Boğaziçi’nin ışıltılı, hülyalı dönemleriydi. Dantelalı yalıların altındaki neşeli sularda sandalların oynaştığı, yükselen ezan seslerinin göğe nağme nağme yükseldiği on dokuzuncu asırda musikinin her türlüsü zirvedeydi. Konaklarda, sarayda, mahallede okunan mevlitlerde hafızlardan birinin en tiz perdede bırakıp diğerinin aynı perde ve makamdan devam edip edemeyeceğini göz ucuyla, bıyık altından gülerek gözetlediği...
Yahya Kemal Beyatlı’nın “ezansız semtler” başlıklı yazısını yorumsuz istifadenize sunuyoruz. Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocuklarının milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler? İşte bu...
1884’de Üsküp’te dünyaya gelen, 1903’de Paris’e kaçan, orada Osmanlı tarihini inceleyen, 1912’de edebiyat, şiir ve milliyet kültürüyle daha şuurlu bir milliyetçi olarak Türkiye’ye dönen, 1958’de de İstanbul’da vefat eden bir edibimiz, bir şairimiz vardır: Adı: YAHYA KEMAL Bir güneşin (Osmanlı) batışını seyretmiş, bir KASIRGANIN değer adına ne varsa her şeyi yıktığına...
Usta edebiyatçı Yahya Kemal Beyatlı eserlerinde, yaşanılan bölgenin insan hayatına etkisinden söz eder. İstanbul’un doğa güzelliklerini yansıtan şair olarak nitelendirilmiş, “İstanbul şairi” olarak da tanınmıştır. İstanbul’un semtleri şiirlerinin adı olmuştur. Eserlerinde yaşanılan bölgenin çocuklar üzerindeki tesirine de dikkat çeken Beyatlı bakın bir makalesinde İstanbul’un semtlerinden nasıl bahsediyor: EZANSIZ SEMTLER Kendi kendime...