Değirmenden henüz gelmiş olan un çuvallarının her birini tek seferde kaldırıp kaldırıp kocaman ve alüminyum malzemeden yapılmış sobaya benzeyen un depolarına boşaltıyordu. Siyah üzerine küçük mavi çiçekler bezenmiş şalvarı, namahrem görünce ağzını kapatacak biçimde başına doladığı kenarı iğne oyalı yazması ve dört mevsim sırtından eksik etmediği garip renkli yeleği una...
Her gün olmasa da en azından birkaç günde bir duyarız etrafımızdakilerden aşağıdakilere benzer sözleri ya da aynılarını; “Abla duydun mu, şunun gelini ile oğlunu ayırmak için şunlar şöyle bir büyü yaptırmış…” “Ya kardeş, biliyor musun bizim komşunun kocasına kafayı takan bir başka kadın ayrılık büyüsü yaptırmış, o gün bu gündür...
Hiç unutmam, lise ikiye gidiyordum…Beden Eğitimi öğretmeninin tayini çıktığı için için o derse matematik öğretmeni giriyordu.İyi ki de tayini çıkmıştı, eşofmana eşortman dediğimiz, masa tenisine pimpon dediğimiz için bir notumuzu kırar, eşofman alamadığımız için de takım elbise ile toprakta yuvarlanmamızı ister ve yapardı da, yaptı da nitekim. Çamur olmuştu üstümüz...