Mustafa Kır Kalıcı bir eğitim politikamız ve eğitim felsefemiz olmadığı için; eğitim sistemine sürekli siyasi, ideolojik ve hatta keyfi müdahaleler yapılmaktadır. Bırakın farklı iktidarları, aynı siyasi iktidara mensup bakan değişikliklerinde bile sisteme müdahale edilmekte, yönetici değişikliklerine gidilerek geleceğimizin teminatı çocuklarımız kobay gibi kullanılmaktadır. Öğretmenler; kadrolu sözleşmeli, ücretli gibi kategorilere tabi...
Araya üç gün girdi, bir önceki yazımızda Fuat Köprülü’nün ilim adamlığından ve siyasete geçiş serüveninden söz etmiştik. Yıl 1932, Dolmabahçe’de 1. Türk Dil Kurultayı yapılmaktadır. Programda devrin üniversitedeki en yetkili ismi, dil ve edebiyat tarihi çalışmaları ile dünyaca kabul görmüş bir otoritesi, edebiyat fakültesi dekanı ve profesörü Fuat Köprülü yoktur…...
“İçinden nehir geçen şehirler’’ diye bir program mottosu vardı değerli kültür tarihçisi ve Edirne emini Mustafa Hatipler’in. Ebubekir Erdem’in hatıralarını bir solukta okuyunca böyle bir giriş yazmak geldi içimden. İçinden insan geçen bir hikâye. Yakın cemiyet tarihimizin insansı hikâyesi. Cemiyet tarihi dediysek siz bundan bir cemaat tarifi, topluluk, ekip, grup...
“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” diyen Doğan Cüceloğlu’na kulak vererek.
Abdulbaki DEĞER ‘Türkiye durmaksızın doğuya doğru giden bir gemidir, bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak Batı’ya gittiklerini sanırlar’ demişti Sakallı namıyla maruf Celal Yalınız. Türkiye’nin nereye giden bir gemi olduğu, Doğu ve Batı’nın neye tekabül ettikleri gibi hususlar bahsi diğer. Bu tespitte dikkat çeken husus, şüphesiz kendi başına anlamlı...
Teknoloji bugün, kelimenin soykütükteki anlamından, etimolojik serüveninden çok farklı bir bağlamda, bireylerin ve toplumların yaşantısının bütününü kuşatan ve aynı zamanda şekillendiren, başkaca bir dayanak noktasına ihtiyaç bırakmayan bir “şey” haline gelmiştir. Bu haliyle teknoloji insandan kaynaklansa da insanı aşan bir şeydir artık. Teknoloji, dahil olduğu bütün süreçleri önce dönüştürmüş sonra...
Güç ve iktidar sahiplerini bekleyen en önemli iki tehlikeden birisi “güç zehirlenmesi veya iktidar sarhoşluğu” denen illet, diğeri ise etraflarını saran her türlü menfaat şebekelerinin ördüğü duvarın dışına çıkamamak, oradan dışarı bakamamaktır. Bu marazlardan azade olabilmek ise kavi bir imanı, ileri bir zekâyı, muhteşem bir siyasi tecrübeyi, ihlâslı bir duruşu,...
Gözlerimizi kapatalım. İlk aklımıza gelen gelecekle ilgili kurulan hayallerdir. İster gerçekleşmesi mümkün olsun ister olmasın her insanın düşündüğünde gülümsediği bir hayali vardır. O halde şu soruyu soralım kendimize; insanoğlu geleceği düşleyerek kurduğu hayale bu kadar cesurca yaklaşırken geleceği dinamik tutan yeniliklere niçin endişeli yaklaşmaktadır? Bir güvence vermediği için mi yoksa...
Bu kelimeler üzerinden bir yakın devir Türkiye okuması yapılabilir. Türkiye’de modernliğin kadınlar üzerinden yürütülme iddiası/inadı ciddi kırılmalara yol açmıştır. Modernlik kadın imajı üzerinden doğrulanmak istendi. Kadınların sosyal hayata katılması, çalışması, öğretim sistemi içinde yer alması, siyasî sistemde rol alması…Bütün bunların aynı zamanda bir görünürlük meselesi olduğunu unutmayalım. Görünürlükte prensip şudur:...
MEMİŞ OKUYUCU İnsanlar, modern dönem sosyolojisinin alt kimlik ya da alt kültür unsuru olarak nitelediği değerler ile ülkesi ve insanları arasında bağ ve aidiyet kurmaktadır. Alt kimlik, üst kimlik derken alt üst olmuş bir şimdiki zaman kimliğinin neresinde kendimizi bulacağımız ayrı bir soru. 1990’lı yılların başında Azerbaycan’ın bağımsızlığına geçiş süreci...