Altı yüz sene İslam âlemine payitahtlık yapmış İstanbul’umuzun fethinin tarihini de, bu muhteşem fetih için yapılan seferleri de, çekilen zahmetleri de, verilen binlerce şehitleri de bilir bizim kadirşinas milletimiz. Her yıl 29 Mayıs’ta dualarla, tekbirlerle, minnetle yâd ederiz övülmüş komutan Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve kutlu askerlerini, mübarek hocalarını. Gemilerin karadan yürütülüşünü, yıkılmaz zannedilen surların parçalanışını, İslam adaletine hasret beldelerin adeta suya kavuşması gibi bu kutlu sancağın altında gölgelenmesini, Ulubatlı Hasan’ın kahramanlık hikâyelerini dinleyerek, hissederek büyüyen bir nesiliz biz zira…
Sonrasında işgal yılları gelir, hazin, acı dolu İngiliz zırhlılarının toplarının gölgesinde bir şehir ve yeniden kurtuluş ümitleri… Ve şanlı zaferlerle bizim olur kaderde bize yazılan yeniden. Rabbim bu uğurda seve seve canlarını feda eden tüm şehitlerimize rahmet eylesin, Şanlı Peygamberimize (sav) komşu eylesin.
Şimdilerde ise yine hüzünle dolu içimiz. Bir başka işgal altında İstanbul’umuz. Her bir köşesinden tamtam sesleri duyulan, cinsel tercihi düzen tutmamış LGBT denilen mahlûkların cirit attığı, bize uymayan ne varsa hadsizce ve alenen sergilendiği bir şehre dönüştü gözbebeğimiz. Ve gözlerimizden yaşlar süzülüyor adeta şehit kemiklerinden gözyaşları sızarcasına… İstanbul acı çekiyor, ağlıyor, inliyor… Ve hasretle bekliyor eski ihtişamına kavuşacağı günleri…
Ve söz sırası şiirde, tarifi imkânsız hüzünlerle yazılan…
Payitaht
Taşları kim bağlıyor Akşemseddin yurdunda,
Bizans’ın torunları kudurdukça kudurmuş…
Fatih’in kemikleri sızlar toprak altında,
Güzelim payitahta kuzgunlar yuva kurmuş…
11 Mart 2019 – Konya
Ahh Aziz İstanbul…
Yazılsaydı yine mahrem topuğuna şiirler,
Dökülseydi yollarına tel tel olup şairler,
“Huu huu’lara karışsaydı Fatiha’lar, âminler”
Göstermeseydin sineni kem gözlere İstanbul…
Yedi pir nöbet beklerdi yedi muhkem tepende
Yedi kıtaya nam salmış yiğitlerin cephende
Yedi düvel gözün dikmiş güllerine bahçende
Etmeseydin zülfün ele aşikâr Ey İstanbul…
Şehitlerin, sahabenin kemikleri inliyor
Kimi yırtmış perdesini, arsızca geziniyor
Kimi kutsal emanetin üstünde tepiniyor
Düşmeseydi aziz ismin kem dillere İstanbul…
Bir tarafta ezan sesi, öte yanda tamtamlar
Bir arada yaşıyorlar, gariplerle yamyamlar
Bu tenakuz halkasını hangi akıl tamamlar
Bakmasaydın cilve ile yâd ellere İstanbul…
Yine bir gün döneceksin, yine nazlı yârine
Yine bir gün basacaksın hasret ile bağrına
Kara gün kararıp kalmaz, şafak söker yarına
Gecenden güneşler doğar, cânım aziz İstanbul…
29 Ağustos 2019 – İstanbul
Tek tesellimiz Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ve Sultan Fatih’in vasiyetinin hükmünün yerine getirilmesi. Rabbim o kubbe altında yeniden “Allah” denmesine,
salâvatlar getirilip secdelerle nurlanmasına vesile olanlardan ebediyen razı olsun. Şimdi daha mühim bir vazifemiz var, şehrin ruhunu yeniden ihya etmek gibi, yeniden madde ve mana itibariyle tertemiz bir İstanbul inşa etmek gibi… İşte buna muvaffak olduğumuz an ecdadımız kabirlerinde rahat uyuyacak ve artık kemikleri sızlamayacaktır