönlünü hoş tut.’’

Ruhen rahtalamasına yol açan bu sözleri, hayatı boyunca hiç unut/a/mayacaktır. O yaz kaydını Ankara İlahiyat’a yaptırır.  

Ankara İlahiyatı 1966’da  pekiyi derece ile ve birincilikle bitirip ilim yolculuğuna adım atmış. İlahiyat eğitimi sonrası beş yıl kadar kaldığı İngiltere’de, bir yıl kadarı Fransa’da olmak üzere, dil ve analitik felsefeyi, görüş ve düşünce alanını geliştirerek öğrenmiş. Sonrasında da Doçentliğini Kant üzerine yapmış. 1984 yılında profesör olarak atandığı İzmir’den, Türkiye’nin düşünce ufkunda, görüşleriyle belirginleşmeye başlamıştır.  

Aldığı sağlam bir dinî terbiye ve mektep tahsili ile şahsiyet alt yapısını tahkim etmiş bir isim olmuştur Aydın Hoca. Hatta bu eğitimini ilkokuldan sonra bir yıl ortaokula ara vererek iyice pekiştirmiş. Okuma aşkı ile tutuşan bir isim haline gelmiştir.  

Sonrasında bilgi ve tefekkür yolculuğuna, hemen bütün ülkeyi ortak edebilmeyi başarmış bir kişiliğe bürünmüştür Mehmet S. Aydın. Aralarında çok farklı kesimlerin olduğu toplum tabakalarını; ortaya koyduğu din ve felsefe görüşleriyle ortak bir zeminde konuşturabilmeyi/buluşturabilmeyi başarmış bir düşünce adamıdır Hoca.  

Bu fikri zemini nasıl oluşturdu? İhtiyar ettiği bu düşünce iklimine nasıl geldi? Bu soruların cevabını hoca kendisi vermekte.  

Mehmet S. Aydın bir noktayı özellikle not eder Varoluş Yolunda Sayılı Yıllar adlı hatırat kitabında:‘’Düşünce ve duygu dünyamın oluşmasında hem Mehmed Âkif’in hem de Muhammed İkbal’in etkisi oldukça fazladır.’’Her ikisi de akıl ile kalbi buluşturarak insanlığa hizmet eden büyük şahsiyetlerdir.(s.44) Bir türden Âkif’in inşa ettiği fikir dünyasının felsefe ekolü olarak da görebiliriz Mehmet Hoca’yı.  

Prof. Dr. Mehmet Aydın, hem batıyı bilen, hem de batının bildiği çok önemli bir felsefecimizdir. Obama ile Amerikalı bir bilim adamının fikirlerini kritik edecek kadar batıdaki bilim/felsefe dünyasına da hakimdir. Bir başka yönden Madeleine  Albright’tan  çalışma teklifi alacak kadar, hem doğuyu hem de batıyı bilen yetkin felsefi birikime sahip. Bir başka taraftan Murat Karayalçın’ın da ‘okumaya başladım’ diyeceği kadar tayfı ve derinliği olan bir düşünür. Bir başka cepheden de merhum Özal’ın da ‘konferanslar seviyesinde bırakmayın’ diyeceği kadar gündelik hayat bakan sahih düşüncelerin sahibi bir tefekkür adamıdır.  

Her eseri insanın dimağında yeni düşünme labirentleri açmakta. Hocayı okudukça insan entellektüel bir soluk aldığını hissetmektedir. Üniversiteyi, üniversal bilgiyi, ilim yapmayı, ilim yapma şartlarını bilen şahsiyetli bir bilim adamımızdır kendisi.  

Mehmet Hoca, tefekkürünün tekemmülatı olacak  en büyük eserini henüz yazmadı. Ancak yazmayı hayal ettiği bir eser var hocanın; İslamî Tefekkürde Ahlâk Delilinin Anlamı ve Önemi.’’  

Felsefe ve düşünce yolculuğunda en verimli çağına ulaşmış durumda şu an için. Bilgi ve birikimi ile  istifade edilebilecek en olgun  çağında diyebiliriz. Danışman/koordinatör olarak olarak sınırlı süreyle de olsa bir üniversitemiz ya da üniversitelerimize görevlendirilmesi bu ülkenin fayda göreceği bir seçim olacaktır.  

Kendisi bilgisi, analitik zekâsı ve entellektüel kapasitesi ile sayılı ilim adamlarımızdan biridir. Teorisi olan bir cins kafa. Haftada bir gün bir saat de olsa yapacağı çalışmalarla, akademi ve düşünce hayatımıza ufuk katacak bir isim. Perspektif ve vizyon sahibi. Metodolojisi ve düşünce sistematiği ile ‘yol açabilecek’ ağırlığa sahip olan bir düşünce adamı.  

Ahlâkın felsefesini yapan  ve ülkemiz için ufuklar açan  bir ilmi müktesebata sahip. Şu felsefî tanım ona ait: ‘Dindarlık, müslümanın bu dünyadaki başarısıdır.’’ Başarının ölçüsü nedir sorusunun cevabı ise hocadan detaylı okumalar yaptıktan sonra ortaya çıkmakta. Hoca, bu ve buna benzer daha pek çok verimli görüş ve tahlilin sahipliğini taşımakta.  

İçe Kritik Bakış adlı eserinde ise, temel meselelerimize temelden bir bakış ve kavrayışla el atmakta. Zihnen hazırlık yaparak okumakta fayda var. Ya da açık alanda iyi yüzme derslerinden sonra bu eseri okumaya başlamalı.  

Hatıratından devam edelim. Bulunduğu AB’deki bir siyasi toplantı ortamında Rum milletvekilinin kendisini, içinde ‘katliam ve geçmiş’ geçen sözlerle suçlamasına bir cevabı var ki, yumruk tesirinde. Önemine binaen buraya aldık:  

 ‘’ –  Bir cümlenin sonunda ‘’dır’’ veya ‘’değildir’ diye biterse yani bir hüküm içerirse (…) ne anlama geldiği üç yolla belirlenir. Meselâ ‘’Bekâr, evlenmemiş kişidir.’’ Gibi bir cümlenin manâsını açıklamak için dışarı çıkıp evlenmemiş birini buraya getirip göstermeye gerek yoktur.Bu bir analitik cümledir. ‘’Bekâr’’ kavramının içinde zaten evlenmemişlik mevcuttur.  

 – Bir de empirik tecrübî önermeler vardır. Meselâ ‘’bugün hava soğuktur’’ cümlesi gibi(Gerçekten de o gün Strazburg’da hava soğuktu).  Bu hükmün doğru olup olmadığını anlamak için,  ‘Sayın Milletvekili, sizi dışarı alırız, havanın soğuk olup olmadığı kolayca doğrulanır veya yanlışlanır.’  

 – Bir de üçüncü tip önermeler vardır. Durup dururken doğru dürüst tanımadığınız bir kişi hakkında, o nefret edilecek bir kişidir denmesi gibi. Sizin cümleniz bu üçüncü guruba giriyor. ‘X’ nefret edilecek bir kişidir’ diyen insan, büyük bir ihtimalle X hakkında paylaşabilecek bir bilgi vermiyor. Kendi iç dünyasını anlatıyor. İçinin ne kadar nefret dolu olduğunu dile getiriyor. Siz Türkiye hakkında benim hakkımda konuşurken beni veya Türkiye’yi tasvir etmediniz. Kendi karanlık ve oldukça problemli iç dünyanızı anlattınız. İlk iki türe giren cümlelere kursaydınız bir felsefe hocası olarak bir şeyler söylemeye çalışırdım. Ama üçüncü hal benim uzmanlık alanım dışındadır.’’(s.303)  

Hocanın konuşmasından sonra yumruk yemişe dönen ve nerede ise çıkış kapısını bulmakta zorlanan  Rum milletvekilini, salondan ancak kollarına girerek çıkarabilirler.  

Mehmet S. Aydın Hoca,  AB ve Dış İlişkilerden sorumlu Bakan olarak müzakere sürecinin bizzat içinde görev yapmış bir isimdir kendisi. Bu konuya dair, hocanın  sezgi yüklü bir gözlemi ile yazımızı bitirmek istiyoruz:  

‘’AB’ye üye olması;Türkiye’nin demokrasi başta olmak üzere pek çok alanda bilimde, teknolojide , sanatta, iktisadî hayatta ciddi ilerlemeler kaydetmesi anlamına gelir ve İslam bu yeni oluşu kendi açısından pekâla değerlendirebilir.’’  

Bilgi ile bilgelik birleşince, insanımızın nasıl muktedir bir güce dönüşebildiğini görmek isteyenlere özellikle tavsiyedir. Hocanın Varoluş Yolunda Sayılı Yıllar adlı hatırat kitabı dağarcığınıza yeni bakışlar katacaktır.   

Gelenekle bugünü birleştirip, ufka doğru yeni yürüyüş yolları inşa edebilen, özellikle felsefe alanındaki orijinal fikirleriyle tanınan bilim adamlarımızdan birisidir Prof. Dr. Mehmet S. Aydın.

                                                                         MEMİŞ OKUYUCU

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.