“Men talebe ve cedde vecede…” diye bir kelâm-ı kibâr var ki “Bir şeyi isteyen ve onu gayretle arayan kişi sonunda onu bulur…” anlamına gelir… İştikâk da böyledir, kimi zaman bir ömür sürer bir kelimenin peşindeki kavram-anlam arayışı… Bu yazı da bu kelâm-ı kibârın içinden bir kelimenin peşinde bir arayışın mahsûlüdür,...
Sözlükte “utanma, çekinme; tövbe, vazgeçiş” gibi anlamlara gelen hayâ kelimesi, ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi, kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” olarak yer alır. Haya ve hayat aynı kökten türemiş kelimelerdir. Türkçe’de genellikle hayânın eş anlamlısı...
“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” diyen Doğan Cüceloğlu’na kulak vererek.
Eğitimi ekonomiye hapsedeli epey oldu. Ekonominin, bu anlamda, panoptik bir sistem olduğu aşikâr. Artık Foucault’ın dediği gibi iktidar (güç ilişkileri) normal ve anormali belirlemiyor tam olarak. Her ne kadar Baudrillard unutmamızı istese de Foucault’u, ayartmanın (yani şeytanın) iktidardan, iklim oluşturan güç ilişkilerinden daha güçlü olduğunu belirtse de, bir şekilde belirleyen...
Küresel elitlerin ajandasındaki yeni dünya düzeni oluşturma planı ,insanlığın hayatını karartmaya devam ediyor. Meşruiyet, vicdan, insaf ve merhamet duygusundan azade olan anlayışın amacı, hedefe ulaşmak. Bu yolda her yol ve yöntem gayeye hizmet ediyorsa normal kabul ediliyor. Güçlünün haklı kabul edildiği bu sömürge anlayışı ,insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük...