İştikâk… İştikâk-ı Kebîr… İştikâk-ı Ekber… İştikâk, bir üçlü masdardan -yâni kökten- aynı harflerle ve bu harflerin aynı sıralanışla türeyiş ve türevlenişini anlamaya ve anlatmaya çalışır… İştikâk-ı Kebîr, yâni “büyük iştikâk”, harfleri aynı olmakla birlikte sıralanışları farklı olan kelimelerin, -tüm imkân ve ihtimâlleri ile- kökteşlik alâkalarını araştırır… İştikâk-ı Ekber, yâni “en...
“İzâ zulzileti’l-arzu zilzâlehâ… (Yeryüzü şiddetli bir depremle sarsıldığında…)” âyetiyle başlar, Zilzâl Sûresi, kıyâmet gününün Kur’ân-ı Kerîm’deki tasvirlerinden birisidir bu… Bu zelzeleyi “zelzele-yi ekber” (en büyük deprem) ifâdesiyle nitelendirmek mümkündür… Ancak, kıyâmet gününden önce, âdetâ o günün bir nümûnesi olarak kimi depremlere şâhid olagelmiştir insanlık ki bunlardan birisini daha dün milletçe...
Mâlûmdur ki tefekkür için akla ihtiyaç duyulur… Aslını, cevherini arayan her ameliye gibi kavram, anlam ve kelimelerin kökünün, kökeninin izini süren iştikâk da akla ve tefekküre ihtiyaç duymaktadır… Esâsında bu iştikâk yazısının da akla dâir olduğunu ifâde etmek gerekir… Bu, beşerî ve bedenî ihtiyaçları karşılayan, günlük geçimi sağlayan akıl değil;...
“Men talebe ve cedde vecede…” diye bir kelâm-ı kibâr var ki “Bir şeyi isteyen ve onu gayretle arayan kişi sonunda onu bulur…” anlamına gelir… İştikâk da böyledir, kimi zaman bir ömür sürer bir kelimenin peşindeki kavram-anlam arayışı… Bu yazı da bu kelâm-ı kibârın içinden bir kelimenin peşinde bir arayışın mahsûlüdür,...
Kavram atkıları, kelime çözgüleriyle ilmek ilmek dokunur; böylece mânâlar evrenini sarıp kuşatan yekpâre geniş bir kilim meydâna gelir… Envâî türlü nakışları ile bu kilim, devran döndüğü, beşeriyetin lisânı ve tefekkürü de yaşadığı müddetçe dokunmaya, mânâ evrenini sarıp kuşatmaya devâm edecektir… Bu mânâ kilimindeki nakışların tanınıp yorumlanabilmesi için lâzım olan mârifetlerden...
Bir beşer olarak insânı mefhumların ve kelimelerin “hakîkat alanı”na taşımayı şiâr edinmiş, ilmî ve irfânî bir ameliyedir, töreli iştikâk… Kadim, fıtrî ve töreli her kavrama, her eyleme âit kelimeler, hakîkî birer izlek olarak tâkîb edildiklerinde izcisini hakîkat alanına ulaştırırlar… Bu yazı çerçevesinde ise göz–görme–görüş arasındaki alâkalar izleğinde dilin hakîkat alanına...
Töreli iştikâk, kavramlarla kavramlar, kelimelerle kelimeler arasındaki hâlis kökteşlik ve soy-sop alâkalarını araştırıp soruşturan bir ameliyedir… Bu, kavramların, kelimelerin türeyiş ve türevleniş töresini keşf etme gâyesine yönelen bir gayretle mümkün olabilir… Bu yazı çerçevesinde de h(a)-l(e)-s(a) üçlü kökünden türeyip türevlenmiş bâzı kelimelerden hareketle bir kavram iştikâkı yapılmaya çalışılacaktır… Halâs, “kurtulma,...
Bütün rûhlar, o ilk rûhun nûrundan yaratılmış ve üfürülmüştür… O ilk rûhtan, yâni nûr-ı Muhammedî’nin rûhundan… Dolayısıyla, -diğer tüm varlık, kavram ve kelimelerde olduğu gibi- rûh, râhat, reyhân, rîh kelimeleri de o Muhammedî rûhun türevleri ve dil aynasındaki tecellîleri sayılır… Rûh, “canlı varlıkları yaşatan cevher; öz; cân” anlamlarında kullanılmaktadır… Râhat,...
Tüm kelimeler, aslında tek bir kelimenin, yâni ezel-ebed çizgisi üzerindeki “Kun…(Ol…)” emir kelimesinin birer türevi sayılır… Bu ön kabul doğrultusunda, kavramlar ve kelimeler arasındaki kökteşlik-soydaşlık ilişkilerini tek ve mutlak “hakîkat alanı”na atıflarla yorumlama denemelerini “töreli iştikâk” tâbîriyle isimlendirmek mümkündür… Denilebilir ki, töreli iştikâk, kavram-kelime ilişkilerini oluş-yaratılış-türeyiş merkezli bir edebî dâirede...
İştikâk alâkası, müştak kelimelerin anlamlarını âdetâ tek bir tohumun içindeki mânâ âlemine ircâ eder… N-f-s üçlüsü de kendisinden türeyen, türevlenen kelimelerin anlamları için âdetâ böyle bir tohumun kök uçlarıdır… Nefs, nefes, nefâset kelimeleri ve müştaklarının, aralarındaki anlam alâkaları ile oluşturdukları kavram âilesi zengin ve rengârenk dünyâsıyla karşımızda durmaktadır… Nefs, kelime...
Kavramlarla kavramlar, şeylerle şeyler, olaylarla olaylar arasında ilişki kurmada “teşbîh” adı verilen beyân yolu insanlara önemli bir yardım ve kolaylık sağlamaktadır… Bu yardım ve kolaylık kimi zaman açık kimi zaman da örtülü olabilmektedir… Bâzen bir özel ismin hangi kavram ve şeylerle kökten bağlılığının, hangi alâkalar vâsıtasıyla olduğunu tesbit, kimi zaman...