eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
33°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Az Bulutlu
35°C

Abdülbaki DEĞER

1978 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi DTCF Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. 2013-2021 yılları arasında Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Yenişafak, Karar gazetelerinde eğitim başta olmak üzere değişik konularda görüş ve değerlendirmeleri yayımlanan Abdulbaki Değer, aynı zamanda 2016 yılından bu yana Özgür Eğitim-Sen’in (Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası) Genel Başkanlığını yapmaktadır.

    Doğu’ya giden gemide koşarak Batı’ya gitmek

    Abdulbaki DEĞER

    ‘Türkiye durmaksızın doğuya doğru giden bir gemidir, bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak Batı’ya gittiklerini sanırlar’ demişti Sakallı namıyla maruf Celal Yalınız. Türkiye’nin nereye giden bir gemi olduğu, Doğu ve Batı’nın neye tekabül ettikleri gibi hususlar bahsi diğer. Bu tespitte dikkat çeken husus, şüphesiz kendi başına anlamlı ve önemli olan güvertedeki şiddetli ayrışmadan ziyade ayrışmanın keyfekederliği olsa gerek. Gemiyi, istikameti, şartları göz ardı ederek bir takım arzu ve hayallerin gerçek olacağını sanma garipliğidir göze çarpan.

    Sakallı Celal’in ‘Batıcılar’ için dile getirdiği bu eleştiri açık ki onları aşan ve tüm toplumsal kesimleri kapsayan bir vaziyet arz ediyor. Yusuf Akçura ‘Üç Tarz-ı Siyaset’ olarak tanımladığı analiz üzerinden siyaset okuması yapmıştı. Oysa burada tanımlanan tarz-ı siyasetlerin hayat bulduğu zemine ilişkin bir dikkat çağrısı var. Bu zeminin birbirine karşı-rakip olarak konumlanmış siyasetleri, farkları anlamsızlaşacak şekilde benzer-türdeş kılan bir niteliğe gönderme var. İdeolojik-politik görünümleri farklı olan yapı ve söylemlerin soruna yaklaşma ve çözüm üretme tarzları itibariyle benzeşmeden bahsediyoruz. O yüzden bizde esas itibariyle mücadele gerçek anlamda bir tarzı siyaset mücadelesinden ziyade aynı zihniyet dünyasında şekillenmiş aktörlerin mücadelesidir. Bir siyasetin dört başı mamur analizinden ziyade onu temsil makamında olanların veyahut taşıyıcılığını yapanların kabiliyetleri ve kapasiteleri ile öne çıkıyor siyaset. Şüphesiz aktörlerin kabiliyetleri ve kapasiteleri mühim ancak bir siyaseti makul, meşru ve işlevsel kılan şeyde açık ki kendi başına aktörün vaziyetinden öte bir şeydir. Siyaset, temsil makamındaki aktörün yanı sıra neyi, hangi koşullarda ve ne şekilde savunduğumuz ile ilintili. Bizde bütün halinde siyasetimizi etkisiz ve savruk kılan husus, savunduğumuz şeyin ne olmasından ziyade -ki neyi savunduğunuz da çok önemlidir- hangi koşullarda ve nasıl savunduğumuzda düğümleniyor.

    Somutlaştırmak için eğitim alanındaki tarihsel performansımıza bakmak yeterli. Son birkaç yıl içinde kademeler arası geçişte yaptığımız teknik düzenlemeler bile egemen tarzın kanıtı hükmünde. Ne yapmıştık? Ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sisteminde bir takım ‘arzu ve hayaller’ üzerinden değişikliğe gidildi. Olmadık sözler eşliğinde. LGS-YKS istatistikleri bu yıl da olduğu gibi her yıl aynı vaziyeti gösteriyor. Burada arzu ve hayallerin kendi başına anlamlılığı veya anlamsızlığını tartışmanın anlamlı olmadığı açık. Ancak bir kamu politikasına dönüşecekse bu arzu ve hayaller o zaman söz konusu arzu ve hayallerin hangi şartlarda ve nasıl hayata geçirileceğini etraflıca tartışmak kaçınılmazdır, aynı zamanda ciddiyetin gereğidir. Ancak, düzenlemeler kamusal bir ilginin tartışmanın konusu olarak belirmedikleri gibi bu düzenlemenin şartlarına ve oluş şekline dair küçük bir çekince dahi dile getirilmedi maalesef. Bu dile getirmeyişin, düzenlemenin şartlarını ve oluş şeklini onamaktan kaynaklandığını söylemek de hilafı hakikat olmasa gerek.

    Arzu ve hayallerimizin olması problem değil. Doğuya son hızla seyreden bir geminin güvertesinde batıya doğru koşabilirsiniz. Geminin batıya doğru seyretmesi gerektiğini de düşünebilirsiniz. Ancak sizin bunları böyle düşünmeniz, arzulamanız ve hayal etmeniz rafine bir siyaset yürüttüğünüz anlamına gelmiyor. TEOG ve YKS düzenlemelerinin veya eğitime ilişkin diğer düzenlemelerinizin kaderini tayin eden şey, ona ilişkin arzu hayallerinizin samimiyeti, şiddeti değil. Onların kaderini belirleyen şey düzenlemeyi, gereksinimleri, koşulları, imkanları, mümkünü gözetme ve buraya uyarlama becerinizde. Bunlar yapılmadığında bugün şikayetçi olduğumuz kısır, savruk ve etkisiz mevcudiyetimiz oluyor. Kronik sorunlarımız oluyor. Arzu ve hayal sahibi olmayı kendi başına bir düzenleme için yeterli görmemiz, bu arzu ve hayale ilişkin samimiyet ve iyi niyet dışında bir şey aramamız yüzünden şiddetli arzuların, tutkulu hayallerin peşinde gerçeklikle savaş halindeyiz.

    Egemen tarz-ı siyaset olarak tüm toplumsal kesimlere nüfuz etmiş bu tarzın belirleyici vasfımız olduğu ortada. Bu tarzı esaslı bir değişime uğratmadığımız sürece anlamlı bir yol almamız zor. Somutlaştırmak için verdiğim eğitim alanındaki düzenlemelerde yaşadığımız gibi. Bir düzenleme için dile getirdiğimiz gerekçelerin tümü yaşananlardan bağımsız şekilde dile geldi ve bu tarz-ı siyasetle yol almaya devam ettiğimiz sürece daha önce çokça yapıldığı üzere aynı gerekçeleri başka düzenlemeler-arzu ve hayaller- için dile getirmeye devam edeceğiz.1

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.