Tümör, canlı organizmanın herhangi bir yerinde, anormal hücre büyümesiyle ortaya çıkan hastalıklı kitle veya şişlik durumu olarak tanımlanmaktadır. İyi ve kötü huylu olmak üzere iki türü buluna tümörlerden kötü huylu olanlarının en büyük riski metastaz yapabilmesi yani vücudun diğer bölgelerine yayılarak ciddi/hayati sorunlara yol açmasıdır.
1917 yılına kadar Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Filistin topraklarında, İngiliz işgali gerçekleştiğinde yaklaşık %10 oranında Yahudi nüfusu yaşıyordu. 1922-1947 yılları arasında İngiliz Manda yönetimi altında bu oran %32’ye ulaştı. 1948’de İsrail Devleti kurulduğunda sadece bir yıl içerisinde Yahudi nüfusu iki buçuk kattan daha fazla artarak %82 düzeyine çıkartıldı. 2023 yılı ekim ayına gelindiğinde İsrail tarafından Gazze’ye saldırı ve işgal başlatıldığında 10 milyon Yahudi nüfusuna karşılık Gazze’de iki buçuk milyon Müslüman yaşıyordu. Yani %80’e karşın %20’lik bir oran söz konusuydu.
Osmanlı coğrafyasına 1917 yılında zerk edilen ve tabiatı gereği kendisi dışındaki hiçbir canlıya hayat hakkı tanımayan tümörlerden birisi olan İsrail terör devletinin evveliyatını Hicaz Cephesi 4. Ordu Kumandanı Cemal Paşa’nın hatıratından aktaralım:
1917 yılının mart ayında İngilizler Filistin topraklarını istila etmek amacıyla Gazze’yi kuşatırlar. Tarihe Birinci Gazze Savunması adıyla geçen ve zaferle sonuçlanan savaşta Gazze’yi kahramanca savunan Osmanlı askerleri tam 8 ay boyunca İngiliz ordusunun bir milim dahi ilerlemesine izin vermez. İki defa el değiştiren “Mantar Tepe” adıyla anılan tepe kahraman Mehmetçiğin direnç ve cesaretiyle üçüncü defa alındıktan sonra bir daha İngilizlere bırakılmaz. 4.000 asker zayiatıyla İngilizlerin kaybı Osmanlı ordusuna göre iki kat gerçekleşir.
Birinci Gazze Zaferi’nden 24 gün sonra İngilizler tarafından 17 Nisan’da gerçekleştirilen II. Gazze Kuşatması esnasında yeni birliklerle ve mühimmatlarla takviye edilen İngiliz birlikleri büyük bir hezimete uğrayarak yine siperlerine geri çekilir. Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın komutasında üç gün süren İkinci Gazze Savunması da zaferle sonuçlanır. Türk birliğinin toplam nefer sayısı kadar ölü ve yaralı bırakan İngilizlerin zayiatı 7.000’den fazladır. Hücuma katılan sekiz İngiliz tankından üçü Türklerin eline geçer.
İngilizler önce Çanakkale, ardından Filistin cephesinde yaşadıkları bu başarısızlığı büyük bir itibar kaybı olarak gördüklerinden komutan değişikliği gerçekleştirerek General Allenby’yi ordunun başına geçirirler. Allenby, her Türk neferine karşılık en az dört İngiliz neferi toplamadıkça hücuma geçmeyeceğini söyler ve bu sürede İngiliz hükümetinden mühimmat ve asker desteği alır.
1917 yılı ekim ayının sonlarına doğru İngilizler Gazze’yi bombardımana tuttuğunda Osmanlı birliklerinin Alman komutanı Falkenhayn Halep’teki karargâhındadır. Büyük bir taktik hatasıyla Osmanlı birlikleri hezimete uğrar İngilizler ise Filistin topraklarında ilerlemeye devam ederler. İngilizler Kudüs’ün kapılarına dayandığında Falkenhayn, Kudüs’ün savunulmasına taraftar olmadığını, savunma yapılması halinde kutsal mekânların İngiliz mermileriyle harap olacağı endişesini taşıdığını belirterek güya Kudüs’ü önemsediğini göstermek ister. Cemal Paşa bu fikri ihanet olarak değerlendirir ve şayet Kudüs’teki kutsal mekanlar/makamlar tahrip olmasın isteniyorsa Hristiyan olan İngiliz ordusunun Kudüs’e saldırmaktan ve şehre ateş açmaktan vaz geçmesi gerektiğini bir telgrafla Falkenhayn’a iletir.
Pek çok stratejik ve taktik hatalar sonucunda hazin son gerçekleşir ve Kudüs düşer. Başta Falih Rıfkı (Atay) olmak üzere Halide Edip (Adıvar) ve diğer bir takım yazarlar ile bazı subayların dillendirdikleri “Türk askerinin Arap topraklarında ne işi var?” söylemi askerler arasında tabiri caizse bir virüs gibi yayılır. Dağılan Osmanlı askerleri bir an önce memleketlerine dönmek için yol ararlar.
“Türk askerinin başka topraklarda ne işi var?” söylemin günümüzde de sıkça dillendirildiği görülmektedir. “Bizim; Suriye’de, Irak’ta, Afrika’da ne işimiz var?” söylemi genç neslin zihninde yer bulan tehlikeli bir söylem haline dönüşmüş durumda. “100 yıl önce, başta İngilizler olmak üzere müttefiklerinin Afrika, Orta Doğu ve Anadolu topraklarında ne işleri vardı?” sorusuna cevap verildiği takdirde, sınırları dışındaki coğrafyalarda Türkiye’nin ne işi var? sorusuna da cevap verilmiş olur. Ya da en güzel cevap şu soru olabilir: “Amerika, Rusya İran ve emperyalist Batılı devletler niçin ülkelerine binlerce kilometre uzaklıktaki Ortadoğu coğrafyasında cirit atıyorlar?”
1917’de Birinci ve İkinci Gazze Savunmasında hezimete uğrayan İngilizler, gerçekleştirdikleri üçüncü saldırıda başarıya ulaşmasalardı Kudüs ve Anadolu işgale uğrar mıydı? Elbette durum daha farklı olurdu. 100 yıl önce Kudüs’e, Şam’a Halep’e ve Anadolu’ya giden yolun en kritik kapısı Gazze’ydi. Kapı aşıldığında işgal gerçekleşmiş ve tümöral yapının devletleşme süreci başlatılmış oldu. Ne yazık ki bölgeye yerleşen tümoral yapı İsrail kurulduğundan bu yana ara vermeksizin terör estiren bir devlete dönüştü.
Hülasa, Anadolu’nun savunmasının Gazze’den başladığı söyleminin arka planı bu tarihsel ve jeopolitik gerçekliğe dayanmaktadır. Bu gerçekliğe göz yummak ise akıl kârı olmasa gerektir.
H. Cemal ABDULLAHOĞLU