eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
18°C
Ankara
18°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

Mustafa ALTINSOY

İlkokulu Erzurum’da, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudu. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinden mezun oldu. İşletme Fakültesinde, Yönetim ve Organizasyon alanında Yüksek Lisans yaptı. Birkaç farklı alanda ticaretle uğraştı. Millî Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Manisa, Sivas, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Eğitime dair gözlem ve çalışmalarını çeşitli internet sitelerinde yazmaktadır.

    Toplumun Eğitilmesinde Halk Aşıklarının Rolü

    Bir Halk Eğitim Merkezi olarak âşıklık geleneği

    Bilindiği gibi Millî Eğitim Bakanlığının örgün ve yaygın eğitim olmak üzere iki temel eğitim sistemi var. Örgün eğitim, okullar tarafından verilirken yaygın eğitim Halk Eğitim Merkezleri tarafından koordine edilmeye çalışılıyor.

    Halk Eğitim Merkezlerimizin bağlı olduğu Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün resmî sayfasında Genel Müdürlüğün vizyonu ve misyonu şöyle ifade ediliyor:  

    Vizyonumuz; hayata mutlu bireyler hazırlamak için her zaman, her yerde, herkese eğitim.

    Misyonumuz; öğrenen topluma dönüşüm sürecinde beşikten mezara kadar rehberlik hizmeti sunan, bireyin bilgi, şuur ve yetkinliklerini geliştirerek insanlığın kalkınmasında sorumluluk almasını destekleyen, belgelendirilebilen, izlenebilen kaliteli eğitimler sunmak.”

    Toplumun her zaman kendisini yenilemeye, güncellemeye ve kendini gözden geçirmeye ihtiyacı olduğu için günümüzde bu faaliyetler, formal (resmi) olarak halk eğitim kurumları veya informal (gayriresmi)  olarak sivil toplum kuruluşları (çeşitli dernek ve vakıflar) vasıtasıyla yapılmaktadır.

    Bu kültürel aktarımlar, belli bir kültürel alt yapıya sahip  kültürden gelen devletlerde, kurumsal yapılarla gerçekleştirilmişken bazen de o toplumun yetiştirmiş olduğu kanaat önderi dediğimiz bilge insanlar, tekkeler, dergâhlar ve âşıklar vasıtasıyla yapılmıştır.

    Toplumun eğitim yardımıyla şekillendirilmesine âşıkların yaptığı katkı elbette göz ardı edilemez. Öyle ki halk ozanları, tarihin her döneminde sözleri ve eserleri ile etkili olmuşlardır. Bu halk ve Hak âşıkları; gittikleri yerlere toplumun değerlerini, ahlâk ve erdem ilkelerini ulaştırmaya çalışmışlardır. Toplumun hafızası olan âşıklar, bir yandan mâzî ile âtî arasındaki bağı güçlendirmiş; diğer yandan hikâyeleri ve dini öğretileri kullanarak kültürel sürekliliğe katkıda bulunmuşlardır.

    Acılar, dertler, kederler, neş’e ve sevinçler; destan, ağıt, mani, türkü ve koşmalar aracılığıyla dillendirilmiş ve toplumun hafızasına kaydedilmiştir. Bu kaydın didaktik/öğretici mahiyette olduğu çok açıktır. Onların toplumun bir adım önünde yürüyerek öngörü ve keskin zekâlarıyla coşku ikliminde seslendirdikleri eserler; yüreğimizin bam teline dokunmuş, bizi birbirimize sağlam iplerle bağlamıştır. Bu yüzdendir ki yüzyıllar öncesinde bir âşığın coşkun yüreğinden evrene yayılan avaz, bugün halen kulaklarımızda çınlamaktadır.

    Anlaşılacağı üzere asırlardan beri yaşadığımız bu topraklarda halkı eğiten/halk eğitimci âşıklar aracılığıyla bir töre, bir gelenek oluşmuştur. Orta Asya’dan, Selçukludan ve Osmanlıdan bize aktarılmış olan âşıklık geleneği; şimdilerde ise küreselleşen dünyanın teknoloji kasırgasında yaşama tutunmaya çalışmaktadır.

    Âşıklık geleneği günümüzde Anadolu’nun birçok yöresinde farklı biçimlerde kendini kısmen devam ettirse de bu gelenek daha çok Sivas, Erzurum, Kars, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane ve Ardahan gibi illerimizde varlığını sürdürmektedir.

    Birlik ve beraberlik, huzur ve saadet, sevgi ve kardeşlik üzere toplumun temellerini sağlamlaştırmaya çalışan halk âşıklarımız, kavmiyet davası gütmeden her türlü ayrımcılıktan kaçınarak insanları rengine, ırkına, cinsine göre ayırmadan, vahdet üzere bir toplum örgüsü oluşturmaya gayret etmişlerdir.

    Yine âşıklar, “Bütün insanlar Âdem ile Havva’nın çocuklarıdır.” anlayışıyla her tür ayrımcı fikir ve tutumlardan uzak bir şekilde topluma ilim, irfan, kanaat, tevbe, tevekkül gibi kavramları aşılamış; âdeta sivil, tek kişilik halk eğitim kurumları olarak toplum üzerinde etkili olmuşlardır

    Anadolu irfanı

    Anadolu insanının ilimden ziyade irfan ehli olduğu vakıadır. Bu nedenledir ki “Anadolu irfanı” kavramı ile sıkça karşılaşırız.  Bazı insanlar karşısında “Ya hu bu adam okula da gitmemiş lakin bu mertebeye nasıl ulaşmış?” diye düşündüğümüz olmuştur.  İşte bu insanların yetişmesinde halk âşığı dediğimiz insanların çok önemli bir rolü olmuştur. Çünkütoplumumuzda karşılaştığımız her güzel hasletin altını biraz kazıdığımızda karşımıza ya bir ayet ya da bir hadis çıkmaktadır.  

    “Bizim zamanımızda ev de din konuşulmazdı, yaşanırdı. Çok sonra anladık ki babamızın ya da annemizin yaptığı herhangi bir şey bir ayet veya da hadise denk geliyor.” (Saadettin Ökten)

    Ancak insanlar bunların ayet veya hadis olduğunu, Peygamberimizin tavsiyeleri olduğunu çoğunlukla bilmezler. Bu noktada halk ve Hak âşıklarının mutlaka topluma ince dokunuşları olmuştur.   Devletin zayıfladığı dönemlerde ve tekkelerin kapatılmasıyla iyice eğitimden mahrum kalan topluma halk âşıkları rehberlik etmiş, bir anlamda boşlukta kalan halkı rehabilite ederek, devletin ve milletin ayakta durması için moral kaynağı olmuşlardır. Bu âşıklar zaman zaman kültümüzün ana temelini oluşturan ayet ve hadisleri şiirlerinin, beyitlerinin; sazlı-sözlü deyişlerinin arasına serpiştirerek halka aktarmasını da bilmişlerdir.

    Ülkemizin çeşitli yörelerinde halk eğitiminde müstesna örnekler sergileyen birçok Hak ve halk âşığı vardır. Yakın geçmişe baktığımızda Sümmânî, Reyhani, Âşık Şenlik, Erzurumlu Emrah, Ruhsatî Baba bunlardan birkaçıdır. Bu âşıklar; her zaman, herkese, her yerde eğitim veren gönüllü eğitimciler olarak toplumda vazife görmüşlerdir.

    Bu isimlerden mesela Sümmânî Baba, Erzurum ve özellikle de Narman yöresinde o kadar etkin olmuş ki “Narmanlı’ya ayet, hadis söyleyeceğine Sümmânî’den bir beyit söyle daha etkili.” şeklinde bir ifade, halk arasında yaygın olarak kullanılagelmiştir.

                Sivas’ta Millî Eğitim Müdürlüğü yaptığım dönemde  ‘Yaşayan Halk Edebiyatı” projesi ile Âşıklık Geleneğinin Devamının Sağlanması için bir proje gerçekleştirmiştik. Bu konu ile beraber  aşıklık geleneğinin yaşatılması için alınabilecek tedbirleri bir sonraki yazımda ele alacağım.

    Sözü daha fazla uzatmadan âşıkların halkı derinden etkileyen, halkı eğiten deyişlerine hemşerim Sümmânî’den ve bir dönem Millî Eğitim Müdürü olarak görev yaptığım Sivas’tan, Âşık Ruhsatî’den örnekler vererek bitirmek istiyorum:

    Sümmânî’den

    Zalimler içinden hicret et, durma

    Çünkü bu sünnettir kimseye sorma

    Asilzadelikle kendini kurma

    Mezar taşı ile iftihar olmaz.

    Yürüyüp meydana, hışma gelene

    Evvel tövbe edip, pişman olana

    Ta ezelden sana düşman olana

    Sakın teslim olma, kafadar olmaz.  

    Yoksulluk dediğin ömürler söker

    Katranı kaynatsan, olur mu şeker?

    Cinsi bozuk insan cinsine çeker

    Aslı ham demirden mücevher olmaz.

    Laf edip, âleme varın söyleme

    İşin uygun diye kârın söyleme

    Her olur olmaza sırrın söyleme

    Şimdiki insana beh-bazar olmaz.

    Sümmânî ahh edip sararıp solma

    Gelen Mevla’dandır kimseden bilme

    Sevilen bir yere çok gidip gelme

    Kesilir muhabbet itibar olmaz.

    Sümmâni bihaber vardığı rahtan  

    Gönlüm dur olmadı hicrandan ahdan.

    Her ne ister isen iste Allah’tan.

    Derden deva görme kul kapısını.

    Ruhsatî’den

    Daha senden gayri âşık mı yoktur
    Nedir bu telaşın ey deli gönül
    Hele düşün devr-i Adem’den beri
    Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

    Şu yalan dünyadan ümidini üz
    İnanmazsan bak kitaba yüz be yüz
    Hanen mezaristan malın bir top bez
    Daha doymadıysan doy deli gönül

    Baktım iki kişi mezar eşiyor
    Gam kasavet geldi boydan aşıyor
    Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor
    Gel de bu rüyayı yor deli gönül

    Mevlâm kanat vermiş uçamıyorsun
    Bu nefsin elinden kaçamıyorsun
    Ruhsatî dünyadan geçemiyorsun
    Topraklar başına vay deli gönül

    Not:

    Sümmânî ile ilgili en son ve en kapsamlı çalışma Doç. Dr. Abdulkadir ERKAL tarafından yapılmış ve Erzurum Belediyesi tarafından bastırılmıştır.

     Ruhsatî ile ilgili çalışma ise Dr. Doğan KAYA tarafından yapılmış ve Sivas Belediyesi tarafından bastırılmıştır. Arzu eden okurlarımız bu kaynaklardan istifade edebilirler.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Hüsnü İnci Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi dedi ki:

      Hocam aşıkların herbiri bir kütüphane bir mobil eğitim merkezi.Yaziyi bir nefeste okudum.Sondaki iki şiiride yorumlayacağım inşaallah.
      Ömer Seyfettin der ki; Anadolu insanı alım Değilse bile ariftir.

    2. Mehmet Karaca dedi ki:

      Teşekkürler sayın hocam.

    3. hilmi akgün dedi ki:

      Tesekkurler. Oldukca faydali ve bilgilendirici insanin icini ferahlatan yazi olmus..

    4. göralnecati dedi ki:

      “Bizim zamanımızda ev de din konuşulmazdı, yaşanırdı. Çok sonra anladık ki babamızın ya da annemizin yaptığı herhangi bir şey bir ayet veya da hadise denk geliyor.” (Saadettin Ökten)

    5. Kubilay ÖZDEMİR dedi ki:

      Çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Teşekkür ediyorum. Âşıkların her biri ayaklı kütüphaneler

    6. Ahmet Ağırman.Erzurum dedi ki:

      Elinize yüreğinize sağlık Mustafa hocam.Sümmani’lerin Reyhani’lerin beyitlerini hep dinleyegeldik.söylediğiniz gibi ya bir Ayet-i Kerime’ye,yada bir Hadis-i Şerif’e dayanıyor. Etkili ve yetiştirici.

    7. Fevzi YÜKSEL dedi ki:

      Değerli hocam,
      Âşıklar gönül cağrafyamızın kandilleri, toplum hayatımızın yapı taşlarının harçlarıdır.
      Yunus öldü diye sela verirler.
      Ölen hayvan imiş, Âşıklar ölmez.
      Elinize dilinize yüreğinize sağlık.
      Yazılarınız daim olsun inşallah.