Türkiye Yazarlar Birliği, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği ile Yunus Emre Enstitüsü’nün işbirliği ile geçtiğimiz yıl Ankara’da “Yunus Emre ve Türkçe Yılı Münasebetiyle Türkçe Şûrası” düzenlenmişti. Bu konuda daha önce “Türkçe eğitemiyoruz çünkü Türkçe konuşamıyoruz” başlıklı yazıda şöyle demiştik; “Felsefe, din, eğitim, sanat, spor, akademi, edebiyat gibi birçok farklı boyutta dil konusundaki araştırma ve görüşlerini paylaşan hemen tüm katılımcıların ortak noktası gerçekten de Türkçenin ahvali hakkındaki feryad oldu sanırım. Herkes dertliydi ve aynı zamanda umutluydu. Çünkü Türkçe şuuru tamamen yok olmadığı gibi bu şuura sahip olanların ve bu şuurun arayışında olanların varlığı ve birlikteliği bu vesile ile bir kez daha ortaya çıkmış oldu.” Söz konusu bu arayış güzel bir kitaba dönüştü. Zengin bir başvuru kaynağı niteliğindeki kitabın özellikle eğitimciler için anlamlı bir zemin sunduğu söylenebilir.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Yayınları tarafından hazırlanan kitap, herbiri Türkçenin farklı bir sahadaki ahvaline odaklanan on üç bölümden oluşuyor. Sunuş bölümünde de ifade edildiği üzere “dil felsefesi, konuşma dili, yazı dili, edebiyat dili, devlet dili, dil bilgisi, eğitim-öğretim dili, akademi dili, ilahiyat dili, tıp dili, tercüme dili, hukuk dili, medya dili, spor dili, eğitim dili gibi farklı başlıklar çerçevesinde dilimizin meselelerini ele alan 43 ilim, fikir ve edebiyat adamının eserleri kitapta yer almaktadır.
Kitabın başında yer alan Türkçe Şûrası Sonuç Bildirgesi, gerek Şûra’daki tartışmaların gerekse kitaptaki zengin içeriğin anlamlı bir çerçevesini, dil meselesinde ne yapılmalı sorusuna cevap mahiyetinde sunmaktadır. Yine Sonuç Bildirgesi’nde vurgulandığı üzere “Türkçeye hâkimiyette gözle görülür bir şekilde zaaf söz konusudur. Üniversite çağına gelen öğrenciler ana dilinde ifade ve beyanda güçlük çekmekte üniversite mezunları ise dil zevkinden mahrum bulunmaktadır.” Bu durumun temel sorumusu büyük ölçüde eğitim anlayışımız ve eğitim-öğretim uygulamalarımızdır. Burada sadece okulları kapsayan eğitim-öğretim süreçlerini değil daha geniş anlamda çocukluktan yetişkinliğe insanımızın kişiliğini, karakterini, dilini, düşüncesini şekillendiren bütün etkenlerin oluşturduğu eğitim iklimini kastediyoruz elbette. Bu nedenle kitapta çok farklı alanlardaki dil meselelerine ve çözüm yollarına değinilmiş olması önem taşımaktadır.
Sonuç Bildirgesi’ni takiben kitapta, “Türkçe Şûrası’nda Ele Alınan Dilimizin Öncelikli Konularıyla İlgili Rapor” başlıklı bölümde tespitler, tavsiyeler ve tekliflere yer verilmiştir. Türkçe bilincinin kazanılması ve yaşatılmasında en önemli sorumluluk eğitimdedir bu nedenle eğitim bahsinde dile getirilen öneriler oldukça önemlidir. Burada dile şu öneriler dil meselesinin eğitim penceresi bakımından hayatî önem taşımaktadır; “ders kitapları ve yardımcı malzemenin dilinde düzenlemeler yapılmalıdır. Yunus Emre, Fuzulî, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Ali Şir Nevai, Yusuf Has Hacip, Ahmed Yesevi, Dede Korkut’tan Mehmed kif ’e, Yahya Kemal’e Ahmet Hamdi Tanpınar’a uzanan edebiyat geleneğimizin zengin temel eserlerinin dili esas alınmalıdır. Bu yazarların eserleri çocukların öğretim seviyelerine göre düzenlenmiş hâlde özgün dilleriyle birlikte hazırlanmalıdır… Dil gelişimi içini mutlaka güzel Türkçe örneği şiirler öğretilmeli/ezberletilmelidir. Dersler bu kitaplar üzerinden işlenmelidir. Metinlerin özgün diliyle bugünkü Türkçenin karşılaştırmalı okunması, öğrencilerin kelime dağarcığını olabildiğince geliştirecektir.”
Kitapta yer alan Eğitimin Dili: Türkçe Mi Küreselce Mi? Başlıklı metinde de vurguladığımız üzere “Eğitimdeki servetimizin ise ne yazıktır ki küresel kültürün söz dağarından ibaret olduğu açıktır. Eğitimin dilinin Türkçe olması demek Türkçenin dayandığı kültürel birikime ve zihniyete olabildiğince yabancı olan bu küreselci dilin yerine Türkçe bir söylemin kullanılması anlamına gelmektedir.” Bu amaçla sadece kullandığımız kelimeleri değil öncelikle küreselci zihniyet tarafından tahrif edilmiş düşünce yapımızı da dönüştürmemiz gerekmektedir.