2023’ün Şubat’ında bir zelzele yaşadık. Konforlu hayallerimiz, evrenin sınırlarını aşan emellerimiz, kabına sığmayan fikirlerimiz darmadağın oldu. Akrabamızdan, eş dosttan bir kısmı şehadete erdi. Elli bin insanımızı ebediyete uğurladık. Yüzbinlerce insanımız yerinden yuvasından oldu. Osmanlı döneminde yaşanmış büyük depremlere “kıyâmet-i suğrâ” yani “küçük kıyamet” demişler. İşte o küçük kıyametlerin en büyüğünü...
Abdulbaki Değer Türkiye’de eğitim kavrayışının en büyük problemi eğitim faaliyetini bütüncül görmedeki zafiyetidir. Bunu belki de derin bir vukufiyetle fark eden kişi “Okulsuz Toplum”un yazarı İllich’tir. Kitap zaten bu tarz mahdut bir eğitim kavrayışı ile malul okul sisteminin özüne, çekirdeğine yönelen sahici bir eleştiri sunuyor. İllich’in “muhayyilenin okullaşması” ifadesi de...
Yine her zaman ki gibi dünya telaşı içinde herkes işinden gelmiş, akşam yemeği, çay, sohbet muhabbet, belki çocukların ödevi ile uğraşıp akşamı, gece etmiştik. Çocuklarımızı yatağa yatırıp hergün yaptığımız gibi yine uykuya dalmıştık. “Uyku yarı ölüm halidir” cümlesini unutarak, belki de hiç hatırlamayarak. Oysa o gün, 6 şubat...
Son yıllarda ani ölümler, pandemi ve artan deprem felaketlerinden dolayı bizim kültürümüzde ve inancımızdaki en önemli ritüel ve âdetlerden olan taziye ziyaretlerinde “Başınız sağ olsun” ifadesini daha çok duymaya başladık. Bu nedenle taziye ile ilgili düşüncelerimle beraber bazı hatırlatmaları yapmak için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Kültürümüzde “taziye” ile...
Uzun medeniyet asırlarımızın en mutena sembol şehri İstanbul oldu. Edebiyatta, kültürde sanatta, mimaride, hasılı pek çok ilim dalında ve yaşayış tarzında İstanbul bir model oluşturdu. Fatih, İstanbul’daki bütün medeniyetlerin birikimini alarak birleştirip pek çok alanda İslam mimarisi ve İslam medeniyeti alanında yeni tarzların oluşmasına ortam hazırladı. Zaman içinde bu gelişmeler...
Kalemim yas tuttu, gönlüm hüzün! 6 Şubatta zemheri kışı yaşadı güzel yurdum. Yeni yazılar yazmaya ne kalemde mecal, ne ruhta derman kaldı. Acı, ızdırap, feryat, figan… Zelzele her gün tekrarlayan bir zamandayken insan: Nisan baharı gibi geldi merhamet ayı Ramazan. Bahar çiçekleri nasıl sokaklarda, bağlarda açtıysa tomurcuk tomurcuk, beyaz beyaz,...
İnsan plan yapar, kader gülermiş. Depremin üzerinden 45 gün geçti. 5 Şubat’ta kimsenin tahmin edemediği gelişmeleri 6 Şubat’tan sonra yaşamaya başladık. 50 binden fazla insanımız vefat etti, yüz binden fazla insanımız yaralandı. 14 milyona yakın insan göç etti veya çadırlarda yaşıyor. Annesini, babasını, yavrusunu kaybeden on binlerce insan büyük acılar...
Çocukluğumda rahmetli babam yer sarsıntısı hissettiğinde büyük bir panikle anama “Zelzele oluyor!” derdi. Rahmetli anam da “Ne zelzelesi? Çocukları korkutma! Senin başın çevriniyor.” diye cevap verirdi. Birkaç dakika sonra tek katlı, tek odalı evden kendimizi dışarı attığımızda ahırın ya da samanlığın duvarlarından yıkılan yerleri görür; deprem olduğunu anlardık. 6 Şubat’ta on...
“Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de neler yaptığınızı bilen; sonra belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye (her) sabah sizi dirilten O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’na’dır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.” (Enam, 60) Altı şubat sabahı her zamankinden farklı uyandırdı Rabbimiz bizi. Hem de kendi istediği saatte. Ne tan yerinin ağarmasını ne güneşin...
Bazı dramatik anlar vardır, insan ne söyleyeceğini bilemez, ne yapacağına karar veremez; bilir ki ne söylese eksik kalacak, ne yapsa derde derman olamayacaktır. Deprem de böyle anlardan biri. Saniyelerin yıl gibi geldiği deprem anını, ancak yaşayanlar bilir. Dünya onların başına yıkılmıştır çünkü. Moloz yığınlarının altında onlar kalmıştır. Türkiye’miz, 06 Şubat...
Maraş depremi, Türkiye’de iki zihniyetin kendini ifade etmesine zemin hazırladı. Bir taraf, ki büyük çoğunluk buradadır, deprem haberini alır almaz, siyasî hesap yapmadan, fiilen yardıma koşmak dahil her türlü destek için harekete geçti. Diğer taraf ise, depremi mevcut yönetime yıkarak siyasî rant elde etmek için enerjisini sarf etti. Bu kesim...