Ey vatanperver yeni nesil! Seferberlik yıllarına; Cihan Harbi ve Millî Mücadele günlerine dair çevrenizde anlatılan yaşanmışlıkları, unutturulmaması gereken hatıraları yazınız ki nisyana terkedilmemiş olsun. Maazallah vebaldir… Ulu kocalar, mehabetli bir emanet, muazzez bir vatan bıraktılar. Olmasalardı olmazdık. Bu bakımdan hatırları âlidir, daima… Bu hatırın da güdülmesi, varlık şartnamesindeki en başta...
Yolun Töresi Dikkatli Olmayı Amirdir! Kendi gökkubbemiz altında, medeniyete ruh üfleyen asâlet ve muhabbet nizamında, esasları incelikle tespit ve teyit edilmiş varoluş safahatının her hâl ve şartta adı, temiz fıtratın kıyama durduğu “insan”lıktır. Fütüvvet mülkünde yer edinmiş akleden kalp sahibi her fert, velev ki yaşını eskitip gençliğinin kemâl çağına varmış...
Maariften ve marifetten bir sestir kıssa ile yani hikâye ederek anlatma. Akılda kalır, gönülde yer eder bu usûlün hâsılası. Söz temsili deyip söze yol vermek eskilerin eskimeyen tarzıdır. İş bu sebeple vaktiyle, yol büyüğü bir ariften dinlediğim bir kıssa düştü gönlümüze. Muazzez Mekke’nin tevhîd nuru ile mübârek Medine’nin muhabbet teknesinde...
– Hayırdır Usta, sabah sabah gene yolculuk nereye böyle? – Adaya gidip geleceğim Evlat. Öğleden sonra dönerim buralar sana emanet. – Adaya gideceksen araba ne iş? Benim bildiğim Usta şuradan 10 dakikada Bostancı’ya kadar yürür, iskelede bekleyen alttan çarklı ada vapuru ile geçer prens adalarına. Sahi hangi adaya gidiyorsun onu...