eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Uzmanlıkta Standardizasyon ve Güdülenme

Uzmanlıkta Standardizasyon ve Güdülenme

Ülkemizde artık neredeyse her ilde uzmanlık eğitimi verilmektedir. Eğitimin yaygınlaştırılması karşımıza standardizasyon sorununu çıkarmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak kurumsal ve bireysel bazda kafa yoranların, çalışma yapanların sayısı hayli fazladır. Bunların sonucunda uzman kalitemiz oldukça artmıştır.

Standardizasyon sorununu tam olarak çözebilmek oldukça zor bir iştir. Bunda ülkenin değişik yerlerinin imkanlarının farklı olması, hasta profillerinin farklı oluşu, standardizasyonu bizzat uygulayacak olan doktorun yaşam standartları, doktorların zeka ve yetenek düzeyleri gibi pekçok faktör etkili olmaktadır. Dolayısıyla sadece kurumsal olarak yapılan çalışmalar bu sorunun ancak bir kısmını çözmeye yetecektir. Tabi ki bu tip çalışmalar da çözümün olmazsa olmazlarıdır.

Standardizasyonun sağlanmasında lokal yöneticilere büyük sorumluluk düşmektedir. Lokal yöneticiden kastımız doğrudan klinik yöneticileridir.

Bireysel tecrübelerim ülkenin her tarafına ışık tutamaz. Kimse için böyle bir şeyi söylemek mümkün değildir. Ülkenin her tarafıyla ilgili nicel ve nitel değerlendirmeleri yapmak, bunlara göre politikalar izlemek, ilgili kurumların işidir. Bu çerçevede ele alacağım bireysel tecrübelerimi…

Bireysel tecrübelerim derken uzun süre çalıştığım devlet hastanesinden bahsedeceğim.

Üç ayrı göz hastalıkları kliniğimiz vardı; belli bir program çerçevesinde mesai saatlerini bu üç klinik aralarında paylaşırlardı. Yani bir gün kliniğin biri polikliniğe geçer, biri seksiyonlara, diğeri de ameliyata girerdi. Ertesi gün yerler değişerek devam eder giderdi. Üç klinikte yetenekleri, hastaya yaklaşımları, bilgi ve tecrübeleri oldukça farklı doktorlar vardı. Bu farklardan dolayı ortaya konan hizmetin kalitesi de farklı olurdu. Seçme şansı olan hastalar bu farkı değerlendirirlerdi.

Her bir kliniğin kendi bünyesi içinde de kalitesi farklı olurdu. Hastaya bakışı, asistan yetiştirilmesi ve başka hizmetler konusunda zamandan zamana değişim yaşanırdı. Bu değişimler bilgi ve tekniklerin gelişmesiyle olumlu yönde olabildiği gibi bazen tam tersine olumsuz yönde de olabilirdi.

Her şey ilerlerken bir klinikte olumsuza giden bir durum varsa bunun mutlaka sorgulanması gerekir. Her kliniğin şartları aynı olduğu halde bir kliniğin geriye gitmesi abes bir durumdur. Burada bireysel faktörler devreye girmektedir. Kurumlar teknik konuları çözüp kalitenin artırılması için gerekli çalışmaları yaparlar, ancak alınan kararları uygulamak yine klinik yöneticisine düşer. Bir kararın uygulanmasının farklı dozları vardır. Kimisi minimum şartları yerine getirmeyi yeterli bulur, kimisi daha fazlasını yapmak ister.

Son yıllarda uygulanan performans sistemi fazlasını yapma isteğini epeyce güdülemiştir. Bunun daha fazlası nasıl yapılabilir?.. Kişi ancak yapacağı işi gönülden gelerek yaparsa bu olur. Yanlış anlaşılmasın, gönülden gelerek daha fazla hasta bakılsın, daha fazla ameliyat yapılsın demek istemiyorum. Gönülden gelerek kliniklerin hastaya karşı hizmet kalitesinin artırılması ve değişik kliniklerden yetişen uzmanların yaklaşık olarak benzer donanıma sahip bir şekilde yetiştirilmeleridir. Kağıt üzerinde alınan kararlar işin içine gönül sokulmayınca sadece uygulanıyor gibi görünürler, pratik hayatta somut bir faydaları olmaz.

Daha net yazayım…

Örneğin asistanların hangi bölümlere ne kadar süreyle gideceğinin planını yaparsınız, oralarda hangi eğitimleri alacağını belirlersiniz, ama takip etmezseniz, bir şekilde sorgulamazsanız ortaya nasıl bir eserin çıktığını anlayamazsınız. Periyodik yapılan zorunlu değerlendirmeler, uzmanlık bitirilirken yapılan sınavlar kısmi bir bilgi verebilir, ama yeterli olmazlar. Bir yönetici olarak sizin hastanızla olduğu kadar asistanınızla da yakından temas halinde olmanız gerekir.

Bir uzman eşliğinde asistanınıza ameliyat yaptırabilirsiniz, böyle de olmak zorundadır. Ama bazen sizin de bizzat onu gözlemlemeniz şarttır. Resmi kağıtların hiçbiri size bunu zorla yaptıramaz. Sadece sizin gönlünüzden gelirse bu mümkün olur.

Bir yöneticinin kapısını asistanına her zaman açık tutması, asistanın bir arkadaş gibi gelip bir şeyler sorabilmesi her zaman mümkün olmaz. Bunu sağlayacak olan sizin gönlünüzdür. Siz yöneticilerden üst makamların farklı beklentileri olabilir, ancak hiçbir zaman bu gibi durumların veya başka işlerinizin ruhsal durumunuzu etkileyip klinik işleri çok geri plana itmesine izin vermemelisiniz.

Gönülden yapmalı, yani bir şekilde güdülenmelisiniz. Bunu ister vatan aşkıyla yapın, ister din aşkıyla yapın, ister bilim aşkıyla yapın ya da bireysel tatmin… Bir öğretmen, yetişmesine az veya çok katkısı olduğu bir öğrencisinin başarısıyla nasıl mutlu oluyorsa siz de böyle bir mutluluğu hak edin. Gerekçeniz ne olursa olsun gönülden olmayan işten fazla fayda beklenmez.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.