Malûm olduğu üzere bugün itibarıyla ülkemizdeki tüm yüksek tedrisat okulları eğitim-öğretime başlıyor. İnşallah hayırlı uğurlu bir yıl olur. Her şeyden kıymetlisi ise -her ne kadar biz farkında olmasak da- yüksek tefekkürün yüksek çıktılara dönüştüğü bir yıl beklentisinin tüm ülkeyi sarmış olmasıdır. Çünkü adı üzerinde yüksek tedrisat, öğretimin üniversite, akademi ve yüksek okullar yoluyle ilim kollarından birinde yüksek seviyede bilgi ve araştırma metodu veren, orta öğretimden sonra gelen en yüksek kademesidir. Bu yüzden toplumda kendisinden beklenti her zaman için büyük olmaktadır. Hiç şüphesiz, sahip olduğu ayrı bir teşkilat yapısıyla da tüm bu beklentileri yerine getirmeye muktedirdir. Yeter ki bu iradeyi her zaman göstermeye muvaffak olabilsin!
Fikir, her ne kadar doğası gereği, bir kimsenin herhangi bir hususta kendine göre vardığı hüküm, görüş ve kanaatı içeren ferdî bir karakter taşısa da fikrin müşterek karakterde bir düşünceye dönüşmesi de terakki içün elzemdir. Bu yüzden fikrin lisanımızda kazanmış olduğu diğer anlamlar, “düşünme, tefekkür; akıl, zihin; niyet, tasavvur ve istek” şeklindedir ki bu mânâların hepsi tefekküre bağlı tezekkürümüzü elzem kılar. Bu tefekkür yüksek tedrisat çerçevesinde hayat bulduğu için de tâbiri caizse üst perdeden bir icrası beklenmektedir. Dolayısıyla bu duruma bağlı olarak toplumda fikir adamlarına gösterilen ehemmiyet artar veya azabilir. Kısacası, bilakayduşart yüksek tedrisat, yüksek tefekkürden doğar. Bunun için ise Mevlânâ Hazretlerinin belirttiği üzere “Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım”dır! Evir çevir hep aynı şeylerin ele alınıp ifade edildiği bir ortamda yüksek tedrisat ol/a/maz!
Bu bağlamda sosyal ve beşerî bilimlerin önünün daha fazla açılması elzemdir. Zira tefekkürde, dil, düşünme, akıl ve tasavvur döngüsünü en iyi bu bilimler sağlar. Fakat her hâlükârda aslolan temel şey tefekkürdür. Tefekkürde aslolan ise O’nu (C.C.) tefekkürdür. Abdülhak Hâmit’in belirttiği gibi, “Bir lahza onu tefekkür etmek / Binlerce tulûadır muâdil.” Kuşeyrî’ye göre de, “Hakîmler hikmeti tefekkür ve sükût ile elde etmişlerdir.” Herhalde bu husustaki en kıymetli tespitlerden biri rahmetli Ömer N. Bilmen’e aittir. O, tefekkür hakkında, “Büyük yaradanımızın kudretine şehâdet eden varlıkları tefekküre dalmak bir ibâdettir; maddî ve mânevî birçok keşifler, yükselişler bütün tefekkür mahsûlüdür” diyerek yükselişin en aslî merciini de açıkça işaret etmiş olmaktadır. Maalesef bu hakikattan mahrum olanlar ise yükselişi sadece bilgi ve tekniğin kanatlarından ibaret sanırlar. Tıpkı Miraç hadisesinde olduğu gibi O’nun (C.C.) kudreti olmaksızın insanlığın yükselişi ise asla mümkün değildir. Elbette bu uğurda hikmeti elde edebilmek için gerekli gayreti göstermek bize kalmıştır.
Rabbimiz bizi kendisini hakkıyla tefekkür eden yüksek tefekkür sahiplerinden eylesin!
Efendim ey meded!
Ârifî’m soylamış, görelim cânım ne soylamış:
tedrisatta yüksek tefekkür
önce yalnız O’nu tezekkür
ârifî’m bu suretle sen de
haline edersin teşekkür…