(BOSNA SEYAHATNAMESİ – 1) Balkanlar üzerinden gelen soğuk havanın İstanbul’a eriştiği yağmurlu bir günde Saraybosna’ya hareket ettik. İki aileyiz ve yanımızda fakülteden bir hocamız da var. Yaşı dört ile on üç arasında değişen dört kişilik cevval mi cevval bir akıncı gurubumuzla, çocuklarımızla gidiyoruz. Bunun zorluğunu soğuk bir bahar akşamı Saraybosna’da...
Kaybolanın ve elimizden alınanların izini sürmek, evlad-ı fatihanın varlığını ve kimliğinin muhafazasını sağlayan insanlık cevherini; anlamak, tanımak, niyet ve gayretiyle tertip edilen, Edirne’den Mostar’a Kültür Kervanı, iki-üç istisnasıyla bütün Balkan ülkelerini şamil, on günlük süreye yayılan bir seyahat tasavvuru… Seyahatin ilk ayağındaki ve kültür mirasımızı muhafaza keyfiyeti itibariyle, gardı düşmemiş...
Balkan Notları-3 Bosna’daki ikinci günümüzde Saraybosna’nın kuşatma altındayken tek nefes aldığı yer olan “Umut Tüneli”ne doğru yola çıkıyoruz erkenden. Yol boyunca en yüksek tepelere kondurulmuş haçlar gözümüze çarpıyor, adeta Sırplar ve Hırvatların “biz buradayız, buralar sadece bizim” der gibi diktikleri devasa haçlar. Tabi aklımıza hemen Aliya’nın “İstedikleri kadar tepelere haçlar...
Avrupa‘nın göbeğinde dağlar arasında kalmış bir ülkede İslamiyeti, Osmanlıyı, İslam Medeniyeti’ni müşahede etmek, bu muhteşem coğrafyada beş gece geçirmek ne büyük bahtiyarlık. Doya doya Ayvaz Dede’nin, Sarı Saltuk’un, Fatih Sultan Mehmet’in soluduğu havayı teneffüs etmek, onların secde izlerini takip etmek ne muazzam bir duygu. Konya’dan 16 kişilik bir gurupla Mikail...