Antik Yunan filozofu Sokrates’in neyimiz olduğu konusunda bir fikrim yok/tu; ama klasik Rus roman yazarı Dostoyevski’nin “bizim akrabamız değil ama kader ortağımız” olduğunu iddia/ispat eden harika bir yazı okudum. Muhsin Kızılkaya’nın söz konusu makalesini bir ara okumanızı tavsiye ediyorum. Oradan öğreniyoruz ki, Cemal Süreya biyografisini iki cümleyle özetlemiş: “1931 yılında doğdum, 1937 yılında annem öldü, 1944 yılında...
Bir zamanlar felsefeye biraz meraklı lise çağı yeni yetmelerin kendi aralarında bir nükte konusuydu arkadaşlarına “Sokrates’in hangi kitabını okudun?” diye sormak. Elbette felsefeye pek de tanışık olmayanlar hemen düşerdi tuzağa. Nihayetinde Sokrates hiç kitap yazmamıştı. Bilerek ve isteyerek hikmetin yazıya geçirilmesine karşı çıkıyordu. Allah’tan talebesi Eflatun onun düşüncelerini yazıya geçirdi...
İnsanın geldiği bu âlemde temel gayesi, kendini ve âlemi anlamaktır. Anlamak, meselenin künhüne vakıf olmak demektir. Anlamak için insana lazım olan şey merak, ihtiyaç, güdü, dürtü ve davranıştır. Bunlar insanda içkindir. Eğer bunlar bir ideal potasına atılmazsa aksi yönde gelişirler. İnsandaki merak duygusu öğrenmeye hasredilirse hakikat, edilmezse tecessüs ortaya çıkar....