Kalbi okyanus rengiydi onun. Hayatı ve insanları bu kadar masum görmesinin nedeni buydu belki de. Kalbinin rengi, hayata bulaşıyordu. Genç yazar, kaleme dökecek bir ton ararken, ritmi yine kalemin çizdiği yolların arasında yakaladı. Bundan on yıl sonra yazacağı eserlerde her şeyi açıklamayacaktı, şüphesiz. Ama gençlik işte, insan gençken her şeyi...
Mescid-i Aksa’da… Urfalı Şair Mehmet Âkif İnan, “Mescid-i Aksa’yı görmüştü düşünde” ve şöyle devam ediyordu: Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnımı koydum Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu Gözlerim yollarda bekler dururum Nerde kardeşlerin diyordu bir ses İlk Kıblesi benim Ulu Nebi’nin Unuttu mu bunu acaba herkes… Güzel...
Aylar önce köklenmiş bir menekşe yaprağının, uzun zaman sonra çoğalan yaprakları ve nihayetinde kendisinden yapraklar doğan ana kökle vedalaşma zamanı… Her şeyin bir bedeli olduğunun somut temsiliydi bu çiçek… Hayat, hiçbir şeyi hiç kimsenin yanına bırakmaz yahut hiçbir iyilik mükâfatsız kalmaz, diyordu bitkinin gelişim süreci… Yine karışmış zihni, elle tutulup...