eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C

Mustafa ALTINSOY

İlkokulu Erzurum’da, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudu. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinden mezun oldu. İşletme Fakültesinde, Yönetim ve Organizasyon alanında Yüksek Lisans yaptı. Birkaç farklı alanda ticaretle uğraştı. Millî Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Manisa, Sivas, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Eğitime dair gözlem ve çalışmalarını çeşitli internet sitelerinde yazmaktadır.

    Yönetim Tecrübeleri(5)

    MÜDÜR VE YÖNETİCİ OLMAK İSTEYENLERE TAVSİYELER

    Değerli okuyucularımız, daha önce dört bölümde 29 madde olarak kaleme aldığımız yönetim tecrübelerinin beşinci bölümüyle devam ediyoruz.

    30. DOSTLARA VEFALI OLMAK

    Yetkili bir makamdayken sık sık arayıp halini hatırı sorduğunuz, işlerinizin takibi için ricalarda bulunduğunuz, size iyilik yapan kişileri görevden ayrıldıktan sonra da arayıp hal hatır sormak bir vefa ve kadirşinaslıktır. Bu hem bir insanlık hem de kardeşlik görevidir. Biraz pragmatik (faydacı) düşündüğünüz zaman yarın o arkadaşınızın nereye, hangi göreve geleceği belli olmaz. Sadi Şirazi’nin “Satrançta piyonun birdenbire vezir olması gibi, yoksulun da kudrete erdiği çok görülmüştür.” sözü meşhurdur, ama siz yine de ihlasınızı bozmayın. Aramaya değer birisi ise insanlığı ve kalitesinden dolayı arayın. Çünkü Peyami Sefa, “İyi insanlar kaybetmez kaybedilir.” der.

    Ayrıca görevdeyken herkes “sevgiden, dostluktan, vefadan, kardeşlikten… vb.” bahsedip görevden ayrıldıktan sonra kimse sormazsa insan ister istemez geriye dönüp neden bazı risklere girdiğini sorgulamaya başlıyor. Makamda iken bunları göremeyebilirsiniz.

    Keçecizade Mehmet Fuat Paşa’ya sorarlar: Gerçek dostlarınız kimlerdir?

    Paşa’nın cevabı oldukça anlamlıdır: Şimdi iktidardayım; bilemem.

    Görevden ayrıldıktan sonra ne diye bazı kişiler için bu kadar riske girdiğinizi, arkasında durduğunuzu sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu nedenle makamda, görevde iken mümkün olduğu kadar aramaya değer dostlarınızı aramaya, ziyaret etmeye gayret edelim. Dostlarınızı kendinizden uzak tutmayın. Aranıza mesafeler koymayın.

    Malum bir misaldir: Eba Müslim El-Horasani’ye Abbasi devleti neden yıkıldı? diye sorduklarında verdiği cevap yıllardır kulaklarımızda küpe gibi asılı durmaktadır. “Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yıkılmaları mukadder oldu.”

    31. YEREL BASINLA İLİŞKİLER

    Yerel basınla ilişkilerde mesafeli olmakta fayda var. Genellikle her şehirde hiçbir vasfı olmadığı halde, liseyi zor bitirip, boynuna bir fotoğraf makinesi takılınca kendisini o şehrin en büyük duayen gazetecisi gibi görerek size hesap sormaya kalkan tipler olabilir. İşini iyi yapanları tenzih ederim. Ama gazeteciliği kirli ve yoz ilişkiler için bir gelir kapısı olarak görüp sizin aleyhinize çok küçük menfaatler karışlığında haber yapanlar olabilir. Malumdur, “Şüyuu, vukuundan beter!” diye bir söz vardır. Yalan yanlış haber yayınlandıktan sonra artık o haber yalan da olsa kamuoyuna mal olmuştur. Pirincin taşını ayıklamak, işin içinden çıkmak artık size düşer. Maalesef şehrin her kademedeki bürokratları da bunu bilirler. Bunlara dokunduğun zaman başlarına bir sürü iş geleceğini bildiği için kimse ses çıkarmaz. Ses çıkaranlarla da uğraşırlar. O yalan haberi internetten kaldırmanız için de yine kirli ilişkilere girebilirler. Bir belediye başkanımızın dediği gibi ‘bunlar jetonla çalışıyorlar’ jeton atmazsanız devamlı aleyhinize yazarlar. Bu tip gazeteci ve medya mensuplarıyla ne çok uzak ne de çok yakın olmak gerekiyor. İlişkiler mesafeli ve düzeyli olmalı.

    32. DENETİM

    Modern yönetimin 5 temel ilkesinden birisi kontroldür. Güven, kontrole engel değildir. Mutlaka organize edip planladıktan sonra yapılan işin sonucunu görmek için bir ölçme birimi gerekir. Bu da denetim yoluyla mümkündür. Denetim bir öç alma, hata bulma işlemi değildir. Denetim, doğru ve güzel olanı öğretmek adına yapılmalıdır. Yanlış yapmadan önce doğruyu göstermek, en güzel eğitim yöntemi denetimdir.

    Denetim faaliyeti, yapılan işe uygun, esnek ve anlaşılır olmalıdır. Denetimde amacın dışına çıkılmamalı ve denetim uzun süreli olmamalı. Denetimde amaç hedef kişi değil, iş olmalıdır. Denetim sonuç raporunda düzeltici tedbirleri tavsiyeleri de ortaya koymak, sizden sonraki arkadaşlara ve astlarınıza yardımcı olmak açısından önemlidir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nda teftişin, rehberlik ve denetim olarak iki temel görevi vardır. Son yıllarda yapılan düzenlemelerle maalesef denetim tarafı biraz ihmal edilmiştir. Denetim, sizin en yakın çalıştığınız bir üst amirinize bırakılmıştır. Yani en yakın amiriniz not vererek sizi denetleyecektir. Bu şekliyle denetim, asıl istenen maksattan uzaklaşarak birçok tartışma, kırgınlık ve çatışmalara yol açmaktadır. Bu nedenle denetim, daha üst makamlar tarafından denetlenen şahsı yakından tanınmayan kişiler tarafından yapılmalıdır.

    33. KRİZLER

    Kriz sözcüğünün iki alt anlamı bulunmaktadır. Bunlardan biri tehlike, diğeri ise fırsattır. Kriz durumlarını yönetici için tehlike çanların çalması anlamına gelebileceği gibi bir fırsata da dönüşebilir.  İnsan rahat etmek için değil, mücadele etmek için yaratılmıştır. Bundan dolayı kriz ve çatışma anlarında ani hareket etmek yerine sabır ve teenni ile davranarak olabilecekleri önceden tahmin edebilmelidir. Yönetici, öncelikle kendi kendinin lideri olmak durumundadır. Kendisine liderlik edemeyen yönetici başkalarını yönetemez.

    Bütün kurumlarda her devir ve dönemde bazen rol çatışması, bazen de anlayış farklılığından dolayı çatışma ve krizlerin olması doğaldır. Kurumlarda çatışma her zaman zararlı değildir. Çatışma ve krizler iyi yönetilirse fırsata ve faydaya dönüşebilir.

    Kriz ve rol çatışmalarını önlemek için Nizamülmülk’ün bir tavsiyesini hatırlatmak istiyorum. “Her devirde feraset sahibi padişahlar ve müteyakkız vezirler, işlerinin istikrarlı ve uyum içinde olması için iki resmi görevi aynı kişiye, aynı işi de iki ayrı kişiye teklif etmemişlerdir.” Yine Konfüçyüs’ün “İki tavşanı birden kovalayan, ikisini de yakalayamaz.” sözü meşhurdur.

    Yöneticinin en önemli görevlerinden birisi de hem kendini hem de birimdeki astlarını geleceğe hazırlamaktır. Çatışma ve krizler bunun için bir fırsat olabilir. Çünkü hayatta hepimiz bir tiyatronun içindeyiz. Bize verilen rollerle bir hayat tiyatrosu oynuyoruz. Tiyatroda da ise hiçbir rol küçük değildir.

    34. ANKARA’DAN İLİNİZE ZİYARETE/ PROGRAMA GELENLER

    Bizim merkezi bürokrasimiz olan Ankara’dan taşra illere sık sık denetime veya programa gelen çok sayıda amiriniz olabilir.  Gelenler bazen teftiş, bazen size not vermek, bazen de ipimizi çekmek için gelmiş olabilir. Bu durum, gelen kişinin konumuna bağlı olduğu gibi şahsiyetine bağlı da olabilir. Ankara’dan gelenler üst düzey ilgi ve alaka görmek, iyi ağırlanmak ve uğurlanmak isterler. Bunu bilen bazı açıkgöz yerel bürokratlar, onları memnun etmek için birçok ağırlama uğurlama giderleri yapmak zorunda kalırlar.

    Burada bir hatıramı nakletmek istiyorum. Sivas’ta görevdeyken emniyet istihbarat, bir şube müdürünü Fetö üyesi diye görevi başında iken içeri alıp tutuklamıştı. Ben de konuyu ilin valisi ile paylaşmış, hem de Bakanlığa da resmi yazıyla bildirmiştim. Ancak Bakanlıktaki ilgili Genel Müdüre telefonla bildirmemiştim. Böyle bir ihtiyaç olduğunu da bilmiyordum. Normalde zaten gerek de yoktu. Devletin dili yazılıdır.

    Ancak ertesi gün Sivas’a gelen bir başka Genel Müdür, konuyu öğrenince hemen telefona sarılıp Ankara’daki bir üst ve daha yetkili genel müdürlüğü arayıp Sivas’ta böyle bir şey olmuş, sizin haberiniz yok mu? diyerek beni ispiyonlamış; kendince Ankara’daki Genel Müdürün gözüne girerek, bir zafer elde etmişti. Hâlbuki Sivas’a gelen Genel Müdürün yapması gereken bana; “Müdür Bey, bu konuda telefonla da ilgili Genel Müdüre bilgi versen iyi olur.” demesi gerekirken, benden önce yanımda telefon açarak beni zor durumda bırakmıştı.

    35. ÜST AMİRİN VERDİĞİ GÖREVLERE İTİRAZ

    Üst amirin makamına gittiğinizde misafiri varsa veya sizi bir görevle görevlendirmek için çağırmış ise verilen emre asla itiraz etmeyin. O anda işle ilgili ayrıntı sormayın. Konuyu detaylandırdıktan sonra kendisi müsait olduğunda konuyla ilgili düşüncelerini daha sonra beyan edebilirsiniz. Makamda verilen emre itiraz etmemek, gerekçe, yönetmelik, genelge ileri sürmemek nezakettendir, amiri makamında yüceltmektir. Ayrıca kesin hüküm bildiren cümleler kurmadan ve önemli kararlar vermeden önce amirin görüşünü almak her zaman faydalı olur. Zira her zaman son söz üst amire aittir.

    Önümüzdeki yazılarda yeni tecrübe ve paylaşımlarda buluşmak üzere herkese hayırlı bayramlar diliyorum. Kurban bayramınız mübarek olsun.

    11 Temmuz 2022

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Mehmet Karaca dedi ki:

      Teşekkürler sayın hocam

    2. Yasin kılıç dedi ki:

      Teşekkür ederim hocam

    3. Rüstem Eker dedi ki:

      Emeğinize sağlık Müdürüm. Çok önemli tecrübeleri paylaşıyorsunuz sağolun varolun Müdürüm