eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
31°C
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
31°C
Perşembe Az Bulutlu
28°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
29°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Sil baştan eğitim

    Eğitimi bir oyun ve eğlence yeri yahut ürün imal eden bir fabrika olmaktan nasıl çıkarabiliriz? Kuşkusuz bu oldukça mühimdir, zira içinde bulunduğumuz eğitimin hâli, hal değildir. Pozitivizmin, pragmatizmin ve sekülerizmin cenderesindeki boğuk halimiz yetmiyormuş gibi bir de kendimizi kandıran tavrımızı sürdürmemiz, işin içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemektedir bizi. Eğitim sistemimiz, kültürel hale gelmek zorundadır. Bu nedenle öteden beri gelen dayatmacı, toplumu ve insanımızı değiştirici, dönüştürücü eğitim politikalarını devrimsel bir kararla tümüyle ortadan kaldırmalıyız.

    Bu politikalardan biri zorunlu eğitimdir. Herkesin 12 yıl eğitim almak zorunda olduğu bir eğitim, sömürgeci bir eğitimdir. Ülkenin ihtiyacı ve çağın gereklilikleri üzerine yetenek temelli bir eğitime geçmek zorundayız. Yani insanların yetenekleri ile ülkenin ve çağın ihtiyaçlarını koordine eden, buna göre planlama yapan bir politikaya geçmeliyiz. Bunun aksi olan eğitimin mevcut hali, hem pahalı hem israflı hem de dayatmacıdır. Mesela gençlerin yetenekleri dikkate alınmayınca onlara beceri kazandırılmaya çalışılıyor. Bunun için meslek liseleri özendiriliyor. Bir işte yeteneği olmayan birine beceri kazandırmakla hem o kişiye yazık hem harcanan paraya yazık hem de ondan kalitesiz ürün alan insanlara yazık ediyoruz. Ticaretle uğraşmaktan zevk alan bir genci temel eğitimden sonra bir işe yerleştirmek varken, bu kişinin ileriki yıllarını zorunlu olarak okulda geçirmesi kimseye fayda sağlamaz. Kaldı ki bu kişi mesela 12 yıl daha okusa, üniversiteyi bitirse, mesela öğretmen olsa, gene gidiyor bir ticaretle uğraşıyor. Bu genç ne öğretmenliği gönül rızasıyla ve verimli bir şekilde yapıyor ne de ticareti. Ne edip tutup yetenek taraması yapmalı ve buna göre yönlendirmelerde bulunmalıyız.

    Terk etmemiz gereken ikinci politika iş ve işlemlerimizi planlamamak, neoliberalizmin ve serbest piyasanın insafına bırakmak. Bizim planlama yapmamak diye ciddi bir sorunumuz var. Mesela hemen hemen tüm üniversitelere öğrenci alımında bir planımız yok. Eğitim fakültelerine her sene alınan öğrenci sayısı bir plan dâhilinde gerçekleştirilmiyor. Böyle olunca mezun ettiğimiz öğrenciyi serbest piyasanın zalim çarkına gönderiyoruz. Bu bir insan israfıdır. Sadece üniversite seviyesinde değil, ortaöğretimde de bir plan yok. Hatta son yıllarda öne çıkarılan okulöncesi eğitimin geliştirilmesi de bir plan sonucu ortaya çıkmış bir proje değil. İlgili yöneticilerin orada kendilerince bir boşluk görmesi ve kendilerini oradan gösterme arzusundan dolayı öne çıkarılmış bir projedir.

    Değiştirilmesi gereken eğitim politikalarından üçüncüsü öğretmenin karmaşık ve ağır iş yüküdür. Öğretmeni nöbet tutma, etkinlik gerçekleştirme, aşırı ders yükü ve seminer obezi yapma ağırlığından kurtaran bir sistem kurulmalıdır. Ardından öğretmenin sadece öğretmenlik yapması sağlanmalıdır. Şu haliyle öğretmenler biraz veli bilgilendirme uzmanı biraz çocuk avutucusu biraz gardiyan biraz şikâyet önleme koordinatörü biraz da üstün emirlerini yerine getiren memur konumundadır. Öğretmenlerin öğretmenlik yapacağı bir sistem kurmalıyız. Bu sistemde öğretmeni sadece alanıyla ilgili bilgi vermesi değil öğrencinin terbiyesinden de sorumlu tutmalıyız. Terbiyenin dikkate alınmadığı bir eğitim sistemi olamaz. Öğretmeni bilgi veren bir araç olmaktan kurtaran sorumluluk öğrencinin terbiyesinden sorumlu olmasıdır.

    Değiştirilmesi gereken dördüncü politika, teknolojinin eğitimdeki abartılı yeri. Eğitimi teknolojiye hapsetmemeliyiz. Teknolojide çağı yakalamak diye bir kompleksi var bizim eğitimcilerin. Oysa teknolojinin hemen gireceği yerler değil okullar. Mesela etkileşimli tahtaların köy okullarına kadar yerleştirilmesinin eğitime kazandırdığı ciddi bir şey yok aslında. Tam aksine öğretmene ve öğrenciye kaybettirdiği merak ve çalışma duygusu var; hazıra alışma hatta tembellik duyguları var.

    Değiştirilmesi gereken en önemli politika ise eğitim sisteminin yönetim yapısıdır. Kararlılıkla sürdürülen milli eğitim politikaların oluşturulduğu, kararların alındığı, uygulanmasını sağladığı ve takip edildiği bir eğitim politika kurulu oluşturmalıyız. Bu kurul, Anayasa mahkemesi üyeleri gibi yahut pandemi döneminde oluşturulan sağlık bilim kurulu gibi ciddi yaptırımı olan bir kurul olmalı, siyasetin kılıcından uzak tutulmalıdır. Milli eğitim bakanını ise bu kararları icradan sorumlu tutmalıyız (detaylı bilgi için 2020 yılında basılan “eğitimin kimlik arayışı” adlı esere bakılabilir). Kısaca eğitimi sil baştan ele almak gerekiyor artık.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Ömer Kızıl dedi ki:

      … ve artık bu kadar zaman kaybı oldu, bari bu saatten sonra olmasın diyeceğim ama nafile.
      Devran aynen devam edecek Üstad…

    2. Ahmet Tunahan dedi ki:

      Kaleminze sağlık.
      25 yıllık meslek hayatımda bir hakikate çok inanıyorum o da öğretmenler muallimlik yapmadığı sürece netice almak mümkün değil diye düşünüyorum. Mufredat öğretmenleriyle bu iş yarımyamalak bilgi yüklemekten test cözdürmekten başka bir işe yaramaz yaramıyor

    3. Mecit şahin dedi ki:

      Bana kalırsa toplumdan kaynaklanan bir şeydir. Yanı düşünemeyen bir toplumun özellikleridir. Orta-doğu ülkeleri zaten öteden beri düşünmeyi tefekkürü ve aklı kaybetmiştir. Bahsettiniz eğitimle ilgili problemlerin farkında bile değiller. Onun isteği mevcut sıtatoku gibi bir sistemin var olmasıdır. Tuhafıma giden aydın dediğimiz kesimler de böyle bir sistemin varlığından şikayetçi olmamalarıdır.zira değişimden yana bir çabaları bir düşünceleri yok.21 senedir seyredip bakıyorlar zira çeşitli nedenlerden dolayı hoşlarına da gidiyorlar bu kadar zaman içinde konuşmamak alternatif sunmamak bunun işaretidir mevcut duruma baktığımızda sanki herkesin bir rızası var gibi görünüyor.mevcut sistem katolıkçe bir sistemdir.değişmedi için protestanlar lazım.yoksa bu zihniyet sürüp devam edecek diye düşünüyorum. Selâmlar