Dağdayım. Uyku tulumunun içinde uyumak için sırtüstü uzanmış durumdayım. Tulumun darlığı sebebiyle kendimi kabre girmiş gibi hissediyorum. Ölü gibi… Henüz çadırın fermuarını çekmedim ve gökyüzüne bakıyorum. Zaten dağın gecesinde görülecek başka şey de yok. Karanlığın kuyusuna açılan tek pencere, gökyüzü. Geceler gözleri göğe geçiyor. Gözlerim usul usul yıldızlar arasında dolaşıyor....
Bugün bedenlerin gençleştiğini ama zihinlerin bu gelişmeye ayak uyduramadığını aksine yaşlandığına şahit oluyoruz. Yaşlanırken daha da gençleşen dünyanın, sürekli bedenine özen gösterip, onu diri ve güzel yapmaya çalışırken ruhunu yitiren insanların “tüketimin” nesnesi haline geldiğini ve tinin bir yaşam alanı ya da habitat olmaktan çıkmakta olduğunu görüyoruz. Bu çelişkili durumu...