Önceki yazılarda da ifade edildiği üzere, asıl maksadım Fuat Sezgin’in bu millete, gençliğe, ümmete vermek istediği mesajlara yoğunlaşmak. Müslümanlar üç asırdır “güc”ün şikarı. Derin bir kuşatılmışlıkla malûl. Buna çare üretmede aciz. Büyük “bilgemiz ve filozofumuz”, ki Vefa Taşdelen, onun bu yönünü, en önemli özelliği olarak görür, aslında bunu dava edinir....
Yıllar önce zorluklarla mücadele etmenin mükafatı, yahut fazileti üzerine bir menkıbe (anekdot) okumuştum. Padişahın, yahut kralın biri sarayının penceresinden görünen ve biraz ilerden şehire geçen yolun tam ortasına bir kaya oturtur. Altına da bir kese altın kor. Pencereden gelip geçenleri seyreder. Kimi kayanın üst tarafından, kimi alt tarafından ıkına sıkına...
Çalışmasına; bilim-düşünce adamlarından, yani Müslüman aydınlardan önemli bir isteğini ifadeyle geçelim: O, şöyle der: “Benim çalışma yılım 365 gündür. Haftanın yedi günüdür. Ben Cumartesi, Pazar günü bile sabah saat 7.30’da enstitüdeyim. Bilim adamlarından buna yakın bir çalışma isterim”. Bu paragraf, aslında olanbiteni bütünüyle ortaya koymaktadır. Bundan sonraki izahlar, misaller bunun...
Biz, yüzyıllardır canhıraş boğuştuğumuz Batı’yı da bilmiyoruz. Batı’yı batı yapan değer, haslet bilinmiyor. Onun bilimi, bilimde ve teknolojide neler yaptığı, nelerin peşinde olduğu da bilinmiyor. Çağdaş fiziğin araştırma alanlarının nerelere kadar vardığına dair birkaç misalle bu dünya hakkındaki bilgimizi muhasebe edebiliriz. Bu alanda carî mantık şu: İnsanı, onunla ilgili herşey...
Bilim Tarihi Sohbetleri adında bir kitap geçti elime. Gittiğim yerlerde genelde kitap hediye edilir, hediyeler içinde kitaptan başkasını da kabul etmem zaten bu da bilinir. Elimdeki, telefonumdaki, masamdaki aynı süreçte okuduğum kitaplardan biri bitsin de öyle başlayayım demiştim bu kitaba da. Bugün aldım elime. Tevafuk işte, daha açar açmaz kitabı...