Darbeler halkın iradesine vurulan demirden prangalardır. Bir gecede değişen yönetimler, yok sayılan demokrasi, bitirilen özgürlükleri barındırır içinde. Darbe sadece siyasi düzeni değil toplumun inancını, güvenini, güvenliğini de bitirir. Yüzyıllardır her toplum mutlaka bir darbe yaşamış ve bu yaşanmışlık onların yüreğinde acı bir yara olarak tarihe kazınmıştır. Bu çalışmamda Türk milletinin geçmişten bugüne yaşadığı darbeler ve müdahaleleri konu alan kıymetli yazarımız D. Mehmet Doğan’ın kaleme aldığı “Darbeler Müdahaleler ve Siyasi Sistem” kitabını inceleyeceğim. Kitabımız 1979 ile 1989 arasındaki 10 yıl içindeki siyasi sistemin tahlilini yapmış ve bu dönem sonrası darbeler, darbe teşebbüsleri ve müdahaleleri kronolojik olarak ele almıştır. İlk baskısı 1990’da yayınlanmış son baskısı da “Darbeler tarihine derkenar 15-16 Temmuz 2016” başlığı altında ek ile birlikte yayımlanmıştır. 15 Temmuz eki ile başlayan kitabımız esas olarak 4 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin bazıları 1979 bazı kısımları 1987 ve bazı kısımları da 1989 tarihlerinde kaleme alınmıştır.
Kitabımız hem akademik hem de edebi bir üslup taşımaktadır. Olaylara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşılmış ve yer yer duygusal bir tonda kaleme alınmıştır. Mehmet Doğan meselelere tarafsız bir şekilde yaklaşmakla birlikte bazen de eleştirilerini sert ve keskin bir şekilde dile getirmiştir. Kitabımız, tarihi bir kitap olmaktan çok tarihi olaylar üzerinde düşünmeye sevk eden ve okuyucuda sorgulama eylemini harekete geçiren bir kitap olarak ele almak daha doğrudur.
Kitap 15 Temmuz darbesi eki ile başlamaktadır. Bu ekte yazarımız 15 Temmuz darbesinin tüm iç yüzünü anlatmış, konuşulmayanları aktarmış ve 15 Temmuz’un aslında ne anlama geldiğinden bahsetmiştir. 15 Temmuz’un arkasında bir dış güç var-yok tartışmasında yazarımız bir güç olmasa bile bu darbenin gerçekleşmesinin onların hoşuna gideceğinden bahsetmiştir. Hatta dış güçler dışında Türkiye içinde bile bu darbenin sonuçlanmasını isteyenler olduğunu belirtmiştir. Bu darbeyi bir “ Mankurt darbesi” olarak nitelendirmiş, bunun anlamı bir dış gücün içeriye sızarak o toplumu köle hâline getirmesidir demiştir. Tabiiki bir Türk toplumu asla sömürülemez ve köleliği kabul edemez, Türk her zaman hürdür, hiçbir güce boyun eğmez. Türk milletinin bu gücü sayesinde Mehmet Doğan’nın deyimiyle 15 Temmuz darbesi “Türk refleksi” ile bertaraf edilmiştir. İlk Türk devletinden itibaren ortaya çıkan bu “Türk refleksi” devleti kaybetme insiyakı ile ortaya çıkan bir savunmadır. Bu darbe başarısız olsa da operasyon başarılıdır görüşünü belirtmiştir. Bunun anlamı darbenin başarısız fakat TSK içerisinde etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Bu darbe teşebbüsünün toplum zihninde yer ettiğini ve güven zedelediğini dile getirmiştir. Yazarımız bu darbeyi “Post-İslam Darbesi” olarak nitelendirmiştir.
Birinci bölümümüzün başlığı “Türkiye’de iktidar mücadelesinin dış müdahale boyutu” adını taşımaktadır. Bu bölümde Osmanlı Devleti’nin yıkılışından itibaren cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen zaman içinde yer alan siyasi ve askeri olaylar ele alınmıştır. Bu bölüm çoğunlukla tarihi bilgiler içermekte olup akademik bir dil kullanılmaktadır. Savunulan tüm görüşler, kaynak gösterilerek temellendirilmiştir. Bu bölümde Osmanlı Devleti’nin dış ilişkileri anlatılmış olup İslamcılık siyaseti, Hilafetin gücü, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı gibi tüm hadiseler dış ilişkiler ile ilişkilendirilmiştir. Bu bölümde Milli Mücadale’nin doğru zannedilen yanlışları ve hiç bilinmeyen yönleri anlatılmıştır. Padişah ve sadrazamın çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen birer hain olmadıkları, Mustafa Kemal’in de aslında sonuna kadar padişah emrinde görev aldığı, aslında milli örgütlenmenin Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan çok önce başladığı ancak onunla birlikte kuvvetlendiği anlatılmıştır. İngiltere’nin ise Milli Mücadelenin son gününe kadar Osmanlı Devleti’ne her yönde uyguladığı baskılar kaynaklar sunularak açıklanmıştır. Ve son olarak Mondros ve Lozan’ın dış dünyaya ve özellikle İngiltere politikalarına etkisi anlatılmıştır.
İkinci bölümün başlığı ise “Bürokrasinin son iktidarı”dır. Bu yazı da 1979’da kaleme alınmıştır. Bu bölümde Osmanlı ve Cumhuriyetin iktidar ve bürokrasisi ele alınmıştır. Osmanlının bürokratik yapısı olan Osmanlı divanını ve nezaretleri açıklanmıştır. Osmanlı’nın bürokrasisinin Tanzimat ile birlikte batılılaştığı daha doğrusu yabancılaştığı vurgulanır. Kurulan bu yeni bürokrasinin padişahın üzerinde bir baskı, bir üstünlük kurma isteğinden doğduğu aşikardır. Babıali Baskını da bu düşüncenin sonucudur. Milli mücadelenin sonuçlanmasından sonra ise bu bürokrasi kendi iktidarını kurma isteğiyle devam etmiş ve padişahlığı daha sonra da hilafeti kaldırmıştır. Cumhuriyet ile birlikte oluşan bürokrasi padişahlığı aratmamış, demokrasi adı altında tek parti bürokrasisi yıllarca iktidarda kalmıştır.1945 yılı Milli Kalkınma Partisi ile başlayan çok partili hayata geçme çabaları uzun yıllar bir ileri iki geri şeklinde devam etmiştir. 1977 seçimleri ve sonrasında yaşanan ekonomik buhranlar, Malatya’da başlayıp tüm ülkeye yayılan anarşik olaylar, iktisadi bozukluklar ve eşitsizlikler, artan dış borçlanma ile sona gelindiğinin sinyallerini veriyordu. 1979’da yazılan bu yazıya eklenen zeylde, bürokrasinin son iktidarının başarısızlıkla sonuçlandığı ve 12 Eylül 1980 darbesinin vuku bulduğu notu düşülmüştür.
Üçüncü bölüm, “Düyûn-ı Umûmiye’nin II. Yüzyılı” isimini taşıyor. O da 1979’da kaleme alınmıştır, Bize hem Osmanlı Devleti’nin hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl borçlanmaya başladığını anlatmaktadır. Hasta adam olarak nitelendirilen Osmanlı’nın aslında borçlanmaya itildiğini ve Avrupa’nın da borç verme mecburiyeti olduğu anlatılmaktadır. Tarihin tekerrürü olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin de batılıların hasta adam diye isimlendirdikleri son dönem Osmanlısı gibi nasıl dış borca battığı açıklanmıştır. Bu bölümde sıkça sayısal veriler kullanılmış, tüm borçların kaynakları sunulmuştur. Ayrıca bu bölümün içerisinde Orhan Seyfi’nin Hasta Adam şiiri de yer almaktadır.
Kitabımızın son bölümü olan “Türkiye’de darbeler, müdahaleler ve siyasi sistem” başlığını taşıyor. Bu bölüm, İlk başta 60 darbesini, 1970 sonrası, siyasi olaylarını ve 80 darbesini ele almaktadır. Yaşanan bu darbelerde mevcut siyasi partilerin yerine değinilmiştir. 80 darbesi sonrası oluşan yeni düzen ve iktidar partinin yerini koruma çabaları anlatılmıştır. Anayasanın102. maddesi içerik olarak vurgulanmış yaşanan cumhurbaşkanı seçimleri ile bu madde arasındaki benzerlikleri bulmanın güç olduğunu göstermiştir. Ardından Türkiye’de yaşanan ilk genelkurmay başkanı istifası ele alınmıştır. İstifanın sebebinin daha çok Körfez Krizi sonucu yaşandığını, bu Körfez buhranının Türk askeri sistemine etkisinin olduğunu görmekteyiz. Kitap, sona doğru Türkiye’nin kendi içindeki çelişkileri ve iç çatışmaları gözler önüne serilmektedir. Modernleşme amacının nasıl bize uygun olmadığı ve doğru bir şekilde uygulanamadığı anlatılmıştır.
Yakın tarih hakkında doğru ve yalın gerçeklere uluşmak isterseniz D. Mehmet Doğan’nın kaleminden dökülen bu kitabı şiddetle tavsiye ederim.
Simay Zişan Durmaz