eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. İdris Nebi UYSAL

1978 yılında Karaman’da doğdu. 2000 yılında Pamukkale Üniversitesinden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını aynı üniversitede tamamladı. Bir süre Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmenlik yaptı. 2009 yılının son aylarından itibaren Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde çalışmaya başladı. 2015’te doçent, 2020’de profesör oldu. Hâlen Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Karaman İli Ağızları, Yunus Emre Divanı (Karaman Nüshası), Üss-i İnkılap, Yunus Emre Divanı’ndan Seçmeler, XX. Yüzyıl Başlarında Çağatay Türkçesiyle Yazılmış Bir Tıp Metni Tabibçılık adında telif, tercüme ve seçki niteliğinde eserleri; Türkçe, Osmanlı Türkçesi, Yunus Emre, yer adları, dil ilişkileri, şehir ve dil konularında yayımlanmış makaleleri vardır.

    Türkçe Bilenin İşi Rast Gider

    XX. yüzyıl Türkiye sahası Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri de Cemal Süreya’dır (1931-1990). Şiire ilgisi küçük yaşlarda başlayan Süreya, daha orta mektep talebesiyken Türkçe ve edebiyat derslerindeki başarısıyla öğretmenlerinin dikkatini çeker. Onun sanata duyduğu ilgi her geçen gün artar ve Cemal Süreya lise yıllarındayken şiirler yazar. Şiirleriyle edebiyatımızda 1950’den sonra neşvünema bulan İkinci Yeni Hareketi’nin içinde yer alır.

    Mülkiyeli şairler arasında yer alan Cemal Süreya, velut bir kalemdir. Asıl uğraşısı şiir olmakla birlikte portre, eleştiri, deneme, mektup türlerinde de eserler ortaya koymuştur. Fransızcadan şiir, hikâye, roman ve düşünce yazıları tercüme etmiş; çocuklar için yazılar yazmış ve antoloji hazırlamıştır. Gazetedeki köşesinde ve dergilerde dil, edebiyat, sanat başta olmak üzere hemen her konuda yazmıştır. “Türkçe Bilenin İşi Rast Gider” başlıklı denemesi, dil bahsinde kaleme aldığı yazılardan biridir. Bu serlevha, vefatından sonra Selahattin Özpalabıyıklar’ın hazırladığı deneme seçkisinin de adı olmuştur.

    Cemal Süreya “Türkçe Bilenin İşi Rast Gider” başlıklı denemesini 1 Temmuz 1976 tarihinde Politika gazetesinde “Günübirlik” isimli köşesinde okura sunmuştur. Bu satırlarda yazarın dil ve Türkçe konularındaki fikirlerinden izler bulmak mümkündür. İkinci Yeni şairi, yazısına adını verdiği ifadeyi burada zikretmiş ve bunun bir İran atasözü olduğunu dile getirmiştir. Fakat sözün kaynağına ilişkin bir açıklama yapmamıştır.

    Farsçada böyle bir atasözünün olup olmadığı ayrı bir araştırma konusudur. Ancak Türkçenin kadim metinlerinden itibaren Türklerin uzunca bir süre İran asıllı kavimlerle birlikte yaşadığına, onlarla kurduğu ilişkilere temas eden deyişlere, şiirlere rastlanır. Mesela Kâşgarlı Mahmut’un sözlüğünde “Tatsız Türk bolmas, başsız börk bolmas (Türklere karışmamış Fars yoktur, üzerine konacak baş olacak ki börk de olsun.), Tatıg közre tikenig tüpre (Fars’ı gözden vur, dikeni kökten sök.)” şeklinde sözler vardır. Hâlen Türkiye Türkçesinde “Acem aslanı, Acem ekmeği, Acem kılıcı (gibi), Acem pilavı, Acem mübalağası” vb. birleşikler ve deyimler vardır. Bunlar Türk-İran ilişkilerinin derinliğine ve mahiyetine işaret eden örneklerdir. Asırlarca geniş bir coğrafyada iç içe yaşayan ve birbirine komşu olan iki toplumun kelime hazinesinde, her birinin seciyeleri ve kültürleri etrafında gelişmiş deyimlerin, atasözlerinin bulunması da kaçınılmazdır. Hâl böyle olunca İranlılar arasında “Türkçe bilenin işi rast gider.” şeklinde bir darbımeselin vücuda gelmesi de mümkün ve tabiîdir. Türklerin uzun süre dünyanın süper gücü ve geniş bir coğrafyanın hâkimi olması, Türkçeyi Çin Seddi’nden Orta Avrupa’ya kadar olan bölgenin en prestijli dili hâline getirmiştir. O çağlarda komşu topluluklar ve Avrupa devletleri başta olmak üzere büyük bir kesim Türkçeyi öğrenme, Türk kültürünü tanıma çabası içine girmiştir. Dil tarihimizdeki gramer ve sözlüklerin tertip nedenleri arasında bu da vardır.

    İnsanlık, tarihin her döneminde yıldızı parlayan bir dile şahit olmuştur. Dünyadaki yüzlerce dilden birinin diğerlerinin önüne geçmesi; onun yapısı, kökeni, kelime zenginliğiyle ilgili değildir. Bunu belirleyen, Endülüslü âlim İbn Hazm’ın (ö. 1064) asırlar önce ifade ettiği gibi, o dili konuşan milletin siyasi ve ekonomik gücüdür; bilim ve teknolojide aldığı mesafe, kültür ve medeniyet yolunda oynadığı roldür. Mesela Roma’nın bir dünya devleti olması Latinceyi devrinin en prestijli dili hâline getirmiştir. İslamiyet ve onun esasları etrafında hizmet ederek büyük zaferler kazanan İslam devletleri, Arapçayı VIII-XIV. yüzyıllar arasında en saygın ve tercih edilir bilim dili konumuna yükseltmiştir. XVI ve XVII. asırlar Osmanlı’nın gücüne bağlı olarak Türkçenin altın çağıdır. Son iki yüzyılda ise Avrupa dilleri öne çıkmıştır. Sahneye önce Fransızca, ardından Almanca çıkmış; İkinci Cihan Harbi’nden sonra o koltuğa ABD’nin yükselen gücüne paralel olarak İngilizce oturmuştur. Kabul etmek gerekir ki küreselleşme, tüm araçlarıyla İngiliz diline ve kültürüne hizmet ederek onu tarihte hiçbir dile nasip olmayan itibar ve yaygınlığa ulaştırmıştır.

    İşte, 2023’le birlikte başlaması hedeflenen Türkiye Yüzyılı; başarının, enerjinin, teknolojinin, üretimin, bilimin yüzyılı olduğu kadar sanatın, felsefenin, edebiyatın, özellikle bunları üretip geleceğe taşıyacak olan Türkçenin de yüzyılı olmalıdır. Bunun için millî, tarih ve medeniyetiyle barışık, kapsayıcı, birleştirici, rasyonel, Türk dünyasını Türkiye Türkçesi ortak dili etrafında toplayan bir dil siyasetine ihtiyaç vardır. Bu siyaset, 2023’le başlayacak olan Türkiye yüzyılını Türkçe Yüzyılı hâline de getirecektir.

    XXI. yüzyıl, daha önce olduğu gibi, bir kez daha Türkçe bilenin işinin rast gideceği bir çağ olacaktır. Yıllar önce Acem halkını böyle söylemeye sevk eden, belki de mecbur eden güç; başka milletlere de benzer sözleri söyletecektir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.