Arkadaşlarımdan birisi üniversite son sınıfta okurken sevdalanmış. Bu sevda, arkadaşı arpacı kumrusuna döndürmüş. Boşa koyuyor dolmuyor, doluya koyuyor almıyor. Lal olup çıkmış. Çöllere düşmemiş ama neredeyse Mecnun’a dönüşmüş. Bilenler bilir; sevda bir kuştur, gönül dalına ne zaman konacağı belli olmaz. Onun hâl-i pürmelalini fark eden hocalardan biri, üstelik bir profesör,...
İnsan neye yönelirse onu görür. Dimağını, düşüncelerini, kelimelerini neyle yüklerse hayata bakışı da o istikamette tecelli eder. Bu yöneliş, biyolojik bir bakma faaliyetinden ziyade zihnin ve kalbin istikamet almasını ifade eder. Bizim kadim geleneğimizde bakış, niyetle başlar, niyet ise idraki belirler. Bu belirleyiş nazar ve nazır arasındaki bakış ilişkisi gibi...
Eğitim, neredeyse yüz yıl öncesine kadar, bireyi hakikate, erdeme ve kültürel düşünme yetisine ulaştırmayı amaçlayan kutsal bir mektepti. Bu mektebin kapısından giren öğrenci; dünyayı anlama, kendi üzerine düşünme ve toplumsal hayata ahlaki bir sorumlulukla katılma çabasıyla yoğrulurdu. Eğitimin odak noktası, insanı bütüncül olarak yetiştirmekti; yani sadece mesleki bilgiye sahip değil, aynı zamanda değerler üreten ve kültürünün derinliklerine vakıf bir insan...
YURT DIŞINA BURSLU GİDEN 1416’LIKLAR NASIL DÖNÜYOR, EĞİTİME FAYDALARI OLUYOR MU? Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi olarak görev yaptığım dönemde iki kere “Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Kanunu”na uygun öğrenci seçmek için teşkil edilen komisyona çağrıldım. Kamuoyunda 1416’lıklar olarak bilinen bu uygulamaya göre öğrenciler burslu olarak gönderiliyor. Yüksek lisans, doktora eğitimi aldıklarından dönüşte mecburi hizmetle yükümlü oluyorlar. Yüksek öğrenim kurumu dahil, kamu kuruluşları ve milli eğitim bakanlığı...
Mezhebi veya organize kurtuluşa değil de ferdi kurtuluşa inanan zümreye Batı’da genel hatlarıyla Kuvakerler ( Quakerism )diyorlar. Bunlar zaman zaman inanç dostları grubu gibi akımlarda buluşabiliyorlar. Bunların vakıadan kaçarken geçmişle ve bahusus Ariyanlar veya Ariusçular ve Kalvenistler ile köprü kurdukları bir gerçektir. Köklerini oralarda arıyorlar. Püritenler gibi İngiliz kökenli bir...
Yegâne hak din olma sıfatını taşıyan İslam dininin ilkelerinin ve hassasiyetlerinin amacı ve hedefi, insanın fıtrattan gelen zorunlu değerleri ve özellikleri (zarurât-ı hamse) olan can, mal, akıl, nesil ve din güvenliğini sağlamak, bunlara yönelik tehditlere karşı savunma refleksi oluşturmaktır. Bu zorunlu değerlerin ihmali veya yok sayılması, insanın doğal hayatını ve sürekliliğini tehlikeye sokacağı gibi dinin de...
Girizgâh Dünyada hayat, insanla anlamlıdır. İnsan da var oluş hakikatine tam tâbiyetle yüksek bir idrak seviyesi ile her şeyin farkında olmakla mükelleftir. Böylelikle, bir erkekle bir dişiden yaratılan, kavimlere ve kabilelere ayrılan ve birbirleri ile tanışıp bilişmek ve nihayet hayırda ve iyilikte yarışmak durumundadır. Mesele insan ve toplum olunca haliyle...
İmam Hatip Liseleri bu millete altın tepsi içinde ikram edilmiş Rabbimizin bir lütfudur. Bu okullarda öğretmen ve idareci olmak da bizlere verilen büyük bir nimettir. Rabbim hizmet ve gayretlerinizi daim etsin ve bu nimetin şükrünü eda edebilmeyi nasip etsin. Birçok arkadaşımın gayretini biliyorum, çok şey yapma çabası içindeler, elleri dert...
Kırk Gece’de tefsir etti kelam-ı Rabbü’l-izzeti, Lütf-ı ihsan oldu halka Şeyh Abdülmetin İzeti Nihani Girizgâh Gönül dokuyan, sîne hakkeden ve aklımıza ışıklar salan ruh hamurkârları hiç şüphesiz mülkün efendileridir. Âlemin Varlık Sebebi’nin edep, irfan, hikmet ve muhabbet tâlimgâhında ders gördükleri için yaşadıkları toplumun mânâ direkleri olarak gökkubbeye dayanaktırlar. İnsanlık, onlar...
Sanayi Devrimi’nin getirdiği mekanik dünya görüşünün, yalnızca üretim biçimlerimizi değil, aynı zamanda insanı ve toplumu anlama şeklimizi de kökten dönüştürdüğü yadsınamaz bir gerçektir. Bu yeni dünya tasavvurunda, verimlilik ve standartlaşma en yüce değerler olarak kutsanırken, insan ruhunun karmaşıklığı ve biricikliği, ölçülebilir ve kontrol edilebilir birimlere indirgendi. Eğitimin modern serüveni de...
Emekli edebiyat öğretmeni olan dayımla ‘insan, hayat, hastalık, ölüm’ mevzuları üzerine sohbet ederken bir söz söyledi: “Vadesi yetmeyen hastalar başında, vadesi yeten sağlar oturur.” Bu, bir atasözüymüş. İlk defa duyduğum bu şiir gibi atasözünü hemen not aldım. Öldü, ölecek diye beklenen hastaların başındaki nice sağlıklı kimselerin nasıl da kayıp gittiğini...