Türk milleti tarih sahnesinde yok olma tehlikesini iliklerine kadar hissettiği, başının sıkıştığı, fetret yaşadığı her dönemden şiirle çıkmayı başarmıştır. Anadolu’nun ruh dünyası üzerinden bir silindir gibi geçen Moğol istilasından Yunus Emre’nin ve Mevlânâ’nın şiirleriyle, Ankara Savaşı ve sonrasındaki fetretten Mevlid-i Şerif’le ayağa kalkmıştır. Şiire tutunmuştur Türkler, şiirle tutunmuştur özüne; milli...
Âkif bir vaazında akıl ile din arasında önemli bir bağ kurarak, buna imanı da ekler: “Herkes kendini, nefsini muaheze etsin, herkes kendinden mesul. Doğrusu hiçbirimiz vazifesini hakkıyla ifa edemedi. Eğer herkes çalışsaydı, vazifesini ifa etseydi, vatan böyle perişan mı olurdu? Biz aklın hükmünü tatil ettik, Allah’ın emrini tutmadık… Zaten akıl...
Sivil toplum kuruluşları kanunların belirttiği meşru dairede faaliyetlerini gerçekleştiren kurumlardır. Yasaların dışına asla çıkamazlar, çıktıkları zaman yasal müeyyidelerle karşılaşırlar. Bütçesi de şeffaf olmalıdır, faaliyetleri de şeffaf olmalıdır. Ve sivil toplum kuruluşları milletin ihtiyaçlarından doğan kurumlardır. Ülkemizde her kesimden insan bir sivil toplum kuruluşuna üye de olabilir, kendi vakıf veya derneğini...
İnsan bazen hiç kazanmadığı bir savaşın galibiyetini kutlarken gömülür. Bu bir ecel değil, bir çöküştür. Kimsenin fark etmediği, kimsenin durdurmadığı bir çöküş. Kaybetseydim yaşardım diyorum şimdi. Çünkü bazı yenilgiler insanı hayatta tutar. Kazanmak ise çoğu zaman yanlış bir ısrarın, gereksiz bir direnişin madalyasıdır. Bizi toprağın değil, zihnin gömdüğünü çok geç...
Bahar, sadece tabiatın değil, gönlün de en gözde mevsimidir. Toprağın nabzı bu mevsimde hızla atarken, Emirgân’da lâleler nazlıca boy verir; Boğaz’da erguvanlar zarifçe gözlerini açar. Bahçelerde güller renk renk koku saçarken, bülbüller ayrılığın ince sızısını ezgiye döker. Vakit, sanki zarif bir kalemin ucundan damla damla süzülen mürekkepli beyitler gibidir ağaçların...