Bundan tam 25 yıl önce 6 Ocak 2000 tarihinde, “Bitirip şu kuru kara ekmeği / Göç etsem diyorum yar ellerine” diyerek aramızdan ayrılan Mehmet Akif İnan’ın ardından bir çeyrek asır geçti. Yedi Güzel Adam’dan biri ve gerçek bir gönül eriydi. Nuri Pakdil’in ifadesiyle Rasim Özdenören “ayrıntı avcısı”, Alaaddin Özdenören “delifişek”, Cahit Zarifoğlu “artist”, Erdem Bayazıt “bey” ve Akif İnan ise “ağa”idi. Nuri Abinin tam ifadesiyle “ağamız Akif” idi. Akif İnan, babasının memleketi Urfa’dan Doğu’yu, annesinin memleketi Maraş’tan Batı’yı yüklenerek başladığı hayat yürüyüşünde iç içe kapılar açtı ve ardı...
İbrahim Tenekeci’nin derviş yüreğinden süzülen “Kalabalık ve kabalık içindeyiz. Nezaketi zayıflık olarak görenlerin arasında yaşıyor.” sözü, çağımızın çarpıklıklarının en güzel ifadelerinden biridir. Zira bu çağda insan, inceldikçe incitiliyor. Malum olduğu üzere Anadolu’yu mayalayan irfan erleri, Türk toplumuna edep denilen bir kaftan giydirmişti. Kadın ve erkek, büyük ve küçük herkesin ortak kimliği idi edep. İnsanlar birisine hitap ederken bencil olsa bile “ben” demez hizmetkârınız anlamına gelen “bendeniz” derdi. 63...
Yoldayız ve yürüyoruz. Aslına bakarsanız kendimizi arıyor. Zira durup beklerseniz her şey öyle uzak ki. Elinizin uzanamadığı odanın içindeki bir kitap bile uzaktır. Lakin yürürseniz her şey yakındır. Anlamak için durmalı, ama varmak ve bulmak için illaki yürümeli. İşte bu nedenle yolun ol’durduğunu ve buldurduğunu bilerek yollardayız. Bu sefer yolumuz...